POLİTİKA

SAAT KULESİ VE ŞADIRVANIN DİLİ OLSA DA KONUŞSA…

SAAT KULESİ VE ŞADIRVANIN DİLİ OLSA DA KONUŞSA…
AHMET SERT
AHMET SERT( ahmetsert@gmail.com )
1.840
25 Aralık 2020 - 16:53

Gelin size bu yazıda Balıkesir Saat Kulesi, tarihi taş şadırvan, Eski Ziraat Bankası Binası ve yanındaki arazinin hazin ve talihsiz kısa hikâyesini anlatmaya çalışayım.

Bunu da, hikâyeyi anlatırken çok belgeye ve bilimsel veriye boğmadan kısa ve basit şekilde yapalım.

Birkaç yıldır, şehrimizin en merkezi yerlerinden birinde, en değerli iki hatta üç tarihi eserimizin yanında inşa edilen ticaret merkezi ile ilgili tartışmalar son sürat devam ediyor.

Son yıllarda şehrin gündemine o büyük ve tarihi şehirlerimizin, özellikle İstanbulların lügatinde olan siluet kelimesi de yavaş yavaş yerleşmeye başladı.

Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum’un şehrimizi ziyaretinde, Paşa Cami çevresindeki bazı yapıların yüksekliğinin camiden fazla olduğu gerekçesiyle bu eserlerin siluetini gölgelediğini dile getirmesiyle tartışmalar daha da alevlendi.

Şimdi isterseniz gelin bu ticaret merkezi inşaatının yapıldığı arsa ve çevresiyle ilgili geçmişte bir yolculuğa çıkalım.

Bu değerli arsada 19. yüzyılın ikici yarısından sonra, ülkedeki diğer bazı şehirlere yapıldığı gibi bir Hükumet binası yapıldığını görüyoruz.

Bu bölge Balıkesir şehri kurulduğunda yerleşim gören ilk yerlerden biri… Yani şehrin en eski ve merkezi yerlerinden…

Hükumet Binası yapıldıktan kısa bir süre sonra bu binanın yanına bir hapishane yapıldığını ve mahpusların burada hapsedildiğini görüyoruz.

Bu bina, bünyesinde Balıkesir’in ilk belediye birimini barındırması bakımından da önemli…

Ancak şimdinin belediyesi gibi binlerce personel, araç ve bina canlanmasın kafanızda. Birkaç kişi, bir iki oda hepsi bu… Daha çok o zamanın idare biçimi olan mutasarrıflıkla iç içe olan, daha ne olduğu, ne yapacağı çok da anlaşılmayan bir oluşum.

Bu bina onlarca yıl bu arsada varlığını sürdürdü. Ta ki şehirde yeni bir hükumet binası yapılana kadar.

Bu yeni hükumet binası şimdi herkesin bildiği gibi Kızılay ve Vasıf Çınar Caddesinin birleştiği yerde faaliyetini sürdürmekte…

1930’lardan önce küçük bir kasaba görünümündeki Balıkesir’de Kuva-yı Milliye Müzesinden aşağıya doğru inen Kızılay Caddesinin bile sonradan açıldığını söylersek kafanızdaki şehir algısı daha iyi oturur herhalde…

1935’de başlayan inşaatla 1937’de ana yapı olarak hükumet binası bitirildikten sonra, yanına biri maliye biri adliye binası olmak üzere iki kısım daha eklenen bina bugünkü durumunu aldı.

Yeni hükumet binası ve adliye-maliye kısımları yeni yerinde 1930’ların sonuna doğru tam anlamıyla bitip faaliyete başlayınca bizim saat kulesi, şadırvan ve Ziraat Bankası (Şimdiki Ömer Ali Bey Yazma Eserler Kütüphanesi) binalarının talihsiz yılları başlamış oldu.

Yeni Hükumet Binası faaliyete başlayınca mülkiyeti Maliye Bakanlığında olan ama Milli Savunma Bakanlığınca Askeri Hastane olarak kullanılan eski hükumet binası ve hapishanenin bulunduğu bu arazi kıymete bindi.

O yıllar bilindiği gibi tek parti yılları… İl valileri aynı zamanda partinin il teşkilatının da başında…

Vali Recai Güreli zamanında yani 1938-39 yıllarında, halkevinin kullandığı binanın yeterli olmadığı gerekçesiyle yeni bir binaya ihtiyaç duyuldu.

Bu halkevi binası, orman bölge müdürlüğü binası yanında, şimdi Altıeylül ve Karesi Belediyelerinin ortak kullandığı binanın olduğu yerdeydi.

Yıkılan Halkevi binası daha 1984’e kadar belediye binasının yerinde, eskilerin çok iyi hatırlayacağı gibi önce halkevi, sonra şehir kulübü olarak hizmet eden çok güzel, tarihi bir binaydı. (Ki bu bina da Türk Ocağı için inşa edilmiş, ancak Türk Ocakları Lağv edilerek Halkevlerinin içinde eritilince binanın tapusu Halkevine geçmişti.)

Şimdiki belediye binası da kısa süre sonra yıkılarak tarihin tozlu sayfalarına karışacak.

