Rakibi engellemek çözüm mü?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugünlerde gündeme dair yazmak oldukça zor. Çünkü çok hızlı bir süreç yaşanıyor.  Siyaset alanında, son bir haftada çok fazla gelişme oldu. İktidar ve medyasının ön hazırlık yaptığı ve beklenmekte olan “İmamoğlu” planı uygulamaya alındı. Fakat buna karşılık pek beklenmeyen bir şekilde gençler ve yurttaşlar da, güncel siyasete el koyup sokağa taştı. Bu tespitimi, biraz açmaya çalışacağım izninizle.

 

Hatırlayın lütfen, Mayıs 2023 genel seçimini kendi hataları ve iktidarın çeşitli taktikleri sonucunda kaybeden muhalefet bloku dağılmış, bölünmüş ve içe dönmüştü. Ancak CHP bir Kurultay sonucunda, yönetim ve lider değişimiyle toparlanıp, demokrasi talep eden vatandaşların karşısına “güvenilir” bir alternatif olarak tekrar çıkabildi. Bu etkili dönüşümü İmamoğlu ve arkadaşları sağladılar. Ödülünü de Mart 2024 yerel seçimi ile aldılar. İktidar fena halde şaşırdı bu sonuca, çünkü bütün bunlar olurken ciddi bir “güç zehirlenmesi” yaşıyordu. Ancak çabuk toparlandı. Önce CHP’nin “yumuşama” teklifini biraz zaman kazanmak için kullandı. Ekonomide anlamlı bir sonuç almasının pek mümkün olamayacağını anladığında ise sertlik politikasına dönüp, muhalefeti yerel yönetimlerde başarısız kılmaya döndürdü rotasını. Çeşitli yöntemler kullandı. Vergi ve prim alacağı tahsili, kredi engeli derken, işi “silkeleme” noktasına kadar getirdi. Ancak düşük maaş ve ücret verme ısrarı, enflasyon, işsizlik ve gelecek kuşkusu nedenleriyle de, anketlerde muhalefetin önüne geçemedi. O zaman sıra yine muhalefeti bölme planlarına geldi. İç politikada olanların kısa özeti buydu.

 

DIŞ POLİTİKADA DURUM…

Gelelim dış politikaya. Trump’ın ikinci döneminde Dünya’da ciddi değişimlere niyet ettiği önceden anlaşılmıştı. Etkilerini yakınımızda Suriye, Gazze, Ukrayna ve Avrupa politikalarında göreceğimiz de ortaya çıktı. Dış politikaya kazanç odaklı bakan Trump, sıcak çatışmadan satın almaya kadar tüm yöntem tercihlerini ve amaçlarını da açıkça dile getirdi. Yeni bir döneme geçiyordu Dünya. İktidar da hemen bu yeni döneme hazırlanmaya koyuldu. Suriye’deki etnik temizlik ve İsrail’deki soykırım varken “Ortadoğu’da liderlik” talebini gündeme bile aldıramayacağını gördü. Bu sefer Rusya ile Ukrayna savaşında “barış gücü” olmak veya Avrupa’nın güvenliği için “askeri görev” almak gibi planlarını duyurmaya başladı. Askerimizi öne sürüp, karşılığında ekonomik ve siyasi kazanımlar sağlama politikasıydı bu sadece. Fakat bu politikalarla ABD, AB ve Rusya ile masaya oturabilmek için, öncelikle “tekrar iktidar” garantisini yakalaması da şarttı. Otoriter yönetimlerin giderek çoğaldığı yeni Dünya’da, iktidar bu tür pazarlık ve ortaklık masalarına, kendisinin daha çok yakışacağını düşünüyordu.

Sonuçta da, Anayasa değişikliği ve yeniden aday olabilme şansı için bir çıkış yolu bulmaya girişti. “Uyumlu muhalefet” beklentisi zaten hayata geçmemişti. Muhalefeti yine bölebilmek için Ekim 2024’te Bahçeli açılımı devreye alındı bu defa. Öcalan’ın zaten yıllardır razı olduğu bir durumu, yeni bir gelişme ve süreçmiş gibi kamuoyunun önüne koydu. Barış elbette iyidir ve ülkemizin en büyük özlemidir. Ancak bu sürecin işlemesinin önünde, içeride olmasa bile Suriye’de pek çok engel vardı. El Şara bile iktidar geçişini sağlamak için dört yıla ihtiyacı olduğunu söylerken, Suriye’de hemen silah bırakmanın sonuçlanmasını da beklemek oldukça zor. O nedenle iktidar, diğer önlem planlarını da devreye soktu.

