tarik @ politikam.com

DEVE güreşleri, yağlı güreşler, atlı okçuluk, savaş sanatları falan derken..

Bizim Karesi Belediyesi, şenlik festival formatlı belediyecilikte hayli ileri gitti.

Sportif etkinlikler değil yalnızca; kültür sanat soslu şenlikler de sıkıştırdılar araya.

Şöyle geriye dönüp bakarsak..

Üç yılı bol şenlikli geçiren bir Karesi var önümüzde.

Hem öyle ki, Körfez’in şenliksiz gün geçirmeyen CHP’li belediyelerini bile ikiye katladı!

 

***

BELEDİYE Reisi Yücel Yılmaz vurdulu kırdılı şeyleri seviyor.

Vurdu kırdı derken, ‘spor’ ana başlığı altında güreşi, dövüşü, aksiyonu bir araya getiriyor.

Bir gün develeri güreştiriyor, başka bir gün pehlivanları.

Son dönemin modası geleneksel atlı okçuluk muhabbetine fena sardı.

Öyle fena sardı ki, uluslar arası oldu bu festival.

Geleneksel atlı okçuluktan kasıt, Türk ve Osmanlı özünde.

Yani bu spor, dönemin kılık kıyafet jargonuna göre kostümlenmiş atçı – okçu arkadaşların Osmanlı böbürlenmesiyle ilintili.

Yücel Yılmaz da hastası bu işlerin.. At üstünde ok atıp cirit sallayan arkadaşları izlerken cezbelenme derecesinde kendinden geçiyor kesin.

..ki, bu işlere ‘ibadet’ gözüyle baktığından olsa gerek, sağa sola, konu komşuya, eşe dosta binlerce ‘dualı zırh’ dağıtmıştı vaktiyle.. Bir tanesi de odamda duruyor.

 

***

ATLI okçuluk işlerine sardıran arkadaşların sayısı da her geçen gün artıyor bu arada.

Çoğalıyorlar..

Ama bölünüyorlar.

Birken iki, ikiyken üç; ilerisi Allah kerim; beş, on atlı okçu derneği türer memlekette.

 

***

ULUSLAR ARASI oldu dedik ya.. Türk ve Osmanlı bazlı bu ‘geleneksel’ sporun başka ülkelerden, başka milletlerden seveni de varmış; adam Amerikalardan kalkıp gelmiş, at sırtında ok atıyor meselâ.

Bittabi, okçuluk dediğin savaş sanatı bize özgü değil yalnızca. Delikli demirin icat edilmediği devirlerde cümle millet okla, kılıçla, mızrakla, baltayla falan savaşıyordu.

Ama ne yalan söyleyeyim, Türk milletine daha çok yakıştığı kesin.

 

***

SIRADA ne var şimdi?

İlla ki geleneksel olması şart değilse..

Roma devrinin gladyatör oyunlarını canlandıralım.

Tamam, birbirlerini öldürmesinler; öldürüyormuş gibi yapsınlar, kan akmasın.

Okçuluk festivaline Ertuğrul dizisinin savaşçı karakterlerini davet ediyorsun; adamlar sanki uzak tarihin derinliklerinden ipini koparıp gelmiş kahraman havasında meydanlık yerde endamını gösteriyor ya..

Bamsı, Samsa, Aliyar karakterlerine bürünmüş halleriyle, zabıta barıyerlerini aşıp  gelen vatandaşla boy boy fotoğraflar çektiriyor ya..

Gladyatör muhabbetini düşünürse Karesiciler.. Russell Crowe’u davet etsinler meselâ.

O çok meşhur, onlarca kez izlemeye doyamadığım Gladyatör filminin baş aktörüdür kendisi.

Roma’nın entrikalarıyla köle yapılan general Maximus’un Roma kollezyumunda onlarca gladyatörü yere serip, Sezar artığı Commodus’u son kertede geberttikten sonra “yaşasın cumhuriyet” diye haykırması, sahne sahne, replik replik aklımdadır.

Ha işte, davet edin Russell Crowe’u; alanda şöyle bir tur atsın.. Gladyatör kostümleri eşliğinde vatandaşla poz versin.

Olmaz değil yani.

Ayrıca Türklerle çektiği Çanakkale filmini de hatırlatırım; film itibariyle tarihsel ve kültürel bir yakınlığımız da var kendisiyle… Robin Hood filminde attığı okları da unutmayalım..

Okçuluksa, O’nda da okçuluk var!

 

***

ALANDA dolanırken, yaya okçu yarışmacıları kendi aralarında fısıldaşırken kulak misafiri oldum.

Dedi ki biri: “Atmasak da olur birader; zaten bize üvey evlat muamelesi yapıyorlar.. Herkes atlılara koşuyor, bizi takan yok…”

Çocuklar oku yayı kuşanıp gelmiş.. Geleneksel kostümler içinde hizalanmış hepsi.. Dönüp bakan yok.

Ne varsa dört nala koşan beygirlerde var.

Yazıya bu notu da düşeyim dedim, içimde kalmasın.

 

***

YALNIZ şu var; festival alanını çok güzel tanzim etmişler. Her şey düşünülmüş. Ortaçağ pazarı bile vardı.. Tezgahları dolanırken üstünde IYI yazan yüzüklerden, bir de Ertuğrul’un börkünden alayım dedim, sonra  vazgeçtim.

Hıdrellez ateşleri yakılmış, ağaç kabukları alana serpilmiş, kıl çadırlar kurulmuş, saman yığınlarıyla nostalji yapılmış, kuleler dikilmiş.. Festival alanı tam da Ertuğrul’un obasına dönüşmüş.

En küçük ayrıntıyı bile atlamamışlar..

Dedik ya, Yücel Yılmaz bu işleri seviyor.

Dekoru bozmayın, Ertuğrul’un bir bölümünü de burada çeksinler derim…

 

***

HANİ hep eleştiriyorsunuz ya: “Bu işlere ayrılan bütçeyle bilmem kaç köyün yolu, kanalizasyonu yapılır, bilmem hangi altyapı işleri halledilir… Bunlar paraları işte böyle savuruyor…”

Tamam, öyle bedavaya olmuyor elbet..

Ama ne oluyor?

Balıkesir’in reklamı oluyor.

Bunca zaman tüm varlığına, tüm potansiyeline karşın adını ön sıralara yazdıramayan Balıkesir..

Böyle organizasyonlarla Türkiye gündemine geliyor.

Gazeteler yazıyor, televizyonlar gösteriyor, medyada geniş yer buluyor yani.

E bir de ‘geleneksel’ diyorsun; tekrarı olacak yani.. Seneye yine var.

Turizm, tanıtım, enformasyon.

Bu organizasyonun hamisi Büyükşehir Belediyesi.

Ne diyor her seferinde Edip Uğur: “Balıkesir’i her alanda marka yapacağız.”

Atlı okçuluk işlerinde de öyle olsun.. Bu mevzuda Balıkesir’in ‘merkez’ olmasının kime ne zararı var?

 

***

KENTLER asfaltla, kaldırımla anılmaz. Belediyeler bu işleri yapar, rutindir, zorunludur.

Ama kentler etkinlikleriyle, kültürel, sanatsal, sportif faaliyetleriyle öne çıkar.

Halkı bu etkinliklere dahil ederek yaşam bulur.

Elbette para harcanacak, masraf yapılacak.

“Yazık oluyor paracıklara” demeyin yani.