Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Ensar Aytekin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle kaleme aldığı yazıda Türkiye Cumhuriyeti’nin genç bir rejim olduğunu söyledi. Cumhuriyetin ilanına kadar geçen süreyi de değerlendiren Ensar Aytekin, “Bu rejimin, bugüne geldiği süreç ne bir reklam arasıdır ne bir fragman” diye konuştu.
29 EKİM EŞİT YURTTAŞLIĞA GEÇİŞİN İLK ADIMIDIR
CHP Milletvekili Ensar Aytekin yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“29 Ekim tarihi zaferler silsilesinin son noktası, halkın tebaalıktan eşit yurttaşlığa geçişinin ilk adımıdır. 29 Ekim’de ilan edilen Cumhuriyet’in tarihi kodları; 16 Mayıs’ta Samsun’a hareket eden Bandırma Vapuru’yla başlasa da eyleme geçen kadronun Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa’ya eğitim için giden gençler olduğu bir gerçektir.
GELİŞMELER DERİN AYRIŞMALAR OLUŞTURDU
1789 Fransız Devrimiyle yayılan ulus devlet, ulusçuluk, hürriyet, eşitlik, kardeşlik gibi fikirler tüm dünyayı etkilerken aynı zamanlarda Osmanlı devleti de geniş topraklarda kurduğu egemenliği korumaya yönelik yollar geliştiriyordu. Yeni Osmanlılardan başlayıp Jön Türklerle tarih sahnesine çıkan bir kuşağın gelişine kadar geçen sürede Osmanlı, devleti ve tebaayı bir arada tutmak için çeşitli fikirlerle yaklaşık 100 yıla yayılan bir evrilme sürecinin içine girdi. Bu yüzyıl içinde, Tanzimat ve Islahat fermanları, Teşkilat-ı Esasiye kanunu, parlamento fesihleri, Osmanlı Rus savaşları, 93 Harbi gibi birçok gelişmeler yaşandı. Bu gelişmelerin ışığında devlet algısı bir çelik çekirdeğe dönüşmüş ve tebaa ile saray arasında derin ayrışmalar ortaya çıktı.
YENİ DEVLET İNŞA ETMEK MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARINA NASİP OLDU
Prens Sebahattinlerin adem-i merkeziyetçilik fikri, Osmanlıyı bir arada tutmak için geliştirilen Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık gibi alternatif söylemler ortaya atıldı. Bu fikirler Osmanlı devlet yönetimini daha fazla tutuculaştırıp, fikir alternatiflerine karşı acımasızca tavır almalarına sebep oldu. Şüphesiz bun yaşananların hepsi tarihsel bir birikim yaratarak yeni bir doğum için fikri veriler oluşturdu. İşte bu fikri verilerin hepsini derleyip, hasta ve çağın şartlarına uymayan bir devleti yaşatmaya çalışmak yerine yeni ve genç temalı bir devleti inşa etmek Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarına nasip oldu.
İŞKENCELER VE SÜRGÜNLER MUSTAFA KEMAL’İ BAĞIMSIZLIK FİKRİNE KARARLILIKLA BAĞLADI
İstibdadın işkencehanesi ve aydın hapishanesi olan Bekirağa bölüğünde geçirdiği 1 aylık zaman ve ardından başlayan Suriye sürgünü; Kurmay Subay Mustafa Kemal’, bağımsızlık fikrine daha büyük kararlılıkla bağladı. İttihatçıların saraya kurdukları baskı bir yandan sonuç vermiş bir yandan da tarihi bir kültürel, siyasal birikim yaratarak hasta Osmanlının reforma zorlanmasından çok ortadan kaldırılması fikrinin daha güçlü şekilde savunulmasına sebep olmuştu.
YA HÜRRİYET YA ÖLÜM
Yaklaşık 100 yıl süren fikir üretme süreci, Meşrutiyetin ilanı ile demokrasi kavramına vurgunun daha da arttığı bir sürece evrildi. Ve artık, Osmanlının hasta adamı kendini korumak için İngilizlere yanaşmaya ve İngiliz sömürgesi olmayı bağımsız kalmaya tercih ettiği için, bağımsızlık fikriyle yoğrulan genç subaylarca artık ömrünü tamamlamış bir yapıya dönüşmüştü. İşte Cumhuriyet düşüncesinin arkasındaki bu yol, tarihin her döneminde özgürlüğü için çarpışmaktan geri durmayan bir halkın en doğal refleksidir. Bu refleksin ortasında yaşanan 1. Dünya Savaşı sonrası süreç emperyalizmin her koldan arsızca saldırdığı bir dönem olarak önümüzde dururken, Osmanlının yöneticileri tek tek ülkeyi peşkeş çekmeye çalışırken, Damat Ferit ve kabinesi İngiltere’ye bağlılıklarını ilan ederken; genç bir subay, Mustafa Kemal, içinde büyüttüğü isyanı örgütleyerek ya hürriyet ya ölüm parolasıyla Anadolu’ya geçti.
