scamgoz @ hotmail.com

Cumhuriyet tarihimizde önemli noktalardan olan Sivas Kongresi'nin toplanmasının
99. yılını kutluyoruz. İşgalci devletler tarafından saldırıya uğramış, kukla padişah tarafından ordusu dağıtılmış, paylaşılmaya çalışılan Anadolu'da, bağımsızlık düşüncesi ve "Geldikleri gibi giderler" kararlılığı ile 19 Mayıs 1919'da Samsun'da ulusal ateşi yakan Ulu Önder Mustafa Kemal, 23 Temmuz  1919'da düzenlenen Erzurum Kongresi 'nin ardından Sivas'ta daha geniş katılımlı bir kongre düzenlenmesini uygun görür. Katılımcılar arasında gençlerin de bulunmasını ister ve  "Gençlerin de  görüşlerini de alalım" diyerek gençlere de davet yaptırır. Askeri Tıp Okulunun öğrencileri de  (O zaman sadece  İstanbul 'da tıp okulu bulunduğundan) Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa tarafından vatanın işgalini önlemek 
için  bir kongrenin toplanacağını öğrenince  Sivas Kongresi’ne 3 delege göndermek  için aralarında çalışmaya başlarlar. Üçüncü sınıf öğrencisi Hikmet Bey ve Yusuf Bey (Balkan) delege seçilir ve yeterli paraları olmadığı için aralarında para toplarlar. Ancak toplanabilen 9,5 lira sadece  bir kişinin  Sivas’a gidebilmesine yetecektir. Bunun üzerine  Tıp Öğrencisi Hikmet Bey, aralarında  aldıkları kararla Sivas Kongresine öğrencileri  temsil etmesi için  seçilir.

4 Eylül 1919'da Sivas Kongresi toplanır.  Genel bir değerlendirme, ülkenin içinde bulunduğu durum ve neler yapılabileceği tartışılırken devletin başsız, ordusuz,  silahsız oluşu bazılarında haliyle tereddütler hatta belirsizlik oluşturmakta, işgal devletlerinin  güçlü orduları ve silah güçleri karşılaştırıldığında bu  karamsarlık artabilmekte, hatta manda  tabir edilen başka ülkenin egemenliğini kabul etme kavramı dahi seçenek olarak konuşulmaktadır. İşte bu kongrede öğrenciler temsilcisi olarak katılan genç Tıbbiyeli öğrenci Hikmet Bey, ABD veya İngiltere manda ve himaye konusu telaffuz edildiğinde çok şaşırmış ve çok sert bir tepki göstermiştir. (Bazı kaynaklara göre İlk gün ilk oturumlar esnasında, bazı kaynaklara göre

 2.gün)  Mustafa Kemal'in de bulunduğu bir toplantıda yüksek sesle tarihe  geçecek aşağıdaki sözleri ifade etmiştir;
 
 “Beyler; Delegesi bulunduğum Türk gençliği  beni buraya bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemeyiz. Eğer manda fikrini kabul edecek  olanlar varsa bunları şiddetle reddeder ve kınarız. Eğer manda fikrini  kabul ederseniz sizleri hain ilan ederiz.” Heyecanla konuşmasını tamamlamış ve akabinde  Mustafa Kemal 'e dönerek aynı coşku ve kararlılıkla ;
Paşam siz de manda fikrini kabul ederseniz sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı olarak değil vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz”  demiştir.
 
Kongreye katılanların bu kararlı itiraz  karşısında şaşkın ve Mustafa Kemal 'in tepkisini merak ettiği ortamda  Mustafa Kemal  Paşa Tıbbiyeli gencin onurlu duruşunu  çok beğenir, mutlu olmuştur (Bazı kaynaklarda alnından  öperek ) ve hemen o meşhur cevabı  verir;
“Evlat içiniz rahat olsun. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Mandada yok, himayede yok. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklal ya ölüm.." der.

(Bazı kaynaklarda ) Delegelere dönerekBeyler gördünüz mü, muhtaç olunan  kudret  gençliğin asil kanında zaten mevcut” deyip sonra Tıbbiyeli Hikmet 'i alnından  öper ve “Gençler, vatanın bütün umut ve geleceği size, genç kuşakların  anlayış ve enerjisine  bağlanmıştır " der. Kongrede söylenen  bu sözler, daha sonra  Ulu önderin Büyük Söylev'inin sonunda 1927 Ekim 'inde,"... Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur." olarak tüm gençliğe yol gösterici olmuştur. 

İşte O Hikmet Bey, 1901 yılında Balıkesir’in Savaştepe bucağında (O zamanki adı 
Giresun - daha eski Kiresun) doğmuştur.  Posta-Telgraf memurlarından Hakkı Bey’in oğludur. Hikmet Bey, İstanbul’da 1919 yılında Askeri Tıp Okulu’nda okumaktadır.  

