Yaşamını halkımızın ulus olma bilincine, gönencine ve mutluluğuna adayan büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ü bu yıl da özlemle anıyoruz.

Ulus devlete ve ulusal bütünlüğümüze saldırıların yoğunlaştığı, “yeni mandacılar” la çağdaşlık ve uygarlık karşıtı güçlerin Atatürk’ü acımasızca aşağıladığı bu duyarlı dönemde Atatürk sevgisini, O’nun devrimlerini ve Atatürkçülük ateşini diri tutmak zorundayız.

Atatürk sevdalısı dostum Çelik Gülersoy Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 2 Nisan 1995 tarihli yazısında günümüzün entellerini eleştirirken şöyle demişti:

“Bu genç adamın unuttuğu şey, 1920’lerde bu topraklarda bir holdingin değil bir devletin kurulması savaşının verildiğidir. Kalpaklılar, o devletin tarihte ilk kez “ulusal” ve uzun yıllar sonra “ilk kez bağımsız” olmak için ortaya canlarını koymuş idealistlerdir.”

Çelik Gülersoy’un ulu önderimiz Atatürk hakkındaki şu sözleri nasıl unutulur?

“En ileri toplumların ve ülkelerin bile ancak birkaç yüzyıl sonunda başarabildikleri bir düzeni Atatürk, olağanüstü iradesi ile Türkiye’ye birkaç yıl içinde sundu. Hangi ülkede, kanlı bir savaşın hemen ardından, ateşten çıkmış bir komutan, her biri barış, sanat ve güzellik bahçesi olan müziğin, tiyatronun, operanın perdelerini açabilmiştir.”

Şimdi aramızda olmayan, Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu değerli yazar, düşünür İlhan Selçuk’un 10 Kasım günü sabahı, 9’u 5 geçe sirenler çalarken, Boğaz’ın ortasında, sandalda, Gazi için ayağa kalkan iki balıkçıyı sözcüklerle resmedilişini, “Atatürk Anadolu’da yaşanan destanın adıdır” sözlerini nasıl unutabilirim?

Atatürk’ün çağdaşlık ve uygarlık yolunda yaktığı ışık henüz sönmedi. 10 Kasım günü ellerimizde birer buket kasımpatı ile Anıtkabir’de buluşalım.