TEK AMACI BAĞIMSIZLIKTI
Milli Mücadele döneminin, kongrelerin, Kuvva-i Milliye iradesinin tek bir amacı vardı: Bağımsızlık için mücadele. Bu mücadeleyi örgütleyen kadronun kararlılığı şüphesiz ki Fransız Devriminin yarattığı bir tartışma alanından ortaya çıkmıştı. Ve artık, 1919’la başlayan mücadele, askeri başarılara imza atan komutanların Mustafa Kemal önderliğinde kendini yaşatma alanı bulmuştu. Anadolu’nun her yanı işgal altındayken, gelecek gemiyi bekleyen son halife ülkesine tebasına zulümden, acıdan başka bir şey bırakmadı. Mustafa Kemal’in Anadolu için verdiği mücadelenin kodları Amasya Genelgesinde ortaya çıkmış, “vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir” maddesiyle durum tespiti yapılmış, “İstanbul hükümeti görevini yerine getirememektedir, bu durum milletimizi yok saymaktadır.” Maddesiyle İstanbul hükümetine açıktan tavır alınmış ve “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Hükmüyle de Milli Mücadelenin yöntemi ve amacı ortaya konmuştur. Amaç nettir: Bağımsızlık.
CUMHURİYET İRADESİ 1920’DE MEVLİSTE VÜCUT BULDU
1919-1923 arası dönem Türkiye Siyasal tarihinde bir devrim inşa ederken, her aşaması ilmek ilmek dokunan bir mücadeleye tanıklıktır. Cumhuriyet idaresi, 1920’nin meclis ruhunu daha da ileri taşımak ve sınıfsız bir halk inşa etmeyi başarmıştır. Lozan Antlaşmasıyla tapu senedi sonsuza kadar alınan ve dünyaya bağımsızlığını deklare Cumhuriyet, fikri anlamda Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eserim demesinin ne derece doğru olduğunu üstünden geçen 95 yılda defalarca göstermiştir.
BİR ÇOK FABRİKA HAYATA GEÇİRİLDİ
Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan kalkınma hamleleri, Teşvik-i Sanayi Kanunu, uçak fabrikasının açılması, şeker fabrikalarının kurulması, kağıt fabrikalarının kurulması, Paşabahçe de cam fabrikası, Beykoz’da deri fabrikası açılmasıyla bir yandan genç Cumhuriyetin kendini ayaklar üstüne kaldırma hamlesi yapılırken; Sümerbank, Etibank gibi kuruluşlar Cumhuriyetin devletçilik ilkesinin hayata geçirilmesinin en önemli adımları olarak görülür. Tüm bu yatırımlar, bugün bazı kesimlerce dudak bükülen, üstten bakılan işlerden sayılır. Sayılır çünkü, tarihin derinliklerinden gelen Cumhuriyet düşmanlığı halen hayattadır. Buna karşın Cumhuriyet de hayattadır. Ve öyle kalmaya devam edecektir.
CUMHURİYET REJİMİ DEMOKRASİYİ GETİRDİ
Türkiye siyasal tarihi, toplumsal siyasal tarihin de başlıca yönlendiricisidir. Siyasal tarih içerisinde, demokrasiyi getiren de Cumhuriyet İdaresi olmuştur. Tek parti döneminde yaşanan demokrasiye geçiş hamlelerinde, eski rejim ve hilafet yanlıları kendini göstermiş Kubilay Astsubay’ın acımasızca katli, Şeyh Sait isyanı gibi olaylarla gerici güçler eylemselliğe geçmiştir. Bunun üzerine devrimlerin henüz toplumda algılanabilir bir seviyede olmadığı tespiti ile, halkevleri ve Halkodaları Türkiye tarihinde yerini almıştır. Bugün, bir gecede cetlerinin mezar taşlarını okuyamadığını iddia ederek, Harf Devrimini eleştiren güruhun cehaleti halen sürmekte, Osmanlı’da okuma yazma oranının yüzde 10’larda olduğu gerçeği 1927 yılında yapılan nüfus sayımı verilerinde de görülmektedir. Bu gerçeğe rağmen, üstelik sarayda konuşulan dilin mezar taşlarına yazılan dille bir alakası olmadığı da bilinmesine rağmen ısrar ve inatla Harf Devrimi bizi cahil bıraktı tezi, kof gerçeklikle ilgisi olmayan, belli mihrakların dilindeki bir sakızdır.
