Döviz kurundaki  hareketlenmeler ve yükselme ile birlikte doğal olarak yaşanmaya başlayan çok yönlü tartışmalar ve sorgulamalar son günlerde basın-yayıncılık sektörünü de içine alarak SEKA’nın özelleştirilmesine kadar uzandı.

Olayın ve yaşanan sorunun  lamı cimi yok..!

Neden ve niçin..!?

Çünkü,  gazeteler ve yayınevleri artan kağıt maliyetleri nedeniyle   günlük basım işlerini askıya almak zorunda kalırken kimi basın-yayın organları ise  gazete fiyatlarını yukarı çekmek, gazete fiyatlarına zam yapmak durumunda kaldı.

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Mumcu’nun kitaplarını basabilmek için okurlarından destek isterken, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Türkiye'nin ilk kâğıt fabrikası SEKA İzmit İşletmesi'nin özelleştirme kapsamına alınması ile 2005 yılında kapatılmasından sonra yayıncılık sektörünün kâğıtta yurtdışına bağımlı kaldığını ve kitap satışlarında bu yıl yaşanan düşüşe kurdaki yükselişin eklenmesiyle sektörün çok ciddi sıkıntıya girdiğini belirterek, "Türkiye'de kitap kağıdı üretilmiyor. Tonu 750 avro olan kâğıt şimdi 900 avroya çıktı” diyor…

Yani ortada yaygın basın-yayın organları, yayınevleri yanı sıra yerel basın ve yayın organlarını doğrudan etkileyen bir sorun ve sıkıntı var. Kelimenin tam anlamıyla yaygın basın/yayın organlarını da, yayınevlerini de yerel basın/yayın organlarını da ve daha da ötesi ülkenin kültürel ve entelektüel yaşamını doğrudan etkileyen, sarsan bir sorun ve sıkıntı  yaşanıyor..!

Aslında, bu coğrafya ve ülke de, toplum da  kağıdın hikayesi ülkenin  makus talihini ve yaşadığımız tüm bu sorunların ana kaynağını bize sunuyor. Yine tarihimizin bize sunduğu tanıklığa baş vuracağız.

BU HİKAYE  ÜLKENİN VE MİLLETİN KADERİ Mİ..!?

Avrupa’da matbaanın kullanılmasından yaklaşık 200 yıl sonra Osmanlı’ya ilk matbaanın gelişi ve baskı yapması, İbrahim Müteferrika olayı başka bir yazı konusu olduğu için burada girmeyeceğim. Çünkü, 1726’dan çok önce Osmanlı’ya azınlıklar üzerinden matbaa girmiş ve bir çok baskıda bulunmuştu. Osmanlı’nın matbaa ve yazılı baskı alerjisi ve bu konuda yüzlerce yıllık gecikmiş olması, olayın nedensellikleri  farklı ama önemli bir hikayedir.

Matbaanın ve yazılı eserlerin en büyük hammaddesi kağıt ve  dolayısıyla kağıt üretimidir. Osmanlı da ilk kağıt imalatı 1840’lı yıllara uzanır. İzmir Halkapınar’da başlayan üretim topu topu altı ay sürer.

Neden..!?

Çünkü, kapitülasyonlar ve yabancılara tanınmış imtiyazlar ve ithalat karşısında “yerli” üretim cazip olmadığı içindir ki, ticareti elinde bulunduran azınlıklar daha karlı olduğu ve yönlendirildikleri için  “yerli “ üretimden hızla uzaklaşmışlardır. Sonraki yıllarda kağıt ve baskı işlerinde dışa olan bu bağımlılığın Osmanlı yönetimi ve Osmanlı toplumu için sonuçları ağır olmuştur. Kendi  bilgilenme, haber alma ve düşün yaşamını dışa bağımlı kılan Osmanlı, savaş, çöküş, işgal ve kurtuluş  yıllarında  bunun faturasını ağır bir biçimde ödemiştir.

Matbaa ve kağıt üzerinden nereye geldik? Kapitülasyonlar ve yabancı ülkelere ve azınlıklara tanınmış imtiyazlardan, aşırı kar hırsına, sömürgecilik dönemi  ilişkileriyle  ve işbirlikçiliğe yani mandacı ve muhip anlayışa kadar uzanı verdik…

KURTULUŞ VE MİLLİ BASIN VE KAĞIT ÜRETİMİ..!

Bu süreci tarihsel ve toplumsal açıdan en iyi yaşamış olanların başında 1.dünya savaşı sonrası imzalanmış Mondros antlaşması  ve işgal yıllarında ulusal kurtuluş savaşını vermiş olan Mustafa Kemal ve silah arkadaşları oldu… “Yerli” ve “milli” bir basın/yayın endüstrisine ve yaşamına sahip olunmadığı dönemde sömürgeciliğe, işgale ve işbirlikçiliğe karşı savaşan ulusal bağımsızlık ve özgürlük yanlıları şaki ve hain olarak  topluma sunuldu…

1918-1922 tarihleri arasında basın/yayın yaşamımızda iki ana merkez vardır:

Birincisi, “mütareke basını” olarak nitelendirilen ABD, İngiliz, Fransız, Yunan manda ve muhipliğine  soyunmuş İstanbul basını…

İkincisi ise, felaketi çabuk gören ve harekete geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının insiyatifleri ve talimatlarıyla kurulmuş İrade-i Milliye ve Hakimiyet-i Milliye… Daha sonra Anadolu Ajansı’nın kuruluş hikayesi de başlı başına bu “yerli” ve “milli” çırpınışın ve savaşın canlı  ve somut tarihidir.

