tarik @ politikam.com

ORGANİZE Sanayi Bölgesi’ni az geçin.. İleride sağa Gökköy dönemeci var; oraya değil.

Azıcık daha ilerlediğinizde sola köy yolu ayrılıyor.. Dereçiftlik, Karamanlar, Kozören tarafına.

O yola girin.

Kardan yağmurdan delik deşik olmuş daraşmalık yolda ilerlerken..

Sağınıza solunuza bakın.

Yolun her iki tarafına saçılmış çöp yığınları göreceksiniz.

Sağa sola bakın derken, yoldan gözünüzü ayırmayın sakın; hem dar hem virajlı bir yol.. Savrulup tarlaya uçabilirsiniz Allah göstermesin!

 

***

BU güzergahta pek çok köy var. Dereçiftlik’le başlayıp, bir kolu Kozören’e çıkıyor.

Bir kolu, Karakavak’tan Pamukçu’ya.. Tabi uzun ve zorlu bir güzergah burası.. Yol boyunca irili ufaklı köyleri aşıp Pamukçu’dan İzmir Yolu’na çıkarken dağ bayır aşmak zorundasınız.

Neyse.

 

***

ANLATACAĞIMIZ mevzu, bu güzergahın kaderine terk edilmişliği.

Köyleri birbirine bağlayan yollar dandini..

Delik deşik.

Yer yer derin çukurlar var.

Başta söyledik; çöp yığınlarıyla kaplı her yer.

En çok da plastik atıkları.. İçki şişeleri.. Kağıt, evsel atıklar.. Ne varsa artık, gelen geçen sallamış atmış.

Dereçiftlik’le Karamanlar’ı ayıran Üzümcü Çayı’nı bilirsiniz.

İki köyü bağlayan eski bir taş köprü var çayın üstünde.

Oldukça yıpranmış, bakımsız bir köprü bu. Tek araç geçebiliyor.. Karşıdan gelen beklemek zorunda.

Ha işte, tam o köprüye geldiğinizde sağınıza solunuza dikkatlice bakın.

Dere yatağı, Gökköy Çöplüğü gibi olmuş.. Suyun aktığı güzergah boyunca her yer çöp yığınları.

Öyle ki, çöpler toprakla bütünleşmiş adeta.

Oysa o kadar güzel bir nokta ki orası.. Tertemiz olsa, Üzümcü Çayı pırıl pırıl aksa.. Baharın yeşilliği her yanı sarmalasa.. Bakmaya kıyamazsınız.

Ama gidin görün..  Manzara içinizi sızlatacak!

 

***

BERİ yanda, güzergah boyunca moloz yığınları atılmış yolun iki yanına.

Her yer moloz.

Hafriyattan arta kalan ne varsa, adamlar gelip yol boyuna dökmüş.

Pislik içinde.

Taş toprak moloz parçaları yola taşıyor; o derece.

Hayvancılıkla geçinen köyler buralar.. Molozların yanı sıra hayvansal atıkları, tezek yığınlarını, çamurlaşmış saman artıklarını, dışkıları falan görebilirsiniz.

Üzümcü Çayı geçiyor dedik ya..

O atıklar derenin içinde yüzüyor.

 

***

BURALAR mahalle ya artık.. Hani, “şehirde ne varsa köyde de olacak” diyorlardı ya..

Hikaye.

Temizlik ekiplerinin bölgeye pek uğramadığı ortada.. Uğruyorsa da, köylerin içindeki konteynerleri ara sıra boşaltmaktan ibarettir bu hizmet.. Güzergahı bok götürüyorsa, başka ne denir?

Sadece temizlik ekipleri değil, Belediye’nin genel anlamda pek uğramadığı anlaşılıyor.

Dere yatakları DSİ’nin sorumluluğunda bildiğimiz kadarıyla.

Eh Üzümcü Çayı da dere neticede.. Yatağı çöple dolmuş, ortalığa mikrop saçan bir dere.

Üzümcü dediğin çay, gidiyor gidiyor, ileride Nergiz Çayı ile birleşiyor. Çay boyunca pek çok köy var. Ovaköy’e kadar ulaşıyor.

Oradan oraya çöp, tezek, mikrop taşıyor yani.

 

***

EKİLİP biçilen arazileri, tarımsal faaliyetleri, hayvancılığı göz önüne aldığınızda..

Tehlike arzetmiyor mu budur sizce de?

Ayrıca insan yaşamı aslolan.. Sağlıklı, temiz bir çevrede yaşama hakkı falan.

O kimsenin şeyinde değil gibi bir durum var yani.

 

 

 

 

*********************  

 

Valisiz vilayetin ezik çocukları!

 

YİNE bir beraberlik olur diye bakıyorduk ki..

Balıkesirspor, Bandırma’ya beş çekiverdi!

Ne yalan söyleyeyim, Atatürk Stadı’nda daha fazla gol pozisyonu arayan bir Balıkesirspor’a karşılık, amatör kümede top koşturan bir mahalle takımı formundaydı Bandırmaspor.

Balıkesirliler olarak bu skor hoşumuza gitti elbette..

İlçemiz Bandırma için üzüldük tabi.. Ezeli rekabetin tarihçesini yeniden yazdıran bir maç izledik ve sonuç Bandırma için hezimet oldu.

Maçı anlatmak değil derdim.

O pankarta odaklandım.

Konuk taraftar tribününe asmışlar: “Valisiz tek vilayet!”

Vilayetin Valisi Atatürk Stadı’nda yoktu.. Olsaydı,  Bandırma taraftarına “selam, ben Balıkesir Valisi” diye el sallardı.

Balıkesir koskoca bir vilayet. Bandırma da onun parçası.

Devleti temsil eden bir valisi var Balıkesir’in.

Bandırma tanımıyor!

 

***

BU kez protokol tribününden izledik maçı. Bir saat öncesinde girmiştim; kendime bir yer bulup oturdum. Sonra kadınlı erkekli Bandırmalılar geldi; bir anda onların arasında kaldım. İlk golle sarsıldılar..  Beraberlik beklerken, iki, üç, dört oldu.. Şoktalar!

Beşinci gol geldiğinde çoğu yerinde yoktu.

Spor bu.. Yenen ve yenilen vardır.. Bazen yenişilmez, berabere kalınır.

Bu kez farklı bir yenilgi, farklı bir galibiyet vardı sahada.

Gelecek sezon aynı ligde olursak eğer, belli olmaz belki Bandırma yener. Bu galibiyet ve mağlubiyetlerden kavga, gerginlik, kaos üretmenin pek anlamı yok.

Bu arada gelecek ne gösterir bilinmez ama, bugün ve daha çook uzunca bir süre Bandırma vali görmeyecek; kaymakamlıkla yönetilecek.  Büyükşehir ekseninde Bandırma’nın Balıkesir’den kopma olasılığı yok pek.

O yüzden sahada  “Valisiz tek vilayet” türü pankartlar açıp ezik duruma düşmeyin.

Ne ki bu ezeli rekabet futbolla sınırlı değil. Siyasi, ekonomik, kültürel her alanda Balıkesir ve Bandırma arasında sert bir çekişme söz konusu.

Bunu tatlı tatlı sürdürmeye kimsenin sözü olamaz.

Bandırma cephesi siyasetiyle, ticaretiyle, sanayisiyle, medyasıyla, sporuyla, her şeyiyle bindiriyor Balıkesir’e.

Eziklik psikolojisinden kurtulması lazım Bandırma’nın.

Vilayet merkezinin Balıkesir; Bandırma’nın da Balıkesir’in bir ilçesi olduğunu kabullenmeleri lazım.