 

DİPLOMA MESELESİ

CHP’yi bölmeye yönelik olarak Kılıçdaroğlu ve Yavaş üzerinden çeşitli algı çalışmaları yapıldı. Bunlar sonuç vermeyince, doğrudan CHP yönetiminin ana halkası olan İmamoğlu hedef alındı sonunda. Zaten devam eden ve karar aşamasında olan çeşitli davaları vardı. Üniversite diploması da sorun edildi. Yargı ve usuller iyice zorlanarak üniversiteden bir “iptal” kararı alındı. Geçmişte bazı gençlerin yükseköğrenim için önce yurtdışında bir kuruma kayıt olup, bir süre sonra ülkesindeki üniversitelere geçiş yapmaları zaten eleştiriye açık bir usuldü.

Fakat 35 sene önce bunu tercih eden de sadece İmamoğlu değildi. İptalden sonra görüldü ki, aralarında bir profesörün de olduğu 28 başarılı insanın diploması daha söz konusuydu. Tamamı bu kadar mıdır, onu da bilemiyoruz. Üstelik bu usul, halen dahi ülkemizde uygulanıyor ve okul denkliği için gereken tüm şartların doğruluğunu teyit edebilecek bağımsız bir kurumu da yok.

 

TERÖRE KAYNAK, ÖRGÜTLÜ YOLSUZLUK…

Ülkedeki tüm kurumlar siyasileşmişken, bu denetimi kimin yaptığı ve kararın nasıl verildiği de daima tartışmaya açık olacaktır. Kısacası, İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olma şartını yitirilmesi kadar, diploma merkezli çeşitli söylenti ve şaibeler üzerine yapılan bir algı yönetimi, meşruiyet çabası dahi olabilir bu iptal kararı. Mahkemeden dönmesi de kuvvetle muhtemeldir. O nedenle İmamoğlu’na kapıları iyice kapatmak amacıyla bu sefer, “teröre kaynak sağlamak” ve “örgütlü yolsuzluk yapmak” gibi suçlamalarla yeni bir gözaltı süreci daha başlatıldı. İstanbul B. Belediyesi’ne kayyum atanması gündeme getirildi. Yetmedi, Kurultay iptali suretiyle CHP’ne de kayyum atanması, hatta yerel seçimlerin yenilenmesi gibi konularda yayın yapılmaya başlandı. Ö. Özel de bu durumda “erken Kurultay” kartını çekti ve İBB’ye “asla teslim etmeyeceğiz” diyerek gelip yerleşti.

Saraçhaneyi toplumsal direnişin merkezi yapma fikrini ise İstanbul’daki üniversiteli gençler verdi. Haksızlığa protesto başlayınca odak da partiden vatandaşa döndü. Bu protestoları Ankara, İzmir ve bütün kentlerden özellikle gençler de benimsedi. Temel güdüleri ise “adalet” duygusu ve “İmamoğlu’na bu yapılırsa, bize neler yapılmaz ki?” düşüncesiydi. Gençlere sadece CHP’liler değil, ana ve babaları, dede ve nineleri bile destek oldu. Yüzbinlerce yurttaş bu haksızlığa karşı çıktı. Zaten demokrasimiz sadece seçim sandığına indirgenmiş durumdaydı, şimdi bir de siyasi rakibi hapse atılıp silme keyfiyeti ortaya çıkınca, kalan demokrasi kırıntıları da tehdit altına giriyordu. Sonuçta “Rusya gibi mi olacağız?” diyen herkes indi sokağa.

 

SİYASİ MAĞDURLAR

İşte kusursuz işlediği düşünülen ve karşı konulamaz sanılan “aday harcama” süreci de, bu noktada ters tepti. Nihayetinde İmamoğlu “yolsuzluk” suçlamasıyla tutuklanıp hapse konuldu. Fakat aynı gün önseçim yaparak adayını açıklamaya hazırlanan CHP de, dayanışma sandıkları için büyük talep gelmesi üzerine halkın çağrısına uydu ve desteğe koşanlarla İmamoğlu bu önseçimden 2 milyon CHP üyesinin değil, 15 milyon vatandaşın onayıyla çıktı.

