tarik @ politikam.com

MERAKLILARI duymuştur; yarn bombing diye bir akım var.
‘İp bombardımanı’ demek.
Eskiden grafitiler vardı meselâ.. Doksanlarda mesajı duvardan vermek modaydı.
Şimdinin allı morlu, afili renkli yazıları gibi değil tabi.. Siyasi ağırlıklı mesajlar içerirdi eski grafitiler.
Özellikle gençler, ülkelerindeki siyasi otoriteyi örseleyen grafitilerle dışa vururlardı, içlerindeki özgürlük ateşini.
Her dönemin mesaj içerikli akımları var elbet.
Kimisi doğrudan veriyor, kimisi subliminal.

***
BİRKAÇ yıl önce, yazlık evin sahilinde yeri değiştirilmiş bir zeytin ağacı ile kesişti yolumuz.
Sahilde, deniz manzaralı bir köşede durup duruyordu ağaç.
Bir göçme oldu, yaşlı zeytin de toprakla birlikte göçtü tabi.
Sonra o ağacı köküyle birlikte almışlar, birkaç metre ileride bir yere yeniden dikmişler.
Kupkuru duruyordu.. Güney Amerika yerlilerinin ağaçtan oyma totemleri gibi.
Bir baktık ki sağından solundan yeni filizler fırladı zeytinin.
“Siz beni kurtardınız, ben de size meyvelerimi sunacağım” dedi herhalde, insanoğluna teşekkürle…
Aradan zaman geçti.. Güneşin kendisini gösterdiği ılık bir kış gün gününde kafa dinlemek için gitmiştik yazlığa.. Dalgaların dövdüğü sahilde oturup kış güneşini içimize çekecektik ki..
Bizim zeytin ağacı süslenmiş püslenmiş haliyle “merhaba” dedi bize!
Yazlık komşumuz Hikmet Hanım, hiç üşenmemiş renkli iplerden bol desenli bir elbise giydirmiş ağaca.
Rengarenk iplerle ördüğü birbirinden güzel desenlerle müthiş bir iş çıkarmış.
Hoşumuza gitti elbet.. Farklı şeyler hep ilgimizi çekmiştir.

***
SONRA, hasır plaj şemsiyelerine, duvarlara, arıtma sisteminin beton duvarlarına falan benzer elbiseler giydirmiş. Görenlere ilginç gelen bir şey.
Kimisi, “hiç başka işin yok mu” diye homurdanıyordur.
Kimisi, “çok farklı bir çalışma olmuş” diyordur.
Kimisi, direkt şezlong, şemsiye eşliğinde güneşlenme modunda olduğu için denizin mavisinden başka bir şey görmüyordur.
Komşumuz Hikmet Hanım (Hikmet Ekşi Yıldız) meğer bu işi öylesine büyütmüş ki, yaşadığı İstanbul’u giydirmiş neredeyse!
Sel sularının alıp götürdüğü altyapısız İstanbul’u izlerken ekranlarda, Hikmet Hanım ve O’nun gibi bu akıma gönül verenlerin eserlerine dikkat kesilmek ne mümkün şu günlerde?

***
BÜYÜTMÜŞ derken.. İstanbul’la kalmamış meselâ.
Avrupa’nın çeşitli kentlerine de taşımış akımı.
O kentlerin meydanlarında, caddelerinde var olan ağaçları giydirmiş.
Arabistan coğrafyasında da bir iki kentte yapmış aynı çalışmayı.
Hikmet Hanım’la dergimiz için röportaj yaptım geçenlerde.. A’dan Z’ye bu akımı anlattı; yaptığı çalışmaların fotoğraflarını gösterdi.. Rengarenk bir sanat.
Kentlerin griliğine boğulduğumuz bir ortamda, karşımıza çıkan, içimizde gelişen katılığı gevşeten, zihnimizin siyah beyazına hafif bir tokat savuran çalışmalar.

***
AKIM dedik ama.. Sanat demek de mümkün.
El emeği var, göz nuru var, estetik var, desen var, alın teri var.
İlmek ilmek örüp renklendiriyorsunuz yaşam alanlarını.
Kâh bir ağaç, kâh bir bank, kâh kaldırım babaları.
Röportaj sırasında espri yaptım: “Belediyelerin boş buldukları her noktaya diktikleri delinatörlere de giydirsek mi acaba?”

***
DÜNYADA hızla yayılan bir akım bu. Yarn Bombing diyorlar.
İp bombardımanı.
Bomba sözcüğü, ‘sanat’ kabul ettiğimiz bu akımla örtüşmüyor ama.. Gavur öyle isimlendirmiş, ne yapalım.

***
BALIKESİR’de bu akımın pek örneği yok.
Garabet trafo binalarını resimlendirmenin ötesinde, ‘sokakta sanat’ anlamında bir çalışmaya rastlamıyoruz.
Geçenlerde Karesi Belediye Başkan Yardımcısı Mürsel Sabancı’ya söz ettim bu çalışmalardan, ayak üstü.
Aynı zamanda Karesi Kent Konseyi Başkanı’dır kendisi.
Böyle ilginç çalışmalara dikkat kesilir, ilgilenir, Konsey olarak bir şeyler yapmak için plan program hazırlar.
Aktif, çalışkan, üretken bir arkadaştır.
Yoğunluğuna denk geldi sanırım, ilgisiz kaldı.
“Onca işin gücün arasında bir de bununla uğraşmayalım” deme hakkına sahip elbet.
Ama kentleri renklendirme, geçici hoşluklar yaratma anlamında neden bizde de böyle çalışmalar olmasın?

***
HARIL harıl örgü ören dünya kadın yaşıyor Balıkesir’de.
Kazak örüyorlar, kaşkol örüyorlar, çoluğa, çocuğa, toruna bir şeyler örüyorlar sürekli.
Kızlarına çeyizlik hazırlıyorlar.
Örmek, yaşamlarının önemli parçası olmuş yani.
E o zaman kent için de örebilirler.
Şenlik mi dersiniz, yarışma mı dersiniz, uzun soluklu çalışma mı dersiniz bilemem.
Sizin asfalt, kaldırım, altyapı çalışmalarınız kadar önemli ve pahalı işler değil bunlar.
Ama ne kadar renklenirse şehir, o kadar iyi.
Saçma sapan budayıp tüm görselliğini, güzelliğini yok ettiğiniz ağaçlarla başlayın meselâ!
Totemlere benzettiğiniz ağaçlara renk gelsin.
Kaldırım mantarları da var.. Onlara bile elbise giydirmişler; ne güzel görünüyorlar.
Tahta oturma bankları, eskimiş kent mobilyaları, elektrik direklerine asılan çöp kutuları bile…
Hepsi olur.

***
BALIKESİR’in ağır, yoğun, kasvetli gündemi kısa bir molayla soluklanır; farklı bir heyecan ortamı oluşur.
Fena mı?