Ulusallaşmış bir Kürt hareketinin giderek küresel bir kimlik kazandığını, bu tehlikeli durumun ülkemizin üniter yapısını ve toprak bütünlüğünü ciddi bir şekilde tehdit ettiğini söylemek zorundayız.

Küresel güçlerden destek gören “Kürt diasporası” ve “Kürtçülük akımı” her geçen gün daha da güçlenirken, kurulması öngörülen “Kürt Devleti” Ortadoğu’nun yeni düzeninde ABD’nin en güvenilir müttefiki olmaya adaydır. Kürt ulusçuluğunun “anti-Amerikan”, “anti-emperyalist” olmadığını kabul etmeliyiz.

Kuzey Irak’taki oluşumdan sonra, Suriye’de dıştan desteklenen Kürtlerin de Kürt sorununda anahtar rolünü üstlenmesini ülkemizi tehdit eden önemli bir etken olarak saymak gerekiyor. Böyle bir oluşum, yakın bir gelecekte “Suriye Kürdistanı” nın doğmasına ve Kuzey Irak’ta olduğu gibi “Kürt hareketi”nin daha da güçlenmesine yol açacaktır.

ABD’nin koruması altındaki PYD Kuzey Suriye’de giderek güçlenmektedir. ABD ve Batı bu alanda öncülük görevini üstlenmiştir. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül 2017’de referandum yapılacağını ilan etmesiyle Barzani’nin önderliğindeki “bağımsızlık hareketi”nde önemli bir adım atılmış olacaktır. Ardından “Suriye Kürdistanı”nın kurulmasına sıra gelecektir.

Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın Sözcü de yer alan 11 Haziran 2017 tarihli açıklamasında belirttiği gibi “Ortadoğu’nun Sykes-Picot anlaşmasıyla düzenlenmesinden yüz yıl sonra emperyalist güçler bölge sınırlarını “Büyük Kürdistan” devletini kapsayacak şekilde yeniden çizmek istemektedirler.”

Ortadoğu’da “Büyük Kürdistan”ın kurulması ABD’nin vazgeçemeyeceği projelerden biridir. Bu proje, bölgemizdeki gelişmeleri sessizlik içinde izleyen İsrail’in güvenliği için yaşamsal önemdedir.