Yazının başlığını okuyan öyle zannediyorum ki, hemen küplere binecektir. Müslümanların ortaçağı da ne demek oluyor şimdi diye. Ancak sabırlı olun açıklayalım. Hak vereceksiniz.

Yalnız dikkat edin. İslam’ın ortaçağı demedik. Müslümanların ortaçağı dedik.

Eğer önce iğneyi kendimize batırarak olayları değerlendirecek olursak, ilk tepkimizin anlamsız olacağını ve gerçekleri daha iyi göreceğimizi zannediyorum.

Evet, ortaçağ Avrupa ya da batı için geçerli olan karanlık bir çağdır. Bu çağı sona erdiren de atalarımızdır. Ortaçağ, Avrupalıların birbirini yediği, diri diri ateşe atıp yaktığı, adaletsizliğin hükümran olduğu, mezhep ve etnik savaşlarla tam bir vahşetin yaşandığı bir çağdı.

İlim, fen, adalet, insan hak ve hürriyetlerinin olmadığı, sadece kilisenin ve güçlülerin sözünün geçtiği, aykırı fikirleri olanların, içine şeytan girmiş diye diri diri yakıldığı, giyotinlerle başlarının gövdelerinden ayrıldığı, kadınların eksikli diye aşağılandığı bir çağdı.

Ortaçağda batılı toplumlar karanlığın girdaplarında dolaşırken, insanlar köleler ve sahipleri olarak sınıflandırılırken, ilim, irfan, hak adalet, insan sevgisi ve insanı insan yapan değerlerin üzerine kurulmuş İslam medeniyetinin farkında bile değillerdi.  Çünkü birbiriyle boğuşanların gözü dış dünyayı görmez.

 Peki, yukarıda ifade ettiğimiz batı ortaçağının özellikleriyle, 20. ve 21.Yüzyıldaki Müslümanların pürmelâli benzeşmiyor mu?

İslam ülkelerini ya da Müslüman dünyasının bugünkü halini saniyeler içinde hepimiz şöyle bir film şeridi gibi gözden geçirelim.

Hemen hemen bütün Müslüman ülkelerin dini, mezhebi, etnik, adaletsizlik, fakirlik, yoksulluk, sefillik, eşitsizlik, geri kalmışlık, taht ya da iktidar kavgalarıyla birbirini yediğini görmez miyiz?

Ayrıca tembelliğin, adaletsizliğin, arsızlığın, hırsızlığın, haksızlığın, vahşetin, güvensizliğin, dedikodunun, hasedin, yalanın dolanın, cehaletin vb illetlerin kol gezdiği doğru değil mi?

M.Akif Ersoy bu konuda ne diyordu; “Batılının işleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi.” Bunun anlamı şudur. Medeniyetimiz batı medeniyetiyle yer değiştirmiştir.

Yaklaşık bir asırdır gördüğümüz, Müslüman’ın Müslüman’la, Müslüman ülkenin Müslüman ülkeyle savaştığıdır. Yine Müslüman’ın Müslüman’ı katlettiği, Müslüman’ın Müslüman olanın hakkını dikkate almadığı, en vahşi cinayetleri yine Müslüman’ım diyenlerin işlediğidir. Boşuna demiyoruz, Müslümanların ortaçağı diye. Dolayısıyla Müslüman dünyası için düşmana ya da gayri Müslime hiç ihtiyaç yoktur.

Bir başka ifadeyle olumlu yönden bakacak olursak, hiç kimse diyebilir mi ki, şu şu Müslüman ülkeler gelişmiş, mutlu, huzurlu, müreffeh, insan hak ve hürriyetleri bakımından çağın önündedir.  Hakkın hukukun ve adaletin sağlandığı, eğitiminin dünya çapında örnek alındığı, halkın ve devletin zengin olduğu, bilimin ve fennin zirvesinde, teknolojik gelişmelerin merkezi, buluşların önderi, sosyal ve psikolojik yönden en sağlıklı insanların yaşadığı ülkedir.

Maalesef kısaca bahsettiğimiz bu özelliklerde bir İslam ya da Müslüman ülke göstermek mümkün değildir.

Olmadığı için batılı emperyalist devletlerin kontrolünden bir türlü çıkılamadığı gibi, kardeşin kardeşi kırdığı savaşlar, iç kargaşalar da bir türlü bitmemektedir.

Hâlbuki Müslümanlar bir vücudun kısımları gibidir denilmiştir. Herhangi bir yerine bir diken battığında hepsi aynı acıyı duyup, aynı tepkiyi vermesi gerekmez mi?

Yine Müslümanlar bir duvarın tuğlalarına benzetilmiştir. Hani nerede o tuğlalar, nerede o kenetlenmiş duvar?

Nerede Müslüman Müslüman’ın kardeşidir kutlu sözünün karşılığı.

Bütün bunların neticesinde görüyoruz ki, birçok Müslüman ülke ya işgal ediliyor ya da iç savaşa sürükleniyor. Milyonlarca Müslüman da, ya öldürülüyor, katlediliyor, ya vatanlarından sürülüyor, ya da modern müstemleke oluyor.

Bütün bunların sonucu bulunduğu zelil duruma kafa yorup çare arayacağına, kalkıp Emperyalist ve sömürgeci devletleri ya suçlayarak, ya da işbirliği yaparak işin içinden çıkılacağını zannediyor. Artı sözünün dinlenmesini bekliyor. Bunların tabi ki hepsi boşunadır.

Özellikle bu işin böyle olmayacağı, son 100 yıldır yaşanan Müslümanların fetret devriyle, daha iyi anlaşılmış olması gerekir. Fakat hala anlamamakta ısrar edildiğini, günümüzde yaşanan fecaat arz eden olaylarla daha iyi görmek mümkündür.

Çalışmadan, üretmeden, düşünmeden, dayanışmadan, eğitmeden, okumadan, iyilik ve güzellikte rekabet etmeden, birliği sağlamadan, Allahın ipine sımsıkı sarılmadan olması da mümkün değildir.

Üstelik İslam ülkelerinin yaşadığı coğrafyaların yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından dünyanın en zengin bölgeleri olmasına rağmen, ne Müslüman’a, ne Müslüman ülkelere faydası yoktur. Faydası olmadığı gibi ne bir söz hakkı tanınmakta, ne de zenginlik, huzur, güven, refah, mutluluk, dirlik ve birlik getirmektedir.

O halde 20. ve 21.yüzyıl Müslümanların ortaçağı değil de nedir peki?