KÖY ENSTİTÜLERİ BUGÜN BİLE HALA HEDEFTE
Toplumsal siyasal tarih; Cumhuriyet iradesinin yarattığı ortamla büyürken Köy Enstitüleri gerçeği ile çağının çok ilerisinde bir modelleme ile büyük bir dönemeçten geçmiştir. Yukarıda saydığım güruh bu sefer “komünist yetiştiriyorlar “ teziyle Hasan Ali Yücel’i, İsmail Hakkı Tonguç’u ve dolayısıyla İsmet İnönü’yü hedef almışlardır. Bugün olduğu gibi. Devrimlere direncin en önemli göstergelerinden olan Köy Enstitüleri bugün dahi aynı söylemlerle belli mihrakların hedefidir. Nitekim, Kars Cılavuz Köy Enstitüsünün yerleşkesi üzerinde bugün İmam Hatip Lisesi, Savaştepe Köy Enstitüsünün üzerinde ise Necip Fazıl Anadolu Lisesi vardır. Bu ideolojik saiklerin, temelde Cumhuriyet fikrine yönelik düşmanlığı dönem dönem kendine ciddi taraftarlar bulmuştur. Tarihi travmalardan biri olan Sivas Katliamı esnasında “işte cehennem ateşi, kahrolsun laiklik” sloganları toplum içerisine derzolan gerici kodların da bir söylemi olarak ele alınabilir.
TÜRKİYE 2002’DEN BERİ MUHAFAZAKAR BİR PARTİ TARAFINDAN YÖNETİLİYOR
2000’lerden sonra, dünyada yükselen otoriter eğilimlerden nasibini alan Türkiye, 2002’den beri muhafazakar olduğu iddia edilen bir parti tarafından yönetilmekteyken cemaatlerin ve dini kisve altına saklanan terör örgütlerinin açık hedefi haline gelmiştir. İktisadi olarak, IMF programlarını bozmadan sürdüren iktidar, özelleştirme eylemleriyle Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını tek tek satmış yerine ruhsuz kentler ve üretmeyen insanlar yaratmıştır. Tüketimin ana eğilim olduğu günümüzde her gün siyaset sahnesini işgal eden iktidar, 15 Temmuz’da yaşanan alçak saldırıyı devletten çok kendilerine yapılan bir eylem olarak ele almış, milletin ortak olarak darbeye, cuntaya hayır deme refleksini de kendine başarı yazmıştır. Halbuki, Yenikapı ruhu denilen ve genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katıldığı o mitingde yapılan konuşmanın mesajı açık ve nettir: Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ NE REKLAM ARASI NE DE BİR FRAGMANDIR
Bugün 95 yılını geride bıraktığımız Cumhuriyet; insan ömrüyle bakıldığında yaşlı, devletler tarihi açısından bakıldığında ise henüz daha genç bir rejimdir. Bu rejimin, bugüne geldiği süreç ne bir reklam arasıdır ne bir fragman. Cumhuriyet her şeyden önce bir yaşam biçimidir. Şeriata karşı pozitif hukuktur, gericiliğe karşı ilericiliktir, devrimciliktir. Osmanlıya karşı Cumhuriyettir. Yobazlığa karşı bilimdir. Halka kibirlenmeye karşı, yurttaşı dinlemektir. Öfkeye karşı dinginliktir. Düşmanlığa karşı barıştır. Ve bu haliyle, 21.yüzyılda da insanlarca yaşatılacağı açıktır. Bu toplum, her özel günde Anıtkabir’i hınca hınç doldurmakta, Cumhuriyet fikrine olan bağlılığını her seferinde göstermektedir. Daha iyi bir Cumhuriyeti, topluma öncelik edecek kadrolarla akılcı ve halkçı politikalarla inşa edecek olan da Amasya Kongresinde belirtildiği gibi milletin azim ve kararlılığıdır.
O yüzden 95. Yılını geride bıraktığımız Cumhuriyet, önderi ve kurucusu, ebedi başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün bilim ve akıl rehberliğiyle nice 95 yıllara yürüyecektir.”