3 yıl sonra yeniden merhaba Politika okurları ve Balıkesir. 3 yıl önce sonlandırdığım yazma işine bugünden itibaren kaldığım yerden başlıyorum.

3 yıl içinde hem Türkiye siyasetinde hem de Balıkesir siyasetinde çok şey değişti.

Türkiye, 3 yıl içinde iktidar partisinin mutlak otorite sağladığı, buna karşılık siyasetin tıkandığı, ülkenin sorunlarına çözüm üretemeyen bir iktidar ve muhalefet ile karşı karşıya kaldı.

Balıkesir, yerel yönetim anlamında kökten bir değişim yaşadı.

Büyükşehir olduk. lakin büyükşehir belediye uygulaması, günlük yaşamımızda iddia edildiği gibi ciddi ve olumlu değişimler yaratmadı. Yaratmadığı gibi özellikle köylerimizde su ve imar konularında yeni yükümlülükler getirdi. Gördüğüm kadarıyla, Balıkesir’li insanımızın beklentilerini karşılamaktan uzak kaldı.

3 yıl aradan sonra bugünkü ilk yazımı 15 Nisan referandumu sonuçlarını ülke geneli ve Balıkesir için değerlendirmeye ayırmıştım.

Ama gel gör ki, ülke gündemi o kadar hızlı değişiyor ki, referandum sonuçlarını değerlendirme yazısını bir sonra ki yazıya bırakmak zorunda kaldım.

Beni tanıyanlar bilirler, CHP üyesiyim ve CHP’de aktif siyasetin içerisindeyim. Dolayısıyla, CHP’de meydana gelen gelişmeler beni de ziyadesiyle yakından ilgilendiriyor.

Gelelim anlatmak istediğime.

Geçtiğimiz Çarşamba günü CHP MYK’sı bir karar alarak olağanüstü kurultay taleplerini redderek olağan kurultay sürecini başlattı ve bir gün önce ciddi eleştirilerde bulunan Fikri Sağlar hakkında da disiplin işlemlerini başlattı. Bütün bunlar, CHP’nin geleneksel yapısında var olan parti içi hizipler ve kavgalar sürecinin de başlamasına vesile oldu. Baltalar gömüldüğü yerlerden çıkarıldı ve medya üzerinden yürüyen savaş başladı.

Oysa, referandum sürecinde hedef birliği sayesinde oluşmuş oldukça huzurlu bir ortam vardı.

Referandum sürecinde doğru bir stratejiyle birlikte cansiperane çalışan bir örgüt vardı.

15 Temmuz darbe girişimine “kontrollü darbe” demenin dışında çok ciddi hatalar yapılmadı. Özellikle Deniz BAYKAL, ilerlemiş yaşına rağmen referanduma karşı CHP’nin tezlerini en iyi anlatan hatiplerden biri oldu, çok çalıştı ve parti tabanında büyük takdir topladı.

Referandum akşamı, Genel Başkanın ve parti yönetiminin pasif tutumu çok ciddi bir stratejik yanlıştı. Sokağa çıkma söylemlerine karşı aldığı net tavır ise bir o kadar doğruydu.

Her neyse, referandum sonrasında parti üst yönetiminin tavrına ilişkin birçok konu eleştiriye açıktır.

Ancak, referandum sonrası Türkiye’de oluşan büyük resmi iyi okuyamamak, parti üst yönetiminin oluşan siyasi sonucu geleceğe taşıyacak iradeyi gösterecek bir siyasal vizyona sahip olmaması benim en ciddi eleştirimdir.

Her kesimden milyonlarca insan Türkiye’yi içinde düştüğü bu siyasal girdaptan çıkarabilecek bir yeni siyaset arayışındadır. CHP’nin bu kısır tartışma ortamına sürüklenmesi, parti içerisindeki bazı odakların işine gelmiş olabilir. Ama milyonlarca insanın işine gelmediği apaçık ortadadır.

Gelelim, başlıkta kullandığım muhalefet krizine..

Evet Türkiye iki yönlü bir siyasal girdabın içerisindedir. Bir yanda kutuplaştırdıkça büyüyen, büyüdükçe ötekine tahammül edemeyen bir iktidar gerçeği, diğer yandan çok geniş toplum kesimlerin derdine deva olmaktan uzak, umut vaat etmeyen bir muhalefet.

Referandum süreci ve özellikle sonrası gösterdi ki, Türkiye’de bir muhalefetsizlik krizi var, milyonlarca insanı, milyonlarca hayır’ı temsil edecek güçlü bir muhalefet yok.

Bir yanda her şeye rağmen referandumda hayır oyu vermiş milyonlarca MHP’li, bir yanda sahada hayır için canla başla çalışmış milyonlarca CHP’li. Diğer yanda da, milyonlarca hayır’a önderlik etmesi beklenen ama referandum sonuçlarını hayırcı milyonlarca insana yavaş yavaş benimsetmeye çalışan bir CHP üst yönetimi. Yani bir tür öğrenilmiş yenilgiyi kabullendirme çabası.

Muhalefet partilerinin tabanlarıyla tavanları arasındaki bağ, ne yazık ki kopmuş durumda. Çünkü, bu sürece önderlik etmesi beklenen CHP üst yönetimi, tabandaki milyonların beklentilerini açıkça görmezden geliyor.

Oysa, halkın muhalefetten en ciddi beklentisi, referandum sonrası oluşan yeni düzende halkın ihtiyaç ve önceliklerini gözeten, kapsayıcı bir demokratik siyasal söylemi inşa etmek zorunludur.

En çok ta gençlerin, kent yoksullarının, güvencesiz çalışan milyonların itirazlarına kulak vermeliyiz.

Bu manada milyonların CHP’den beklentisi; iş, ekmek ve hukuktur.

CHP’nin bu tartışmalarla kaybedeceği her gün her saat, milyonların umutlarını tüketir.

Son bir söz; CHP’nin Çarşamba günü aldığı olağan kurultay kararı ile olağanüstü kurultay taleplerine kapılar kapatılmıştır. Oysa olağanüstü kurultay, parti üst yönetiminin kendini sorgulaması ve sonuçların tartışılması için son gerekliydi. Olağan kurultay kararı ile mevcut parti üst yönetimi kendi varlığını korumak adına parti tabanı ile ters düşmüş ve önümüzdeki süreçte daha sert kırılmaların önünü açmıştır.

Bu süreçte partiye emek vermiş herkesin partinin kurumsal yapısına zarar vermemek adına yaptığı eleştirilerde kişileri hedef almak yerine temel ilkeler üzerinde yapıcı eleştiriler yapması gerekir. Çünkü, sadece partili olmanın sorumluluğu değil, içinde bulunduğumuz sürecin tarihsel sorumluluğu  bunu gerektiriyor.