Yeni bir Halkevi binası yapılması için Ankara’ya ısrarlı yazılar yazıldı. Ancak Ankara her defasında bu talepleri reddetti.

Edremit ve Bandırma’daki halkevi inşatlarının devam etmesi, mevcut binanın hizmet için yeterli olması gösteriliyordu gerekçe olarak.(Ah zavallı şehrim, daha o zamandan büyük abi olmanın cezasını çekmeye başlamıştı.)

Birkaç yıl sonra yerel idareciler Ankara’nın net ve katı tavrını yıkmayı başardı; “tamam” dedi Ankara…

“Uygun bir yer bulun.” o halde dediler; ancak bir şartla “yere ve paraya karışmayız, bu iş sizin işiniz.”…

İlk olarak akla gelen yer istasyon karşısındaki futbol sahası (şimdiki TTM.) oldu. Ancak şehrin biraz dışında kaldığı gerekçesiyle kabul görmedi. Şehrin ne kadar küçük olduğunu ve dar bir alanda şekillendiğini varın siz hayal edin.

Sonra bir anda bütün dikkat şimdinin iş merkezi inşaatının olduğu alana yani eski hükumet ve hapishane binasının olduğu alana yöneldi.

Ancak mülkiyeti Maliye Bakanlığında olsa da bu binaları Askeri Hastane ve lojistik işleri için kullanan Milli Savunma Bakanlığı da bu yeri vermemek için alttan alta çalışmaya başlamıştı.

Sonra ne mi oldu; bu bilek güreşinin kazananı Milli Savunma Bakanlığı oldu. İkinci Dünya Savaşının o en hararetli yıllarında Ankara’da bakanlıklar ve yerel idareciler arasında gidip gelen bu arazi meselesi 1942 Aralığında arazinin MSB’ye devriyle sonuçlandı.

Bizdeki hâkim anlayışa göre böyle büyük bir araziyi boş bırakıp; park, yeşil alan vs. yapmak mümkün mü hiç, tabi ki değil…

Keşke daha o zamanlarda bu alana heyula gibi çöken o yapılar yerine güzel, şirin bir yeşil alan yapılıp, etrafındaki tarihi eserler tüm azametiyle, güzelliğiyle ortaya çıkarılabilseydi.

Hadi bu olmadı diyelim; en azından eski hükumet binası ve ekleri olarak hizmet veren hapishane gibi bu tarihi binalar, güçlendirilip, restore edilip varlıklarını sürdürebilseydiler.

Gerçi tarih, olasılıklar üzerinden yapılmaz ama bu alanı ve üzerindeki binaların mülkiyetini o dönemlerde belediye almayı başarıp, bu alana bir Halkevi inşa edebilseydi, durum ne olurdu acaba diye aklımdan geçmiyor da değil hani…

Neticede bu bina yukarıda şimdiki Askeri Hastane hizmete girince, Milli Savunma Bakanlığından alınıp, yeniden belediyenin mülkiyetine geçti.

Ancak haliyle halkevleri kapatıldığından artık böyle bir ihtiyaç da kalmamıştı.

Balıkesir Belediyesi bu alandaki eski hükumet binası ve diğer yapıları 1950’lerin sonuna doğru yıkarak, herkesin bildiği gibi burada bir ticari site inşaatını 1960’ların başında bitirdi.

Bu site, uzun yıllar; içinde kurumların ve dükkânların faaliyet gösterdiği, sinema gibi sosyal etkinliklerin gösterildiği bir yapı olarak hayatına devam ettikten sonra SGK tarafından belediyeye, belediye tarafından da şimdiki sahiplerine satıldı.

Mülk sahiplerince yıkılan yapının bulunduğu alanda şimdilerde dev bir ticari yapı yükselmekte.

Bu yapının yoğunluğu ve yüksekliği nedeniyle oluşan baskı yüzünden şadırvan, Ömer Ali Bey Yazma Eserler Kütüphanesi ve Saat Kulesi arasında artık bir irtibat kurabilmek ve bu tarihi eserleri görmek mümkün değil.

Bu arazi özelinde görüldüğü gibi ülkede ve şehirde o kadar hızlı ve dinamik bir değişim var ki hızına yetişebilmek mümkün değil.

Ancak bu olayla ilgili yaptığımız çıkarım sonucunda üzülerek görüyoruz ki; tarihe, tarihi esere bakış konusundaki bilinç düzeyimiz yerlerde.

Ne yazık ki; estetik, yüksek sanat ve kültür, görgü, geleneklere saygı gibi konularda çok da başarılı bir toplum ve şehir olmadığımız apaçık ortada…

Tarihten, tarihi eserden, kültürden, sanattan, yeşilden uzaklaşarak, betonun hâkim olduğu gri renkli tek tip şehirlere mahkûm olmanın acısı içimizde katmerleşirken…

Ölüyor bizle beraber şehrimiz…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Nisan 2021
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031 

Gazetemiz İHA abonesidir. Kaynağı haber ajansı olan haberlerimiz dışındaki haber gazetemiz özel haberleridir ve yayın hakları bize aittir. İzin almadan kullanmayınız. Köşe yazarlarının yazıları yazarlara aittir.