Ne yazık ki, Televizyonları açmaya korkar olduk. Kaçırmamaya çalıştığımız haberleri izleyemez hale geldik.  Allah’a aşkına nedir bu siyasetçilerin birbirine söylediği hakaret ve küfür dolu sözler.  

Yarın bunun sokaklara yansıması olursa ki oluyor, meydana gelecek olumsuz gelişmelerin vebalini kim ya da kimler üstlenecek ya da ödeyecek.

Söylemlere bakarsanız, memlekette(söylemeye dilim varmıyor) doğru dürüst insan kalmamış adeta. Biri öbürüne, öbürü birine, hain, şerefsiz, alçak, ahlaksız, terörist, arsız, hırsız ve daha ağza alınmayacak, kavgada bile söylenemeyecek neler neler söylüyorlar.

Böyle sözler toplumun huzurunu kaçırdığı gibi birbirine güvenini de azaltıyor. Hatta düşmanlaştırıyor Allah korusun.

Sözler ayrıştırıcı değil kaynaştırıcı, boş değil hoş, kırıcı değil yapıcı, uzaklaştırıcı değil yakınlaştırıcı, nefret ettirici değil sevdirici, gönül kırıcı değil gönül alıcı, yalan değil gerçek, hayal değil proje bazlı, geçmişe yönelik değil geleceğe yönelik vb. sözlerle ifade etmek çok mu zor acaba.

Sosyal medyaya bakıyoruz orası tam fecaat. Gündemi oradan da takip etmeye çalışıyoruz,  ancak midemiz bulanıyor.

Hatta değer verdiğimiz birçok şahsiyetin bile bu olumsuz söylemlere katıldığını görüyor ve maalesef güvenimiz sarsılıyor.

Unutulmamalıdır ki seçim bitecek yine herkes yüz yüze bakacak. İleride utandıracak, yüz kızartacak sözlerin söylenmemesinde fayda var.

Bizler 1970’li yıllardan beri seçim yarışlarını yakından izledik ve izliyoruz. Gençlik yıllarımızda seçim öncesi birçok mitingleri ve salon toplantılarını da takip ettik.

Ama böyle birbirine karşı hakaretlere, bu kadar incitici sözlere şahit olmadık. Kimse kimseyi hainlikle, teröristlikle, alçaklıkla, vatan hainliğiyle suçlamıyordu.

Eğer böyle ölçüsüz ve incitici sözlerle bu milletin oyunu alacaklarını, kendilerini beğendireceklerini sanıyorlarsa, bu yol yanlış yoldur.

Bu sözleri duydukça İstanbul sokaklarında çöp karıştıran Suriyeli bir kişiyle televizyonda yapılan röportajı hatırladım.

Ne diyordu Suriyeli yüksek eğitim görmüş, Suriye’de yüksek dereceli bir memur olarak çalıştığını söyleyen kişi;

Biz Suriye’de ön yargılı bir şekilde yaşıyorduk.

Birbirimize ayrım yapmaya başladık. Ayrım yavaş yavaş arttı.

Şii’si iktidar olduğu için kimseyi beğenmiyordu.

Sünni’si çoğunluk olduğu için kimseyi beğenmiyordu.

Hristiyan'ı zengin olduğu için kimseyi beğenmiyordu.

Kürt'ü başkası beğenmiyordu.

Arapı başkası beğenmiyordu.

Türkmen’i başkası beğenmiyordu.

Velhasıl kimse kimseyi beğenmiyordu.

Herkes dedikodu yapıyordu, sosyal medyada küfürleşiyordu.

Herkes herkesten uzaklaşıyordu.

Herkes çokbilmişti, en ahlaklı en dindar en namuslu benim diyordu.

Şimdi durum değişti.

Hepimiz İstanbul’un çöplüklerinde birleştik.

Çöp toplarken artık kimse kimseyle tartışmıyor.

Çöplüğe düşünce birleşmeyi öğrendik..’’

Bu milletin feraseti ve tecrübesi bu tip tehlikeleri elbette önleyecektir. Toplumu kamplaştırmaya, ayrıştırmaya, bu yolla taraftarlarını kemikleştirmeye çalışanlarla ve kavgalarla puan kazanmayı düşünenlere, öyle inanıyorum ki halkımız prim vermeyecektir.

 Unutmayalım, sel gider kum kalır.