tarik @ politikam.com

BU çatı altında başladık mesleğe.. Yine bu çatı altında biter mi, Allah bilir.

Biter mi?

“Gazeteci olunmaz, doğulur” derler ya hep.

Herhalde, “gazeteci ölünür…”

Hoş, tekaüt olmuşluğumuz var resmiyeten.

Fakat fiilen, zanaata devam!

 

***

POLİTİKA 31 yaşı da devirdi maşallah; 32’ye girdi bugün.

Kolay değil.. 31 yıldır hergün çıkıyoruz.

Her sabah daha karga bokunu yemeden gazete dağıtıcıları kapınıza, posta kutunuza, kepenklerinizin altına gazete bırakıyor.

Siz yan gözle bakıp bir yana savuruyorsunuz ya gazeteyi..

Ya da işinize gelen haberi, köşeyi okuyup bırakıyorsunuz.

Biz o anda ertesi günün yirmi dört sayfasını hazırlamaya koyuluyoruz.

Hummalı bir çalışma ortamı.. Stres tavan.

 

***

NE Kİ, gazeteciliğin çok hükmü kalmadı bugün.

Gazete bugünün haberini ertesi sabaha ulaştırıyor ya okuyucuya.. E şimdi internet var, haber siteleri var, gazetelerin internet sayfaları var, sosyal medya var.

Ertesi gün okuyacağınız haber, o dakika elinizde yani.

..ki artık herkes gazeteci.

Herkes haberci.

Herkes köşe yazıyor.

Herkes yorum yapıyor.

Gazetecinin etik metik gereği sövemediğine, sosyal medyadan lap diye sövüyor.

Yani dostlar; “senin yapacağın haberi ben şeylerime yaptırırım” devrindeyiz.

 

***

HEM o eski itibarı falan da kalmadı zanaatın.

Eskidendi lafı sözü dinlenen, gittiği yerde ilgi alaka gösterilen, kanaat önderi, şehrin hafızası falan gibi görülen gazeteciler.

Tüketim çağında, o itibarlı gazetecileri de tükettik.

Şimdi, ya onun adamısın, ya bunun adamısın.

Ya ordansın, ya burdansın.

 

***

AMA dikkat ediyorsanız, gazete ve gazetecinin dili de değişti bu çağda.

Nitelikli polemiklerden yoksunuz.

Edebi cümlelere bezeli, şeker tadında yazılar okumaktan mahrumuz.

Manşetler çok atarlı, köşeler haddinden fazla giderli.

Küfretmenin bile bir usülü, erkanı vardı eskiden..

Şimdi bodoslama sövüyor adam.

 

***

BU vakte kadar iyi dayandık.. Rüzgarlar esti sert sert, yıkılmadık.

Bittabi zor zanaat.. Götürüsü getirisinden az.

Hesabı kitabı tutturamazsın.

Gönlünce yaşayamazsın.

Bir de.. Akşam sofrasında kallavi hesabı ödeyip üstüne okkalı bahşiş bırakan, ama beş on liralık gazete aboneliği için ‘bugün git yarın gel’ diye ayak sürüyen sonradan görmelerin iğneli çuvaldızlı batırmalarına katlanırsın.

Kimseye yaranamazsın.

 

***

E madem bu zanaat bu denli itibarsız, bu derece kazançsız, dertli, sorunlu, stresli falan da..

Ne demeye mantar gibi gazete türüyor memlekette?

Öyle ya, dünyanın gazetesi var.. Siz deyin on beş, ben diyeyim yirmi.

Günlüğü, haftalığı, haftalık diye yola çıkıp ayda bir yayınlananı.. Reklam ilan gelince çıkanı, falanı filanı.

Vallahi ben de bilmiyorum nedenini.

Nitelik kazandıracak, gazeteciliğe çok farklı bir soluk getirecek türden olsa eyvallah.

Kopyala, yapıştır; seninki aynı, benimki aynı!

 

***

YENİ yaşa adım attığımız bugün, mesleğin olumsuzluklarını uzun uzun anlatmak da var ama..

Ne olacak, ne değişecek.

O yüzden “sen türkülerini söyle” modunda gidelim, gittiği yere kadar.

 

***

BİTTABİ enseyi karartmamak lazım.

Büyük Önder Atatürk umudunu hep gelecek nesillere, gençliğe bağlıyor ya..

Biz de mesleğin gelecekte, idealist gençlerin omuzlarında yeniden yükseleceğini düşünelim.

Umutlanalım.

..ve fakat bugün için bakıyorum da mesleğe yeni katılan genç arkadaşlara.

Meslek idealizminden uzak çoğu.

Kendilerini geliştirme kaygısı taşımıyorlar.

Meslekte gelecek de görmüyorlar.

O yüzden bugün var, yarın yoklar.

 

***

BİZ kara matbaa devrinin adamları..

Mesleğin çilesini çok çektik.

Yeni nesil, cin olmadan adam çarpmaya meyilli.

Küçümseme, yok sayma falan değil bu.. Durum tesbiti.

Herhalde bu cümlelerden kendi payına ders çıkaran olacaktır.

 

***

OTUZ İKİYE adım attığımız bugün, fazla karamsar, fazla umutsuz bir tablo çizdim.

Özür dilerim.

 

***

POLİTİKA’nın bu yaşa erişmesinde emeği olan herkese teşekkürlerimi sunarım.