Ülkenin düşman işgalinden kurtuluşu, ulusal bağımsızlığın kazanılması ve Genç Türk Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte başta Mustafa Kemal olmak üzere, Cumhuriyeti kurmuş kadrolar ulusal bir kağıt sanayinin kurulmasının ve bu alanda ithalata bağımlı bir ülke olmaktan çıkmanın öneminin bilincinde hareket ettiler.

MEHMET ALİ KAĞITÇI..!

İşte tam bu nokta da, Cumhuriyet tarihimizde Mehmet Ali Kağıtçı ismi öne çıkıyor… Kim bu Mehmet Ali Kağıtçı, şimdi belleklerimizi tazeleyelim:(Gözde Solak,28 Ağustos 2018 tarihli tarih incelemesinde olayı ne güzel irdelemiş ve özetlemiş..)

Mehmet Ali Kağıtçı,1899 yılında  Heybeliada’da dünyaya geldi. İlkokulu Heybeliada’da tamamlayan Kağıtçı, orta okul için İstanbul’a gitti ve İstanbul Erkek Lisesi’nde eğitim aldı. 1922 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun oldu ve kimyagerlik diploması aldı. Bir süre okulunda asistanlık yapsa da asıl hedefi kağıtçılığı öğrenmekti. Kimyagerlik diplomasının yanı sıra Mineroloji ve Matematik Jeneral sertifikaları da aldı.

Bu gayeyle 1925 yılında Almanya’ya gitti. Burada ve 1 yıl sonra Fransa’ya giderek Fransa’da selüloz ve kâğıt fabrikalarında çalıştı. Ardından Grenoble Üniversitesi Kağıtçılık Enstitüsüne kaydoldu. 1 yıl sonra okulunu birincilikle bitirdi ve “kağıt mühendisi” ünvanını aldı. Aklında sadece Türk kağıt sanayiini kurabilme ideali vardı.

 

BU OYUNU YÜZYILLARDIR YAŞIYORUZ..

Okulu birincilikle bitirmesinin ardından Fransa’da dönemin en önemli şirketlerinden iş teklifleri yağsa da o da memleketi kurtaracak olan idealistlerden olmak istiyor, ülkesinde kağıt sanayiini kurmak istiyordu. İstanbul’a döndüğünde bir konsolosluklar aracılığıyla teklifler alıyordu Kağıtçı. Orta ve Kuzey Avrupa kartelleri “Türkiye’de tek kağıt mühendisi olmasının hiçbir yarar sağlamayacağını” söyleyerek ikna etmeye çalıştılar ancak o tüm bu teklifleri kibarca reddetti.

Yakın çevresinden herkes “Teklifi kabul et, burada değerin bilinmez” diyordu ancak Kağıtçı hiçbirini dinlemedi. Vakit Gazetesi olmak üzere Türkiye’de kağıt sanayiinin kurulması için kamuoyu oluşturuldu.

Başlarda baskılar sonucu başlatılmasına karar verilen ihale iptal edildi. Kağıtçı yine de pes etmedi, Celal Bayar’ın desteğiyle 10 Temmuz 1934’te kağıt sanayisinin kurulması için kararname yayınlandı. Fabrikanın kuruluşundan hazırlıklarına her detayla Mehmet Ali Kağıtçı ilgilendi ve 1936’da fabrika açıldığında fabrikanın müdürü olarak atandı. İlk fabrikanın İzmit’te kurulmasına karar verildi ve 14 Ağustos 1934’te fabrikanın temelleri dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından atıldı. İzmit Kağıt Fabrikası (Sümerbank Selüloz Kağıt Sanayi) 1936 yılında açıldı.

SEKA VE KAĞITÇI, İNÖNÜ’LÜ CHP DEVRİNDE HEDEF OLDU..!

Başlarda ilgi gören fabrikayla ilgili kapasitesinin yetersiz olduğu söylentileri yayılmaya başlamıştı. Celal Bayar’ın başbakanlıktan ayrılmasıyla Kağıtçı’nın destekçisi kalmamıştı. 1941 yılında Mehmet Ali Kağıtçı, görevinden politik nedenlerle uzaklaştırıldı.

Lütfen,tarihlere ve bu tarihlerde kimin cumhurbaşkanı ve hangi siyasi partinin iktidar olduğuna dikkat edin..!

