Tarih, 16 Ocak 2005. 

Gazete, Sabah Gazetesi.

“Ankara’nın felaket senaryosu” başlıklı bir haber.

Haber kaynağı bir meteoroloji uzmanı.

Meteoroloji Mühendisi İsmail Küçük’ün “Ankara’da kesin sel felaketi yaşanacak. Birçok yer tahrip olacak.” şeklindeki beyanatı.

Aradan geçen onca seneler.

Ve 11 Haziran 2015 günü, Ankara’da yaşanan bir sel felaketi.

Ayrıca 5 Mayıs 2018 günü, yani 2 gün öncesi, yine aynı bölgede yaşanan diğer bir sel afeti.

Sonuç, yaralılar ve mal kayıpları.

Peki, suçlu kim?

Yöneticiler açısından bakarsanız, suçlu doğanın kendisi.

Başka bir deyişle, aşırı yağışlar ve dolayısıyla iklim değişikliği.

Çünkü iklimler değişiyor ve yağışların şiddet ve sıklıklarında artışlar bekleniyor.

Lakin işin uzmanlarına göre, bu tür felaketlerin asıl sorumlusu insanın kendisi.

Başka bir deyişle, meteoroloji ve iklim biliminin şehir yapılaşmasında yeterince dikkate alınmaması.

Ayrıca, dere yataklarının birer yerleşim alanı olması.

 

Bakınız, Ankara’daki bazı yerleşim yerlerinin adları nelerdir?

Kavaklıdere.

Cevizlidere.

Bent Deresi.

Kirazlıdere.

Dikmen Deresi.

Bülbül Deresi.

Hoşdere.

Ve diğerleri…

 

Unutmamak gerekir ki, su akar yatağını bulur.

Suyun yatağı da derelerdir.

 

Elbette bu durum, sadece Ankara için geçerli değil.

Ülkemizin her yerinde, dere isimli yerleşim alanları mevcut.

Bir de buna Şehircilik Meteorolojisi’nin eksikliğini eklerseniz, alın size her yerde sel ve taşkın afetleri.

 

Balıkesir’in içinden geçen bir taşkın deresi.

Adı Çay Deresi.

Hiç taşmayacağı düşünülen bu derenin 2015 yazında taşması.

Bu yaşanmışlığa rağmen, bu derenin üstünde bir Avlu Projesi.

Geçen yaz görülen bir şiddetli yağışta, açılamayan tahliye kapakları.

Ayrıca deredeki tüm pisliklerin, şiddetli yağışlarda Avlu’dan geçmesi.

Gerekli tüm tedbirlerin alınması ümidiyle, sağlıcakla kalın.