Sivas Kongresi'nin delegesi Hikmet Bey, Askeri-sivil bütün öğrenciler, gençler adına Sivas Kongresine katılan Tıp Öğrencisi Hikmet Bey, ülkesini seven bir Türk gencinin nasıl olması gerektiğini göstermiş, sorumluluk bilinci konusunda örnek teşkil etmiştir. O günün koşullarında kaynak ve dökümlerin çok zayıf olduğu o döneme ilişkin fazla bilgi ve belge olmamakla birlikte, mevcut çeşitli kaynaklarda çok etkili bilgiler göze çarpmaktadır. Yıllar sonra Mustafa Kemal Paşa yakınındakilere ve meclis İdarecilerine "Bize Sivas kongresinde çok güzel yol gösteren Tıbbiyeli genç vardı, onu bulun Mebus yapalım, vatana hizmet eder" der. Ancak yeterince yapılmayan araştırmalarda (bazı kayıtlarda) “O Giresunlu, Giresun vekillikleri dolu"  denir. Oysa O Giresun (ya da Kiresun), Karadeniz 'de değil, Balıkesir 'in ilçesi (o zaman bucağı) Giresun 'dur. Konu daha  sonra Mustafa Kemal'e  ulaşınca  "İki tane Giresun olmaz,  burası savaşın yapıldığı tepe, adı  Savaştepe olsun" der ve  Mustafa Kemal Atatürk'ün takdir ve teklifleri ile  10 Ekim 1934 tarihinde  TBMM 'de adı "Savaştepe"  olarak değiştirilir.
Bir başka kaynakta Mustafa Kemal'in talimatı üzerine mebus yapılmak üzere araştırıldığı, ancak  bulunamayınca "ölmüş" dendiği,  Mustafa  Kemal 'in çok üzüldüğü ancak o esnada Anadolu'da  askeri hastanede (bazı kayıtlarda Yalova) Albay rütbesi ile  başhekimlik görevinde bulunduğu belirtilmektedir. (M. Müfit KANSU).  
Bir başka kaynakta farklı dönemde Mustafa Kemal'in  milletvekilliği teklifi  gönderdiği, bu teklif üzerine  "Paşamın ellerinden öperim"  deyip  "Kendisine söyleyin burada ülkeme daha yararlı oluyorum" dediği, bu yanıt kendisine aktarıldığı zaman Mustafa Kemal 'in gururla ve keyifle gülümseyerek  "Ben o değerli çocuktan böyle bir cevap bekliyordum" dediği de aktarılmaktadır. (Toktamış ATEŞ, Cumhuriyet 4 Eylül 1999) .
 
Mustafa Kemal'e  bir toplantıda  Söylev 'in sonundaki  o ünlü sözüne ithafen  “Koca ülkeyi gençlere nasıl emanet  ettiniz Paşam?" diye sorulur. Mustafa Kemal bu soruya çok  güzel bir cevap verir. ”Ben  Milli Mücadele’ye çıktığımda ordunun da halini gördüm, saltanatın da. Bir de  bağımsızlık ışığı gözünden parlayan  Dr. Hikmet’i “  der. 
 
Cumhuriyetin ilanından  sonra "BORAN" soyadını alır. Öğrenciliğinde ve Cumhuriyetin ilanından  sonra tatillerde  Savaştepe'ye sık sık geldiği, kaldığı  bilinmektedir. Mütevazi kişiliği ile ön plana çıkmayı istemediği, fedakarca çalıştığı, Atatürk'ü çok sevdiği halde yurt gezilerinde yakın illere geleceğini öğrenince izine ayrıldığı, yanına yaklaşmak  yerine görünmeden uzaktan dinlemeyi, izlemeyi tercih ettiği bilinmektedir. Erken denecek yaşta,  46 yaşında veremden ölür. Ölümüne neden olan Verem hastalığına da  Tabip Yarbay olarak Sarıkamış'ta görevliyken soğuk ve kara rağmen özverili çalışması,  karda mahsur kalan  askerlere ulaşmaya çalışırken ciğerlerini üşütmesi nedeniyle yakalandığı belirtilmektedir. 1945 yılında vefat eden Hikmet BORAN'ın mezarı Karacaahmet Şehitliğindedir.
 
Oğlu bu yıl kaybettiğimiz ünlü  sanatçı, sunucu Orhan BORAN, torunu da Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Burak Orhan BORAN'dır.  
Vatan ve bağımsızlık sevdalısı Hikmet Bey'in  Sivas Kongresi'ndeki bağımsızlık 
haykırışının günümüz ülke gençlerine örnek olması, gençlerin  yaşadıkları ülke ve dünya gerçeklerinden kopuk, gelişmelere ilgisiz  olmak yerine sorumluluk bilinci  ve vatan sevgisi ile yetişmeleri konusunda  fikir vermesi için Savaştepe 'de bir Tıbbiyeli Hikmet anıtı  dikilmesi ısrarımız sonunda karşılık bulmuş, geçen yıl sağ olsun Savaştepe Belediyesi ve Balıkesir Tabip Odası girişimleriyle Sıtkı AKKAY parkına bir büstü konuşlandırılmıştır. 

Bu genç Tıbbiyeli ruhu özellikle gençlere başını kuma gömüp kendi dar dünyalarında pineklemek yerine dünyada ve ülkemizdeki güncel  gelişmelerden kopuk olmamaları konusunda örnek olmalı,  yol göstermeli, her koşul ve durumda,  kötü işgaller dahi olsa  Vatanın bağımsızlığı için mücadele edilmesi gerektiğini, bu ülkenin böyle kazanıldığını hatırlatmalıdır. 99yılında başta kurtarıcımız Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, Sivas Kongresine katılıp, bağımsızlık kararı alanları ve Tıbbiyeli Hikmet'i şükran ve rahmetle anıyor,  saygılarımı sunuyorum.