O dönem yerine Norveç’ten kağıt uzmanı getirilmek istendi ancak Norveç, konsolosluğa haber göndererek Kağıtçı’nın yaşayıp yaşamadığını öğrenmek istedi. Türkiye’nin neden böyle bir talepte bulunduğunu anlayamamışlardı. Durum böyle olunca Norveç’ten vazgeçildi, Fransa’dan M. Raoul adlı bir uzman getirildi. Kader ya, M. Raoul, Kağıtçı’nın Fransa’da eğitim aldığı okuldan sınıf arkadaşıydı. Fransız uzman arkadaşının yerini almaktan hoşnut değildi. Dönemin İşletmeler Bakanı’nın karşısına dikilerek neden Kağıtçı’ya bu görevin verilmediğini sordu. Cevap ise oldukça dürüsttü: “Evet, Mehmet Ali Kağıtçı’nın bu işi başardığını halen de ıslah edip tekamüle kavuşturacağını biz de biliyoruz. Fakat parti mülahazaları, onu fabrikaların umum müdürlüğüne getirmemize engel teşkil ediyor.”

Kağıt fabrikalarına karşı çıkanlar fikirlerini değiştirmişti. Artık tek konuşulan fabrikanın yeriydi. Fabrikalar aynı zamanda 5 yıllık sanayi programına da girdi ve bu projelerin hepsini Mehmet Ali Kağıtçı hazırladı.

1942’de İstanbul Belediye Kimyahanesi Müdürlüğü’ne atandı. 1945 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinde kağıtçılık üzerine dersler vermeye başladı. 1964 yılında ise emekli oldu. Emekliliğinde de çalışmalarını sürdürdü, çeşitli kitaplar yazdı. 1 Ekim 1982’de Heybeliada’da vefat etti…

198 MİLYON $’A YARATTIĞIN DEVİ 1.1 $’A  SAT,KURTUL..!

İlk fabrikanın açılışının hemen ardından ikinci fabrika için çalışmalara başlandı. 1981 yılında Balıkesir’de bir fabrika daha inşa edildi. Toplam maliyeti 198 milyon dolardı.

SEKA kağıt fabrikaları 1998 yılında özelleştirme kapsamına alındı ve anonim şirkete dönüştürüldü. 198 milyon dolara mal olan Balıkesir fabrikası 2003 yılında AK Parti iktidarı döneminde  Albayraklar’a satıldı. Üstelik yalnızca 1.1 milyon dolara…!

Danıştay bu karara itiraz etti ve bu rakama özelleştirilemeyeceğini söyledi. Karar tam 5 defa iptal edildi. Albayraklar ise fabrikayı iade etmedi. 9 yıl sonunda yapılan bir yasal düzenlemeyle karar Bakanlar Kurulu’na bırakıldı. Bakanlar Kurulu fabrikayı Albayraklar’a verdi.

ÖZELLEŞTİRME VE SEKA..!

Kararın ardından fabrikalar kapatıldı. 2018 yılında tekrar açılacağı söylense de henüz böyle bir şey gerçekleşmedi. İzmit’teki fabrikada ise özelleştirmeye karşı direnildi. Fabrikada örgütlü olan Selüloz-İş eylemler yaptı. Fabrika 2005 yılında kapatıldı. Arazi ise belediyeye verildi.

SEKA’nın İzmit’teki alanı ise 2016’da Türkiye’nin ilk, dünyanın en büyük kağıt müzesi olarak kapılarını açtı. Şirket arazisi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından park olarak yapılandırıldı.

Cumhuriyet dönemi ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk ‘lü yıllarda  ulusal bağımsızlık ve egemenliğin gerçek anlamda tesis edilmesi yönünde “yerli” ve “ milli” üretimin teşviki, ilk yerli otomobil, ilk yerli uçak, ilk yerli kağıt fabrikaları gibi yaşamın her alanındaki “yerli” ve “milli” atılımlar, ekonomik politikaların dumura uğramasının günümüzü taşınmış sonuçları ve sancılarının hikayesi  işte böyle…

Sömürgecilik ve emperyalizmden söz etmeyecek, on yıllarca lugatlardan çıkaracaksınız…Ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlikten asla söz etmeyecek, edenleri de yaka paça bulundukları yerden alaşağı edip, susturup, sindirip, gerekirse imha edeceksiniz…Özelleştirmeyi allayıp, pullayıp, “yerli” ve “milli” olan ne var ise babanızın çiftliği gibi pazarlayıp, satacaksınız…

İşte geldiğimiz nokta bu…!

1998 yılında ANAP lideri Mesut Yılmaz liderliğinde  DSP ve DTP ile kurulan azınlık hükümeti döneminde özelleştirme kapsamına alınmış ve anonim şirkete dönüştürülmüş SEKA Kağıt Fabrikaları, 2003 yılında AK Parti iktidarı döneminde  ihale yöntemiyle satışa sunuldu, satıldı.

Kağıtçı’nın başına gelenler trajik ama bizlere yabancı değil. Dua etsin, “faili meçhul” şekilde bir trafik kazasına ya da suikaste kurban gitmemiş…Hiç değilse canını kurtarmış…!

Esen kalın ama AMMAAN UYANIK OLUUN…