Benim Politika’da köşe yazarlığı serüvenimin iki safhası var. Birinci safhası, ilk yazarlığa başladığım zamanlara denk gelir. İlk zamanlarda ülke siyasetine dair düşüncelerimi yazmaya çalışıyordum. Ne var ki, Balıkesir’den yazıyorsunuz ve internet çağında ulusal basında yazan tanınmış yazarlarla rekabet edebilme şansınız neredeyse sıfır. Bir nevi, eskilerin deyimiyle, hariçten gazel okuyorsunuz yani.

İkinci safha ise iki yıl aradan sonra yazmaya başladığım bu döneme denk geliyor. Bu dönemde artık ülke siyaseti yazmak yerine kendi kentim için yani Balıkesir için yazmaya karar verdim. Çünkü ülke siyaseti yazan o kadar çok yazar var ki, neredeyse yazılmayan kalmadı. Oysa Balıkesir’de yaşıyorsak kentin sorunlarını ve geleceğini düşünmek zorundayız.

Türkiye’nin geleceği ile Balıkesir’in geleceği elbette ki aynıdır. Türkiye gülmeden Balıkesir’de gülemez. Lakin Türkiye’yi bir mahalleye, Balıkesir’i de mahallenin içindeki küçük bir sokağa benzetirsek, bu sokakta yaşayan bizler bu sokağın hayatından birinci derece de sorumluyuz. Bu sokağın sorunlarını kamuya açık alanlarda özgürce tartışmalıyız.

Kentimin sorunları, sadece kenti yönetenlerin sorunu değil ki. O sorunları bizzat yaşayan biz kentin sakinlerin sorunudur daha çok. Onun için de Balıkesir’i yazmak ve düşünmek bana ayrı bir mutluluk ve gurur veriyor.

Her neyse gelelim bugün asıl yazmak istediğim konuya.

Gazetemizin genel yayın yönetmeni sevgili Tarık Sürmelioğlu geçen Cuma günü rutinin dışına çıkıp Balıkesir için çok güzel bir yazı kaleme aldı. Kentin canlı ve renkli olmasına dair çok farklı bir bakış açısı sundu. Ben de bu yazımda ona küçük fakat anlamlı bir destek çıkmak ve bu sayede aşırı can sıkıcı ve bunaltıcı gündemden biraz olsun kafamızı kaldırıp yaşamın farklı bir yönüne bakmak istedim.

Son zamanlarda kentlerde İp Borbardımanı (İngilizcesi yarn bombing miş) denen yeni akım var. Kentin ağaçlarını elbiselerle giydirme akımı. Bir kenti renklendirme adına yapılabilecek en eğlenceli fikirlerden biri bence. Mutlaka ciddiye alınmalı.

Bir araya gelindiğinde mutlaka daha yaratıcı fikirler ortaya çıkar. Bundan eminim.

Benim vurgulamak istediğim başka bir şey daha var.

Sizce Balıkesir ne kadar renkli bir kent? Balıkesir’de yaşamak insanın gözünü ve gönlünü ne kadar ferahlatıyor?

Öyle ya, eviniz ne kadar ferah olursa olsun, sokağa, caddeye, kentin merkezine çıktığınızda kendinizi kasvetli bir ortamda bulduğunuzda ne hissedersiniz?

Elbette ki mutsuzluk hissi.

Balıkesir daha yaşanabilir, renkli ve eğlenceli bir kent olabilir. Bir kentin daha yaşanabilir, renkli ve eğlenceli bir kent olabilmesi için o kentin düşünce adamlarının fikirlerine kulak vermek lazım. Çünkü onlar kenti yönetenlerden daha yaratıcıdır.

Balıkesir, onca olumsuzluğa rağmen, eski dokusunu korumaya çalışıyor. Balıkesir’de büyük metropollerde yaşanan devasa sosyal ve kültürel problemler yok. Çünkü Balıkesir henüz sanayi kenti değil. Sanayi kenti olmadığı için de sosyal ve kültürel dokusunu koruyor.

Amma velakin biraz fazla içine kapanık bir kent. Kabuğunu kıramadı.

Son zamanlarda belediyelerin yurtdışına açılım çabalarını görmezden gelemeyiz. Ama bu çabalar, yetersiz ve biraz da dostlar alış verişte görsünden öteye gitmiyor.

Kentin kültür ve sanat hayatı ne durumda derseniz, bana göre çok kötü.

Kentin ekonomik sorunları kadar sosyal ve kültürel sorunları da bizi yakından ilgilendiriyor.

Ama ne var ki, ülke bir ateş çemberinde ve biz dönüp bu kentte neler oluyor, bu kentin neyi eksik diye düşünmüyoruz.

Bu nedenle, en başa dönecek olursak, sevgili Tarık Sürmelioğlu’nun serzenişine kulak vermek lazım.

Evet, Balıkesir bereketli bir memleket. Evet, Balıkesir bu yurdun cennet bir köşesi.

Lakin artık bu tekdüzelikten öteye geçmek lazım. O sert kabukları kırmak lazım.

Bir düşünsenize, Balıkesir’in hali vakti yerinde sakinleri neden ilk fırsatta Körfeze kaçarlar?

Orada deniz var diye mi? Sanmıyorum.