tarik @ politikam.com

DEDEMİN İnsanları filminden aklınızda kalmıştır o sahne.

Mehmet Bey öğle yemeği veya bir iş için dükkandan ayrılırken, açık bıraktığı kapının girişine tahta sandalyeyi ters koyar.

Kapı açıktır.

Ters konan sandalye, "geleceğim" anlamındadır.

O sandalye, dükkanda kimsenin olmadığının habercisi olur.

Aynı zamanda 'insana güven'in simgesi!

Komşulara, müşterilere, sokaktan geçenlere, kasabada yaşayan herkese güven.

Kapıyı kilitler, kepenkleri indirir gidersen..

"Bize güvenmiyor" anlamına gelir.

Konukomşunun malında kimsenin gözü olmaz.

Suç yoktur.

Çalma, çırpma, kandırma, yalan icat edilmemiştir.

Beni duygulandıran bir sahnedir.

..ve eskiye götüren.

 

***

YA şimdiki durum?

Çelik dükkan kapısında çift kilit.

Demir kepenkler otomatik!

Henüz yapanı görmedik ama, bir süre sonra kapıya pencereye elektrik veren de olacak.

Ayrıca kamera sistemleri; yedi yirmi dört kayıt.

Nereden nereye...

 

***

AKLIMA nereden geldi bu konu?

Vali Ersin Yazıcı'nın BESOB'daki bir toplantıda sarfettiği sözden:

"Sözün senet olduğu günleri özledim..."

Öyleydi eskiden.. Mal satan esnaf, hergün yüz yüze baktığı hemşehrisinden alacağına dair senet düzenlemekten erinirdi. Ayıptı bu; güvensizliğin göstergesiydi.

"Sen zamanında ödeme yapmazsın, en azından resmi kayıt altına alalım borcu" anlamına gelirdi ki, insani olmayan bir yaklaşımdır neticede.

Yüz kızartıcı bir durumdur, hem veren için, hem alan için.

Az biraz gecikti mi taksit, "vay eşşoğlusu, borcunu ödemiyor" diye söylenmezdi eski esnaf...

"Durumu sıkışık herhalde" diye düşünür, bir derdi olup olmadığını sorar, ihtiyacını karşılamaya çalışırdı.

Eskiden böyleydi.. Gördük, yaşadık; çocukluk anılarımızın en üstteki raflarına dizdik o güzellikleri.

 

***

BUGÜN banka kartları var zaten.. Alışveriş yapıyorsun, kartı uzatıyorsun, cırt cırt geçiyor.. Satan memnun; alacak verecek işi bundan sonra bankada.. Müşteri bankayla muhatap.. Ödemezse, banka alıyor boyunun ölçüsünü.

 

***

"BİZ büyüdük ve kirlendi dünya" diyor ya şair..

Büyüdük.. Nüfus büyüdü.. Ekonomi büyüdü.. İstekler büyüdü.. Alımgücü büyüdü.. Çaresizlikler büyüdü.. Korku büyüdü.. Güvensizlik büyüdü.. Suç büyüdü.. Her şey büyüdü!

Dünya kirlendi.

Hepimiz kirlendik elbet.

 

***

İNSANİ özelliklerimizi kaybediyoruz hızla.

Tahammülsüzlük sarmış her yanımızı.

En küçük bir yanlışa tahammül yok.

Sokakta selam verdiğimiz insanların sayısı hızla azalıyor farkında mısınız?

Herkesin herkesi tanıdığı bir şehirden..

Kimsenin kimseyi tanımadığı kozmopolit bir anaforda debeleniyoruz.

Ne alanda güler yüz, ne satanda.

Hiç bir şeyden memnun değiliz.

Varolanı eskitmeden yenisini almanın derdine düşmüşüz tüm müsrifliğimizle.

Sahip olduğu şeyleri dillendirmekten imtina eden insandan..

Sahip olduğu şeylerle övünüp böbürlenen insana.

Böyle olduk.. Vahşi kapitalizm bizi böyle yaptı!

 

***

OYSA nasıl da mutluyduk eskiden.

Bayramdan bayrama alınan yepyeni pabuçlarına sarılır uyurdu çocuk.

Şimdi çifter çifter alıyorsun, mutlu edemiyorsun.

 

***

YA sabır derdi eskiler; sabırları taşıran olaylar karşısında sabır tesbihleri çekerdi.

Şimdi sabırsız, öfkeli, agresif, kavgacı insanlar olduk.

Trafikte arkandaki korna yaptıysa sana, inip dövüyorsun adamı.

Ya da sopa yiyorsun.

..ve kimseye güvenmiyorsun.

Herkes potansiyel tehlike artık senin için.

Kapı komşun..

Mesai arkadaşın..

Yakın akraban bile!

 

***

"SENETSİZ sepetsiz günleri özledim" diyor Vali Bey..

Aynı yaşlardayız aşağı yukarı.

Çocukluk, gençlik gözlemlerimiz birbiriyle aynı.

Biz de özledik o günleri.

..ve mazi olan o güzellikleri anlatsak çocuklarımıza..

Anlarlar mı?

Dükkan kapısına ters konmuş sandalyenin ne anlama geldiğini anlatsak..

İnanırlar mı?