tarik @ politikam.com

MÜREKKEP ve kağıt kokan matbuatlarda yetiştik biz.

Yayına 'neşriyat', yazara 'muharrir', dizene 'mürettip', basana 'makinist', dağıtana 'müvezzi' denirdi.

Çok da eski sayılmaz; henüz basın yayın işlerinin 'medya' diye adlandırılmadığı.. Teknolojinin eski sistemle sürüp gittiği, ofset, bilgisayar, internet vesaire kavramlarla tanışılmadığı yıllarda...

Daraşmalık ofislerde daktilo gürültüleri arasında yazılan haberler..

Benzin, boya, kağıt, kurşun, demir kokularının birbirine karıştığı matbaalarda ilk baskıyı bekleme heyecanı..

..ve kravatını boynundan eksik etmeyen gazeteciler çağını gördük biz.

Ne bileyim; bugüne göre daha karizmatik, daha sözü dinlenen, daha nitelikli, daha itibarlı adamlardı onlar.

Saygıyla söz edilen gazeteciler çağından, meslek itibarını yerle bir eden gazeteciler çağına geçtik çabucak.

 

***

BİRİNCİ cigarasından sararmış bıyıkları, ağzında biriken tütün kalıntılarını tüküre tüküre konuşan ustamız merhum Yıldırım Ovacık bir sebeple gürlediğinde, yerimizden fırlar esas duruşa geçerdik neredeyse!

Bugünün körpe muhabirlerinden kaçı o bağırtılar karşısında susup oturur ki?

"...kerim işini" vaveylası savurup basar istifayı herhalde.

SEKA'dan balya balya kağıt gelecek matbaaya.. Patron, "haydi bir el atın" diyecek.. Sen de, "ben senin hamalın mıyım kardeşim" diye karşılık vereceksin, öyle mi?

Boynuna fotoğraf makinasını takıp iki toplantı takip edince kendini Hürriyet'in yayın yönetmeni falan zannetmeye başlayan bugünün körpelerine deyiverin bakalım, n'olacak?

Biz ezile ezile öğrendik işi...

 

***

O çağa yetişip tanıklık etmenin kazandırdığı pek çok şey var elbet.

Yine o çağda da siyaseten taraf olmuş, ya siyasi iradenin peşinde koşan, ya da muhalefetten yana tavır alan gazeteciler vardı.

Ne ki, bugünün saldırgan, militan, karşı tarafa söz ve yaşam hakkı tanımayan anlayışına karşılık, seviyeli köşe polemikleriyle birbirlerine hâd bildiren kalemşorlardı onlar.

Edebiyat vardı bir kere.

 

***

İLETİŞİM çağı, teknolojinin nimetleriyle tanıştırdı bizi ama, insani değerleri köreltti; yalan mı?

Her şeyin çarçabuk tüketildiği, haberin dakikalar içinde bayatladığı, sosyal medya dedikleri mecranın herkesi bir anlamda 'haberci - yorumcu' yaptığı bir ortamda, gazeteciliğin pek de önemi kalmadı.

 

***

YENİ çağın gereklerine uymayan gazetelerin yok olup gideceği konuşuluyor nicedir.

Teknolojiye uyum sağlayacaksın, iletişim kanallarını en iyi şekilde kullanacaksın, teknoloji transfer edeceksin, kalite ortaya koyacaksın, baskı sistemini yenileyeceksin, alanında ihtisaslaşmış insanlarla çalışacaksın, nitelikli iş gücü için istihdam alanı açacaksın, falan filan.

Ne diyorlar?

"Kendini yenilemeyen gider..."

Yenilenmek, direkt ekonomiyle alâkalı.. Paran varsa yenilenirsin.

Adına 'Anadolu Basını' dediğimiz yapı içindeki yüzlerce, binlerce gazetenin yenilenmeye, çağı yakalamaya, kendini aşmaya ihtiyacı var; ve hemen hepsi bunun için çırpınıyor.

Abonelik ve reklam gelirleri hızla azalan, vasıflı gazetelerin resmi ilan gelirleriyle gündelik ihtiyaçlarını karşılayabildiği bir ortamda, Anadolu basını kendini nasıl yenileyecek?

Borç sarmalı içindeki bir Anadolu medyası gerçeğiyle yüz yüzeyken.. Sermayenin ve siyasal iradenin çeşitli amaçlarla medya dünyasında etkinleştiği, hâttâ tekelleştiği bir ortamda, geçimini sadece gazeteciliğe bağlayan insanlara "kendini yenile" diyeceksin!

Kaynak?

 

***

"TEK işi gazetecilik olan" dedik...

Gazetecilik yaparak geçimini sağlayanlar ve arkalarında sermaye gücü olmayan gazeteleri kastettik.

Ekonomik zorluklarla boğuşan Anadolu basınının giderek el değiştirdiğine tanık oluyoruz.

Sermaye ve siyasal iradenin açık ya da gizli biçimde, basın gücünü kendi silahına dönüştürdüğü gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Doğru, nitelikli, objektif, dürüst, namuslu gazeteciliğin, yerel, bölgesel ya da ulusal arenada kapital gücüne sahip olanların savaş araçlarından birine dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Beri yanda, tek sesli gazeteciliğe doğru adım adım ilerliyoruz.

Taşrada gazeteleri tek çatı altında toplama, birleştirme, tek sese indirgeme çabası hakim.

 

***

ASIL üzüntü duyduğumuz bir başka konuysa, yılların emeğini yok sayan anlayışın hızla yaygınlaşması...

Yaptığınız bir haber, yazdığınız bir makale, anında yaftalanmanıza sebep!

Yandaş, yalaka falan oluyorsunuz...

Birileri neyi nasıl görmek istiyorsa, siz de öyle göreceksiniz illâ ki..

Böyle de bir zulüm ortamı var yani.

 

***

ESKİNİN düzeyli, nezih, kibar, alçakgönüllü, saygılı gazeteciliğini yok sayan bir dil de gelişti maalesef.

Hakaretin bini bir para.

Bulvar gazeteciliği bir tarzdır; ne ki bizdeki uygulaması bulvar gazeteciliğine de rahmet okutuyor artık; o derece...

 

***

BUNLAR mesleğe dair kimi tesbitler.

Peki nasıl düzelecek bu ortam?..

Orasını ben de bilmiyorum.

 

***

POLİTİKA'nın 31'nci yaşa eriştiği bugün, "efendim şöyle geliştik, böyle serpildik" türü pembe mesut bir yazı da yazabilirdik elbet.

Ne ki, mesleğe dair, gazeteciliğe dair, gazetelere dair iç açıcı bir durum yok ortada.

Öyle ya da böyle  otuz yılı sapasağlam geride bırakmışız.. Otuz birinci yılda ne olur; bugünkü ortamda müneccim olsan cevabı yok!