DÜNYA Balıkesirliler Günü!..

Balıkesirli unutmuş çoktan.. Bir etkinlik, bir mesaj, bir program falan olmayınca..

Duyuru muyuru en azından..

Nereden akıl edecek bizim uykucu hemşehriler?

'Dünya' faslı da var.. Sonuçta dünyada bir tane Balıkesir var!

Kaç dünyalı gösterir haritada Balıkesir'in yerini?

 

***

UYKUCU dedik ya..

Çok uyuyoruz harbiden.

Sabah yedide çıkıyorum evden; okul yolundayız.

Yedi onbeşte gazetede.

Okul servisleri dışında caddeler boş.

Geçtik işine gücüne giden sürücüleri, yaya bile yok o saatte.

Sadece çocuklar!

E mecburen bir de öğretmenler.

Karga bokunu yememiş henüz.

Sen kalk o saatte dükkanın önünü süpüren esnaf görme hayalleri falan kur...

 

***

AÇMAZ kardeşim; o saatte bizim esnaf dükkan açmaz.

Sabahın köründe müşteri mi gelecek kapıya?

Ne ki, "sabah bereketiyle gelir" der eskiler; hani erkenden açarsan dükkanı.

Bittabi sağ ayakla gireceksin içeri; besmele çekeceksin..

..ki bereketli geçsin gün.

Solakım ya ben; gazete kapısını açtım mı pat diye dalarım solla.

Bizim hanım hep uyarır: "Sağınla gir, sağınla..."

Kapının kilidi solda birader.. Soldan açılıyor..

O halde sağ adımla nasıl gireyim?

 

***

SABAH onbirde çorba içiyor adam.. Sabah kahvaltısı. Belli ki yeni kalkmış.. Çorbayı lüpletip dükkanı açacak!

Eski zamanda azıcık geciktik mi işe, patronlar çıkışırdı hemen: "Vali birazdan öğle yemeğine gidecek, sen daha işe başlamadın..."

Öğle yemeğine gidecek dediği saat dokuz  - dokuz buçuk yani!

 

***

VELHASILI çok uyuyan, güne geç başlayan, doğal olarak günü erken tüketen bir insan yapımız var bizim.

Bu ne demek?

Tembellik demek birader.

Bunun üstüne koy çaya kahveye ayırdığın zamanı.. Ekle dedikodu saatlerini..

Gün bitti!

Sonra?

"Siftah yapamadan kepenk indiriyoruz..."

Bir de yükselen hemşehrimizi aşağı çekme huyumuz var ama, ona hiç girmeyeceğim şimdi; canım sıkılmasın.

 

***

NEREYE geleceğim?

Dünya Balıkesirliler Günü'ne...

Öyle bir gün yok.. Biz uydurduk.

10 Ekim tarihini 'Balıkesir Günü' ilan ettik.

İki kere.. İlkinde Ankara, ikincide İstanbul'da 'Balıkesir Günleri Fuarı' açtık.

Memleketin yerel ürünlerini, geleneksel vaziyetini, yiyeceğini, içeceğini, yağını, etini, sütünü falan tanıttık.

Kim ön ayak oldu bu işlere?

Devletin valileri...

Valiler zorlayınca, belediye yönetimleri devreye girdi tabi.. Onlar olunca, odalar, dernekler falan cümleten işin içinde.

Ne dedik?

Zorlamayla...

Bak kaç yıldır kimse zorlamıyor; heves eden, "tekrarı olsun" diyen kimse yok.

O iki etkinlik de zaten yasak savmaktı.

 

***

AMA kendi alanında bir fuar olunca, ürettiği malı pazarlamak adına dünyanın öteki ucuna koşup giden tacirimiz de var bizim.

Kendisi için.

Memleket için bir şeyler yapalım deyince..

Zorlamayla!

Bizde böyle.. İşine gelirse.

 

***

ON numara şehiriz.

