Bugün maalesef Türkiye’nin nükleer bir gücü yoktur. Dolayısıyla Türkiye nükleer bir güç değildir. Dünyada nükleer güce sahip olmayan devletlerin, dünya meselelerinde maalesef söz söyleme hakları da çok sınırlıdır. Ne kadar haklı ve doğru sözler söyleseler bile.  

Bu bakımdan Türkiye’nin ne pahasına olursa olsun nükleer güce sahip olmak zorunda olduğunu, her başımız sıkıştığında daha iyi anlıyoruz. Bugün ABD’nin alay edercesine sınırlarımızda otuz bin kişilik terör ordusu kurması gibi.

Maalesef Türkiye’nin bu güce sahip olmaması, bu güce sahip olanlar tarafından sınırlarımızda hangi tehlikeleri karşımıza çıkardığını da böylece daha iyi görüyoruz.

Eğer Türkiye nükleer güç olsaydı, ne ABD, ne AB, ne Rusya nede başka bir güç Türkiye’den izinsiz, bırakın sınırlarımızda terör örgütlerinden ordu kurmayı ve desteklemeyi, semtine bile uğrayamazlardı.

Diyeceksiniz ki, Türkiye daha kendi arabasını, uçağını, tankını, uzun menzilli füzesini, hatta piyade tüfeğini(yeni yeni yapılmaya başlandı), cep telefonunu, bilgisayarını, önemli yazılımları vb yapamıyor ve üretemiyor, nasıl nükleer güç olacak?

Türkiye’nin aslında teknolojik birikimi olarak bunları üretebileceği safhaya geldiğine inanıyorum.

Eksik olan sadece, sahip olunan bilgi ve tecrübe birikimlerinin dağınık ve birbirinden habersiz olmasıdır. İyi bir koordinasyonla bunların birbiriyle buluşturulması ve işbirliğinin sağlanması gerekiyor. Ayrıca bu tip organizasyon ve çalışmalara her türlü desteğin verilmesi gerekir.

Nükleer teknolojiyi ne yazık ki dost ve müttefik olduğunuz ülkelerden almak maalesef mümkün değildir. Bu durumu bu güne kadar çok acı şekilde öğrenmiş olmamız lazım.

Aslında işin aslı şudur. Binlerce senedir boğuştuğunuz ülkelerle ya da milletlerle çeşitli nedenlerle bugün güya müttefik olmuşsunuz. Amma o ülkelerin şuur altında bir Türk korkusu her zaman vardı ve de vardır. Şimdi bu ülkeler sizin kendilerinin elinde olan imkânlara sahip olmanızı ister mi, istemez elbette.

Kala kala bu konuda Türkiye’ye yardımcı olabilecek ve işbirliği yapabilecek tek bir ülke kalıyor. O da Pakistan’dır.

Nükleer güce sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan’la işbirliğine gidilerek bu stratejik teknolojiye sahip olmak mümkündür.

Bunun dışında dünyadaki bu konuda çalışmaları olan bilim ve teknoloji insanlarıyla irtibat kurup, Türkiye’ye getirilerek bunlara maddi ve manevi her türlü imkânın sağlanması da bir başka alternatiftir.

Nasıl ki Fatih Sultan Mehmet, Macar asıllı bir mühendis olan Urban’ı İstanbul’a çağırmış, yanına da Mimar Muslihiddin Ağa ve Saruca Paşa’yı da verip, onlara   her türlü imkân sağlanarak, çağının en müthiş silahı olan “Şahi” adındaki topları döktürüp yaptırmıştı. Şimdi Türkiye de buna benzer uygulamaları neden yapamasın.

Dolayısıyla bu teknolojiye sahip olmak için hiçbir fedakârlıktan ve maliyetten kaçınılmamalıdır. Bu Türkiye’nin bekası için şarttır.

Böylece nükleer güce sahip olunması neticesinde, hem sizi süper güç yapacak, hem önünüzü açacak, hem caydırıcılığınız artacak ve hem de sesiniz daha gür çıkacaktır.

Türkiye’nin gizli açık hasımlarının, bırakın terör ordusu kurmayı ve desteklemeyi, Türkiye’den izinsiz binlerce kilometrelerden ya da çevreden gelerek sınırlarında ve bölgesinde izinsiz dolaşabilecekler mi görün bakalım.

Sözün özü, Türkiye’nin nükleer gücü karşısında, Türkiye üzerinde ve bölgesinde emelleri olanların, bu emperyalist emellerini kursağında bırakacaktır.