ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Rex Tillerson 12 Ocak 2017 günü Senato Dış İlişkiler Komitesi’nde Suriyeli Kürtler için “IŞİD’e karşı Kürtler en iyi müttefikimizdir” (Cumhuriyet, 13 Ocak 2017) sözleriyle ABD’nin Suriye’deki “devlet politikası” nın değişmeyeceğini açıklamış oldu. ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump da Kuzey Suriye’de “güvenli bölge” kurarak “Kürt kuşağı” nı ya da Amerikan koridorunu hayata geçirmek için önemli adımlar atacağını açıkladı.

“Stratejik müttefik” olarak sık sık söz ettiğimiz Amerika Kuzey Suriye’de yeni bir strateji uygulamaya çalışırken Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın Astana’da Suriye hükümeti ile silahlı muhalefete sunduğu anayasa taslağında savaş sonrası Suriye’de Kürtlere özerklik verilmesi görüşünün ağırlık kazanacağı anlaşılmaktadır. Anayasa taslağında yer alan maddelere göre ülkenin ismi Suriye Arap Cumhuriyeti yerine Suriye Cumhuriyeti olarak değişiyor. Devlet Başkanının Müslüman olması zorunluluğu kalkıyor. Merkezi Halk Meclislerinin yanı sıra Kuzey Suriye Federasyonu’nun ilan edilmesi öngörülerek yeni bir Kürt devletinin kurulmasının temeli atılmış oluyor. Daha açık bir ifade ile bugün PKK’nın uzantısı olan PYD’nin kontrolünde bir Kürt bölgesine özerklik veriliyor. Ülkenin resmi dili Arapça olmakla birlikte özerk bölgede başta Kürtçe olmak üzere diğer diller de resmi dil olarak kabul ediliyor. Halen silahlı olan gayri nizami terör örgütleri PYD/YPG’nin geçiş ve hükümetin kurulduğu dönemde dağılmayacağı, tersine Suriye silahlı kuvvetleriyle aynı statüde görev yapması öngörülüyor. (Sözcü, 28 Ocak 2017, Saygı Öztürk’ün haberi.)

Tüm bu gelişmeler olurken Rusya 26 Ocak 2017 günü önemli bir adım atarak Astana’daki zirveye davet edilmeyen PYD lideri Salih Müslim ile birlikte PYD’nin eş başkanlığını yapan Asya Abdullah ile Fransa temsilcisi Halit İsa’yı anayasa taslağını görüşmek üzere Moskova’ya davet ediyor. Ertesi gün Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova’nın 27 Ocak 2017 tarihinde olağan basın toplantısında “özerk Kürt bölgesi” nin kurulmasına ilişkin diplomatik bir dille, ancak pek de inandırıcı olmayan açıklaması basında yer alıyor. Açıklamanın önemli bölümü şöyle:

“Biz özerk Kürt bölgesi kurulmasını önermedik. Bizim yaptığımız Suriyelilerin tartışması, karar alması gereken konuları ortaya koymaktır.” (Cumhuriyet, 28 Ocak 2017)

Rusya ile Türkiye arasında olumlu düzeyde hızla gelişen ilişkilerden sonra iki ülke arasında kurulan dengenin Rusya’nın El Bab’da Türk askerlerini vurmasının ardından hangi tarafın lehine değişeceği zamanla anlaşılacaktır.

Ancak bölgemizde süper güçler arasındaki rekabetin hızla yoğunlaştığı bu dönemde “Kürt sorunu” ve “Kürtlere özerklik” gibi ülkemizi yakından ilgilendiren son derece duyarlı konularda Rus diplomasisinin de inisiyatif almakla ön planda görüldüğü fark edilmektedir. Ortadoğu siyasetinde kimin kiminle ne zaman dost, ne zaman düşman olacağı bilinmez. İzlenecek dış politikada çok dikkatli ve ihtiyatlı hareket etmek zorundayız.