2023'te Türkiye'nin ilk onunda olmak hedefindeyiz.

Potansiyel var.. Buna heves edecek, çabalayacak insan varlığı namevcut.

Elindeki değerin kıymetini bilmeyen, kendine müslüman insanların çok olduğu bir şehirde yaşıyoruz yani.

 

***

BAŞKA şehirlerde, ne bileyim gelişmiş ya da gelişmeye koşullanmış yerleşmeliklerde medyayı takip edin.

Kentleşme, ekonomik gelişme, sivil toplum örgütlülüğü, ticari yaşam, kültür sanat, şehir siyaseti bir bütün olarak karşınıza çıkar.

Manşetlerde öyle her gün vali şunu dedi, belediye reisi bunları söyledi türü haberler olmaz.

Olur da, bizdeki kadar çok olmaz.

Çünkü kentleri sadece atanmışlar ve seçilmişler yönetmez.

Kentin diğer aktörleri de devrededir.

Bizde hancılar susar.. Etkisizdir.

Eh bir de konjönktürel davranmak zorunda hissederler kendilerini.

Ateşe atmazlar.

Risk almazlar.

Entellektüel mevzulara da zaman ayırmazlar pek.

Kültüre, sanata ihtiyaçları olmaz.

Tek hedef kazançtır.

Kimisi arazi varlığıyla, kimisi bankadaki mevduatıyla, kimisi son model arabasıyla, kimisi bilmem kaç yüz metrekarelik konutuyla övünür.

Böyleyiz biz.

 

***

..VE son yıllarda bu kesimin şehirden daha çok uzaklaştığını görüyoruz, ikâmetsel anlamda.

Şehrin dış taraflarına, daha ilerilere, zengin sitelere atıyor kendini şehrin aktörleri.

Bu da ayrı bir yazıda ele alınacak mevzulardan biri.. Sosyolojik olarak analiz etmek lazım ayrıca.

 

***

BELKİ daha önce de bu noktaya dikkat çektiğimiz yazılar oldu.. Tekrarlamakta yarar var..

Biz selamlaşmaya bile erinen bir yapıdayız son zamanda.

Tebessümden yoksun..

Allah'ın selamına bir anlam yüklemekle meşgulüz.

"Niye selam verdi acaba?"

"Neden tebessüm etti?.. Neden sırıttı bana?.."

Sokakta gülmeyen yüzler...

Genel olarak bu böyle.

Oysa hiç tanımadığın biri bile selam verebilir, kentlilik bilinci gereği.

Öne doğru hafiftçe başını eğip selamlarken, yüzüne küçük bir tebessüm kondurabilir.

Bundan nem kapmanın anlamı ne?

Çok nemlendik çok.

 

***

2016'nın 10 Ekim'ine gelince..

Takvim gereği 10 Ekim'i yaşamak zorundayız.Üç yüz altmış beş günden bir tanesi.. Mecbursun, yaşayacaksın.

Yaşadık, geçti gitti zaten.

Bugün ayın on ikisi.

..ve bu kentte yaşayanlar için, bu koskoca vilayette yaşayanlar için 10 Ekim'in diğer günlerden farkı yoktu.

Balıkesirliler Günü falan..

Hikaye.

 

***

"HEMŞEHRİLİK böyle olur" demiştik dünkü manşette..

Ankara Balıkesirliler Derneği'nin Başkent'te yaşayan Balıkesirliler'i çoğaltma çabasına dikkat çektik.

Bir iki numune adamın harekete geçmesi gerekiyor yani.

Yoksa, Balıkesir'de Balıkesirlilik ruhunu çoğaltamazken..

Ankara gurbetindeki Balıkesirli'yi nasıl çoğaltacaksın?

 

***
MEVZUYA dair edilecek çok laf var elbet.

Lâkin bize ayrılan sayfanın sonuna geldik.

Görüşmek ümidiyle...