İnsanlığın, toplum hayatının geleceği giderek karanlık, umutsuz bir görünüm alıyor. Belli azınlıkların söz sahibi olabildiği, şekillendirdiği ekonomik süreçler, uluslar arası ilişkiler, sahtekârlıklar, insanlığın geleceğini yok edecek tempoda, acımasızca, hoyratça yol alıyor. Sorunlar giderek büyüyor, çözümsüz hale geliyor.

Baştan itibaren devre dışı bırakılıp kendisini ilgilendiren konularda söz sahibi olmayan ve giderek bunu kabullenir hale gelen büyük çoğunluk; cep telefonları üzerinden sürekli paslaşma ve paylaşma zırvaları, internet üzerinden alış veriş sapıklığı gibi oyalamalarla “sıfırlandıklarının” farkında bile olmadan, bilinçsiz bir şekilde sömürü düzeninin kurbanları, kurbanlıkları olmayı sürdürüyor. …

Aslında sorunlar birer sonuç. İşin acısı ise; karşılaşılan sorunlar üzerinde düşünenlerin, bunları sorgulayanların nitelik ve nicelik olarak giderek azalmakta oluşu. Oysa “farkındalılık” bir niteliktir. O da “elitler” in tekelinde! “Elit” olmak da, nedense son yıllarda “aşağılanma nedeni” olarak algılanmaya başlandı!   

Sorunların yaratıcısı belli azınlık; sorunları yaratırken de, yarattıkları sorunlara - sözüm ona- çözüm ararken de kendi çıkarlarını önde tutarak en az kaybeden taraf olmayı becerebiliyor, talan ve sömürü düzenini sürdürebiliyor.

Başlıca sorunlar neler?

  • küreselleşme,
  • az gelişmiş ülkeler ve ekonomileri,
  • bilinçsiz tüketime, düşünme yoksunluğuna, işsizlik ve yoksulluğa yol açan teknoloji kullanımı,
  • başta doğa olmak üzere yaşamı, insan olma faziletlerini yok eden çıkar/rant işbirlikleri.

Örnekleri:

Sorun: Sanayileşmiş, gelişmiş ekonomilerde küreselleşme ile birlikte artan işsizlik, yaygınlaşan bireysel ve kamusal yoksulluk, eriyen sosyal devlet.

Nedeni: Kapitalist ekonomi ideolojisinin “maksimum kârlılık” tabusu sonucu, bu ekonomilerdeki mal ve hizmet üretiminin ucuz emek cenneti Uzakdoğu ülkelerine kaydırılması.

Sonuç: işsizlikle birlikte yaygınlaşan yoksulluk, buna bağlı olarak kamu gelirlerinde azalma ve bunun da sonucu sosyal devlet harcamalarında kısıntılar…

                                                                            ***

Sorun: Az gelişmiş ülkeler ve çöken ekonomileri.

Nedeni: Hızlı nüfus artışı sonucu emeğin tam istihdamı (kullanılabilmesi) için yeterli yatırım kaynaklarının (toplam tasarruf hacmi) bulunamaması, bireysel ve kamu borçlarının çoğalması.

Sonuç: Yetersiz düzeydeki kamu ve özel sektör yatırımları, kamu hizmetlerinde yetersizlik, artan sayıda eğitimsiz, sağlıksız bireylerin bilinçsiz tüketim tutkuları, büyüyen kamu ve özel kesim borçlarının yeni borçlanmalarla çevrilmeye çalışılması.

Güçlü ülke olabilmek için fazla nüfusa gerek yok. İskandinav ülkeleri bunun örneği…

                                                                            ***

Sorun: Teknoloji

Nedenleri, sonuçları:

  • otomasyonun gerekli mi, gereksiz mi ayırımı yapılmaksızın hemen her sektörde, her alandaki mal ve hizmet üretiminde kullanımı sonucu emeğin üretime sağladığı katma değerin nitelik ve nicelik olarak azalması, işsizlik ve yoksulluğun artması,
  • bireyleri düşünmekten, sorgulamadan uzaklaştırarak boş zamanlarında bilgisayarın, telefonun “uydusu/ robotu” haline dönüştürerek gelişimlerini engellemesi,
  • bankacılık ve ticaret alanlarındaki güven ve gizlilik ilkelerini aşındırması…

 UNUTULMAMALI: BİLİMSEL ÇALIŞMA VE ARAŞTIRMALAR DIŞINDA KULLANILAN TEKNOLOJİNİN “KAZANANI”, ONU BULAN VE ÜRETİME UYGULAYAN SERMAYEDİR.

TOPLUMUN BÜYÜK ÇOGUNLUĞU İSE İŞİNDEN OLUR, KİŞİSEL GELİŞİMİ İÇİN GEREKLİ ORTAMDAN – FARKINDA OLMADAN-KOPARAK “KAYBEDEN” OLUR.

Günlük hayatımıza baktığımızda eskiden çalışan insanlardan aldığımız çok sayıda hizmeti şimdi bilgisayar, internet üzerinden alabiliyoruz! Bankacılık işlemleri, alış verişler, seyahat organizasyonları, otoyol, vapur, tren, otobüs biletleri almak için… Artık daha az insan emeği gerekmiyor mu? Banka işlerimizi şubelerden, alış verişlerimizi dükkânlardan yapsak, vapur, otobüs, otoyol biletlerimizi gişelerdeki görevlilerden alsak binlerce kişiye iş sağlanmış olmaz mı? Büyük sermaye, işverenlerin rahatı kaçsa da!

Ayrıca; kolaylık, rahatlık sandığımız otomasyon sayesinde ortaya çıkan bu değişiklikler uzun dönemde pek çok insanı da sıkıntıya sokmayacak mı?     

                                                                        ***

Sorun: Çıkar/rant işbirlikleri

Nedeni: “Kâr maksimizasyonu” olarak tanımlanan, her türlü sömürü ve ahlâksızlığın kabul gördüğü kapitalist ekonomi modeli.

Sonuç:  Doğanın, şehirlerin tarihi ve kültürel yapılarının tahribatı, insanların dev binalarda bir birilerinden kopuk, duyarsız bir ortam içinde beton yığınları arasına serpiştirilmiş çimenliklerde esir olmaları…

                                                                           ***

Bu olumsuzları “çoğunluk” istemedi. “Belli Azınlık” istedi ve yaptı.

Nasıl mı? “Milli İrade” diye tanımlanan- çoğunluğun seçimle iş başına getirdiği- kadroları kullanarak! Çoğunluk bunların farkında oluncaya kadar da devam edecek!

Sonuç: Dünya üzerinde sorunsuz ülke yok. Sadece “az sorunlu ülkeler” ile “çok sorunlu ülkeler” var. O da; toplumların, eğitim ve bilinç düzeylerindeki farklılıktan kaynaklanıyor. Ülke yönetiminde söz sahibi olabilenlerin niteliği ve sayısı dolayısıyla ülkeyi yönetenlerin kalite ve dirayetleri yükseldikçe daha rahat ederiz. İnsanlık kendi yarattığı sorunlarla boğuşuyor. Türkiye de olumsuzluklardan payını alıyor tabii ki…

Zeki insan bugünü, akıllı insan geleceği düşünür. Sorunları akıllı insanlar yaratmıyor!

Düşünen Adam