tarik @ politikam.com

ODA seçimleri için gün yaklaştıkça, manşetlerin övgü veya sövgü dozu da artıyor.

Geçen gün iş adamı bir arkadaşın ofisinde oda seçimleri üzerine konuşuyoruz..  Gazetelerin pozisyonuna geldi konu..

Şöyle dedi:

“Bu memleketi zaten gazeteler yönetiyor!”

Hergün mantar gibi gazete fışkırdığına göre Balıkesir toprağından..

“Yönetmeye talip ne çok hemşomuz var” diyoruz.

Webcisi, netçisi falan da girince işin içine..

Hayli kalabalık bir ‘yöneten’ grubuyuz’ yani!..

 

***

ASLINDA olay nedir?

Yani, gazetelerin yönettiği, yönlendirdiği falan yok.

Olay şudur:

Şehri yönetenler ve yönetmeye talip olanların ayrışmasında, medyacı milleti ‘araç’tır.

Ya yönetenden yana, ya da yönetmeye talip olanlardan yana.

Durum budur.

“Benim işim yönetmek değil; olan biteni millete aktarmak” diyen de otomatikman taraftır.

Hani meselâ Rahmi Kula’nın Ticaret Odası’na adaylığını hiç yorumsuz verirsiniz gazetede..

Der ki kenafiri kendinden menkul kamuoyu: “Rahmi’yi destekliyor…”

Baş sayfada üçüncü, dördüncü haber pozisyonunda kaldı meselâ..

Hani, gazete idaresinin ‘öne çıkarılacak’ mevzu sıralamasında geriye düştü diyelim..

Bu kere, “bak gördün mü; ötekini manşetten verdiydi, bunu alttan iki sütun girmiş” muhabbeti olur.

Nötr kalamazsınız.

Tarafsınız.

Ama gerçeği yukarıda aktardık; basının şehri yönettiği falan yok.. Yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların sesi olmaktır işlevi. Medya da güce göre hareket eder.

 

***

MANŞETLERİN övgü ve sövgü dozu artmışsa..

Bilin ki, yönetenler ve yönetmeye talip olanlar öyle komut vermiştir.

Neyse.

 

******

 

Birlikte yönetmek

diye bir şey yok!

 

RAHMİ KULA, Ticaret Odası adaylığını açıklarken dedi ki:

“Birlikte yöneteceğiz.. Yeni bir yönetim modeli uygulayacağız… Tüm işletmelerin yönetime katkı sağlayacağı bir model olacak…”

Önüne arkasına bir de ‘değişim, gelişim, inovasyon, arge’ gibi afilli sözcükleri de eklediniz mi bu cümlelere..

“Ay ne güzel konuşuyo çocuk…”

Oysa gerçek nedir?

Birlikte yönetmek diye bir şey yoktur.

Şirin görünmek, destek almak, oy tercihini kendi lehine çevirmektir maksat.

Çünkü biliriz ki, bu vaadde bulunan hemen her yönetici, seçildiğinin ertesinde söylediklerini unutmuştur.

Bir de ‘değişim’ mevzusu var.

Herkesin dilinde.

Sadece oda seçimleri ekseninde değil.. Nerenin seçimi olursa olsun.. Yönetime talip olanın dilinden ilk önce bu sözcük dökülür: Değişim!

Değişen nedir Allah aşkına?

Ne değişti?

Oda seçimleri bazında bakarsak mevzuya..

Meselâ Ticaret Odası’nda?

TOBB’un belirlediği odacılık kriterleri doğrultusunda, bir üst sınıfa geçiyorsun meselâ.

C’den B’ye, B’den A’ya falan.

Bunun kuralları var; yerine getirmekle yükümlüsün. Başardıysan, sınıf atlıyorsun.

Şimdi, Fahri Ermişler ve arkadaşları bunu yaptı..

Diyelim ki turuncu devrim gerçekleşmedi, eski Başkan Mahmut Yavuz turuncuları beyazla boğdu, yeniden seçildi. Ermişler’in beş yıla yakın zamanda yaptığı ilerleme hamlesini yapmayıp “yemişim akreditesini, sınıfını, diplomasını” mı diyecekti?

2 Nisan’da Rahmi Kula seçilirse Oda Başkanlığı’na, O da TOBB’un kriterlerine göre hareket edecek, odacılığın yasası mevzuatı neyse, buna uygun davranacak.

Yönetim ve Meclis ekibi de muhtemelen iktidar milletvekilleri pozisyonunda olacak.. İndir kaldır yapacaklar yani.

“Ticaret hayatının ortak sesi olmaya geliyoruz” diyor Rahmi Kula.

Öyle bir şey olmaz.

Hem Balıkesir gerçeği ekseninde olmaz..

Hem de şehir ticaretinde bir şekilde ayakta kalma çabası içindeki tacir milletinin genel talebi ölçeğinde olmaz.

Nedir o talep?

Yönetenlerin ve onları destekleyenlerin dışında, tek bir Oda üyesi bile “iyi ki Odamız var” demez.

Şuncaçık bir evrak için dünyanın parasını ödediğine söver.

..ve sorar: “Ticaret Odası ne işe yarar?”

Onlar için, olmasa da olur!

Yani sen istediğin kadar inovasyon de, arge de, değişim de, birlikte yönetim de, şeffaflık de..

Oda üyeleri için süslü cümlelerdir hepsi.

Aslolan, ‘evrak parası’dır.

Alırsan, “ne değişti” diye sual ederler.

Almazsan, en iyisi sensin.

 

 

****************** 

 

Serkan Sarı bence

tam tersini

söylemeliydi

 

ODALARIN, borsaların seçimlerine siyaset illa ki bulaşır.

Bu kaçınılmaz.

Bugün de bulaşmıştır; hem de bulaşabileceği en üst seviyede.

CHP İl Başkanı Serkan Sarı diyor ki:

“Siyaset kendi işini yapsın, oda seçimlerine karışmasın…”

En tepede, TOBB’un her yeri siyaset olmuş meselâ.. Ona bağlı odalarda, borsalarda siyasetin her türlüsünü görmek mümkün.

Balıkesir’de de her seferinde siyaset o biçim bulaşır odalara, bu hep böyledir.

Serkan Sarı ne diyor:

“Siyaset kendi işini yapsın, oda seçimlerine karışmasın…”

Sarı’nın bu açıklamaları, siyasetin her zerresine bulaştığı oda seçimlerinde CHP’nin hiçbir zaman etkin olamayışına bir gerekçedir.

Herkesin taraf olup bilfiil içine daldığı oda seçimlerinde CHP’nin etkin olamama nedeni nedir?

Bu sorunun yanıtını ticaret veya sanayi odalarına kayıtlı CHP üyesi toplamını ortaya koyduğunuzda alırsınız zaten.

İktidar oda seçimlerine tebelleş olmuş en başta..

Siyaset lök diye oturmuş seçimin ortasına..

..ve bu hep böyle olmuş.

CHP İl Başkanı, “siyaset karışmasın” diyor.

Şimdi, Serkan Sarı’yı dinleyip “tamam, karışmayalım” der mi AK Parti İl Başkanı?

Bence tam tersi.. Madem herkes karışıyor, siyaset de karışsın.

Madem iktidar işin içinde..

Muhalefet de dalsın.

Bir tarafından tutsun, çeksin, asılsın.

Bir anlamda “bu işin içinde biz yokuz” demektir, Sarı’nın açıklamaları.

E tamam, biliyoruz, yoksun zaten.

Ama ol işte.. Tut bir yanından, çek.

Meydanı boş bırakmamak lazım.