Şimdi M. Yavaş’a da yönelse, tüm muhalif belediyelere davalar da açtırsa iktidar, artık bu sürecin mağlubudur sadece. DEM parti bile, İmamoğlu planının aslında Öcalan uzlaşmasını durdurmak için uygulamaya alındığını söylüyor. Diğer muhalefet partileri, Öcalan için ısrarla bir uzlaşma dilinin kullanıldığı bu dönemde, CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarına garip bir şekilde “terörist” diye suçlama yapılmasını eleştiriyor. Küçük bir kesim hariç, iktidar blokuna destek olan vatandaşlar bile, İmamoğlu’nun bu suçlamalardan da aklanacağını düşünüyor. Ancak bir çeşit “rehin alma” yöntemi olan bu uygulamanın, o kadar çok siyasi mağduru var ki ülkemizde, artık davaların sona ermesinde zaman faktörünün ne kadar önemli olduğu gayet iyi biliniyor.

 

İKTİDAR GERİ ADIM ATAR MI?

Seçimle gelenin seçimle gitmesi gerektiğini söyleyen, yakın geçmişteki bazı yanlış uygulamaları onaylamayan vatandaşlar, bugün İmamoğlu’na yapılanı da eleştiriyor. Günümüzde Dünya’da yaşanması muhtemel yeni paylaşım girişimlerinde rol ve mevzi kazanmaya yönelen iktidarın, zamana uyma konusunda gösterdiği gayretinden ziyade, hala devam eden başarısızlıklarını yargılıyorlar. Üstelik ne istediyse verdikleri bir iktidarın, ülkeyi bu duruma getirdikten sonra bir de rakip öğütme projesi başlatmasına, haksızlığına, adaletsizliğine karşı artık sessiz kalmak istemiyorlar. Tabii ki yolsuzluk varsa göz yumulmasını kimse kabul etmiyor ama “umut beslediğin her şeyi ezerim” denilmesine de rıza göstermiyor. Bu yapılana da sessiz kalırlarsa, yarın “artık seçim yok” denilmesi mümkün olabilir diye korkuyorlar. Onun için direniyorlar ve iktidar geri adım atmadan bu sıkışıklıktan çıkamayacak.

 

GENÇLER BİR KEZ DAHA HARCANMAMALI!

Vatandaşının kaygılarını dinlemeden, iç ve dış gelişmeleri kendince okuyup hazırlık yapan iktidara güven tamamen azaldı. Vatandaşın meselesi Papazın kızı, Dedenin torunu, İmamın oğlu falan değil. Bu sefer de olmazsa, gider Müftünün evladını bulup önüne katar kendisine bir çıkış bulur artık bu halk. Birlik olur, fedakarlık yapar, emek verir yepyeni bir yol bulur. Yönetemeyen iktidar, o nedenle artık yeni senaryo hazırlıkları yapmamalı, yeni Anayasa çıkartmaya da kalkmamalı. Uzlaşmak ve konuyu sokaktan Parlamento’ya taşımak zorunda. Öncelikle vatandaşların kime güvendiğini görmeli tüm Dünya. Erken seçim yapılsın sonra diğer konulara bakar, ortak payda da bulunur halkımız. Kafamızı taşa vurup akıllanmayalım bu sefer lütfen, olacağı baştan görelim ve yolunu açalım. Sıkışan siyasete, bıktıran ekonomiye, yok olan demokrasiye karşı çıkan ve barışçıl protesto hakkını kullanan halka, özellikle de gençlere ilaçlı suyla, gazla, plastik mermiyle yanıt verilemez. Kötü görüntüler ve orantısız şiddet son bulmalıdır artık. Bu yöntemler defalarca uygulandı da ne oldu? Y kuşağı, Z kuşağı deyip, yetişmekte olan gençlerini bir kez daha harcamamalı Türkiye. Şimdi halkı sokağa döken sebepleri anlamaya ve çözmeye odaklanmak zorunda tüm siyasetçiler.

Rakibi engellemek çözüm mü?
Giriş Yap

Balıkesir Haberleri ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!