ABD başkanı Trump’un Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak tanıyan, yıllar önce çıkmış ama bu güne kadar onaylanmayan yasayı, dünya kamuoyu önünde gösterişli ve şaşalı bir imza ile onaylamasının ardından, İslâm işbirliği teşkilatının(İİT) İstanbul’da yaptığı toplantıda, Kudüs ve Filistin’le ilgili aldığı kararlar oldukça önemlidir.

Önemli olduğu kadar da dünyanın jandarmalığını yürüten başta ABD olmak üzere bütün emperyalist güçlere önemli bir mesajdır. Tabi arkasında durulabilirse.

Hatta bu Kudüs konusu İslam ülkelerinin uyanmasına, kardeşliğinin hatırlanmasına ve kurtuluşlarına bir vesilede olabilir. Hani denir ya; her şerde bir hayır vardır. Bu şer gibi görünen meseleden de inşallah birlik, beraberlik ve hayır doğar.

İİT’nin bugüne kadar suya sabuna dokunan en önemli kararıdır diyebiliriz Kudüs konusundaki kararlara.

Ancak Kudüs için alınan kararlar tek başına yeterli değildir. Önemli olan alınan kararların uygulanması ve uygulamaların arkasında kaya gibi durulmasıdır. Retorikte(söylemde) kalmamasıdır.

Çünkü uygulanmayan kararların hiçbir hükmü olmadığı gibi güvenirliliğinizde olmayacaktır.

Konuşmaktan ziyade varsa planlarınızı uygulayacaksınız. Yoksa arkası gelmeyen asarım, keserim, şöyle böyle yaparım laflarını hiçbir kimse ya da devlet dikkate almaz, almıyor da. Ya söylediğinizi yapacaksınız ya da hiç söylemeyeceksiniz.

Ya aldığınız kakarları uygulayacaksınız ya da uygulayamayacağınız kararları almayacaksınız.

Eğer alınan bu kararların arkasında durulabilirse, hem İslâm ülkelerinin güvenirliliği artacak, hem İslâm üzerinden yürütülen terör faaliyetleri duraksayacak, hem İslâm ülkelerinin dünya üzerindeki gücünün artması sağlanacak, hem İslâm ülkelerinin devamlı karıştırılmasının önüne geçilecektir.

Hem de ABD, AB, Rusya, Çin, İngiltere ve İsrail gibi emperyalist güçler bundan sonra, kedinin eniğiyle oynadığı gibi İslam ülkeleriyle oynayamayacak ve kullanamayacaktır.

Böylece İslam ülkelerinin birlikteliğinden yeni bir güç doğmasının da yolu açılacaktır. Kardeşin kardeşi kırmasının önüne geçilmesinin de vesilesi olacaktır.

İki milyar Müslüman’ın da belki ezilmişliğine, örselenmişliğine, aşağılanmışlığına, fakir fukaralığına, yoksulluğuna, geri kalmışlığına, birbirini yemesine son verilmesi yolunun da açılmasını sağlayacaktır.

Bir başka önemli nokta, zengin kaynaklar üzerinde oturan İslam ülkelerinin kendilerine faydası olmayan bu kaynaklardan nasiplenmeye başlamasının yolu da açılmış olacaktır.

Ayca Osmanlı düzeninin bozulmasıyla birlikte, yaklaşık yüz yıldır Müslümanların yaşadığı fetret devrinin sonu da getirilmiş olacaktır.

Belki de yeraltı ve yerüstü kaynakları, ilgili ülkelerin halklarının refah ve mutluluğu için kullanılması yolunun başlangıcını teşkil edecektir. Biraz daha ilerisini söyleyelim. Müslüman ortaçağının kapanmasına gidecek yolu açabilecektir.

Eğer alınan bu kararların uygulaması gerçekleşirse, göreceksiniz sadece Türkiye’nin değil, bütün İslâm ülkelerinin dünya politikaları üzerindeki etkinliği de artacaktır.

Hatta ABD, AB, Rusya ve Çin’den sonra İİT dünyanın beşinci en etkili güçlerinden birisi olacaktır. Zaten BM’den sonra en büyük 2.devletler topluluğudur.

Öyle düşünüyor ve umuyorum ki, bu toplantı ve kararlarıyla, durumun tersine çevrileceği bir fırsat yakalanmıştır. Kıymeti bütün taraflarca iyi bilinmelidir.

Bu fırsatın bütün İslâm ülkelerince iyi değerlendirileceğini umuyorum.

Bilmiyorum bunları düşünmekle, olmayacak duaya âmin diyerek, yazıp söyleyerek çok mu iyimser bir yaklaşım gösteriyoruz.

Bekleyip göreceğiz.