tarik @ politikam.com

YEMEKHANE mangası diye bir görev tanımı vardı biz askerken.

Askerliğin acemilik bölümünde patates soğan soymayan, bulaşık yıkamayan var mıdır?

Yemek yemeyi pek seven, açlığa kesinlikle tahammül edemeyen ben.. Yemekhane mangasına gönüllü yazılırdım.

Çuval çuval patatesi soymanın bir karşılığı olurdu elbet!

Yarım ekmek arası peynir domates falan.

Bazen geceden hazırlanan kadınbudu köftelerden gübürdetirdik.

Yorulurduk.. Terlerdik.. Üst baş yemek kokardı ama..

Karnımız tok uyurduk.

Gece devriye atmışsak; hele de üç beş nöbetiyse.. Yemekhanenin genellikle aralık duran kapısından süzülürdük içeri kedi gibi.. Yemekhane neferlerine birer cigara ikramı; sonra gelsin ekmek arası patates!

Bu sayede sabahın köründe kahvaltı sırasında uzun uzun beklemekten kurtulur, içtima saatine kadar uyurduk.

Yemek ayırmam ben.. Ne olursa yerim. Kimisini severek yerim, kimisini doymak için.

Bir tek kıymalı pırasaya tahammülüm yok; o varsa menüde, kantine yollanırdım hemen. Yarım ekmek, barbunya konserve…

 

***

NEFERİN yemeğini yine nefer yapardı eskiden.

Birliklerin yemekhanelerinde sivil hayatta aşçılık yapan askerler çalışırdı.

Günlük, haftalık, aylık listeler verilir, gün gün, öğün öğün hangi yemeklerin yapılacağı belirlenirdi.

Duvardaki tahta panoya yemeklerin kalori miktarları da yazılırdı.

Subay astsubay olurdu bunların başında.. Her şey kontrol altında.

Biz de gönül rahatlığıyla sıraya girer, bir grubun ‘Allah’, bir grubun ‘Tanrı’ diye başladığı yemek duasını yüksek sesle haykırıp, nöbetçi subayın “afiyet olsun” komutunu beklerdik. Sonra, itiş kakış, metal tabldot tepsilerinin boş gözlerini doldurup sıkış tepiş bir masaya sokulur afiyetle yerdik.

Kadınbudu varsa o gün.. Ki zaten geceden haberim olur, kokusunu alırım.. En arkaya geçerim sırada. Sayıyla verilir, ikişer üçer.. Sona kalan dona kalır denir ama, hiç öyle olmadı; zebil olmasın faslında fazla fazla verilirdi sona kalana…

Koca askerlik boyunca, hiç öyle zehirlenme vakası falan görmedik.

Her şey güvenli, her şey kontrol altında.

Hijyen tam tekmildi.

 

***

FAKAT şimdi, sık sık Manisa dolaylarından zehirlenme haberleri geliyor.

Manisa’daki askeri birliklerde toplu zehirlenme vakaları.

Öyle üç, beş, on kişi değil, yüzlerce nefer…

Bir oldu, iki oldu; anlarız da.. Sürekli oldu mu iş sıkıntılı.

 

***

ASRERİYENİN yemeği dışarıdan geliyor artık.

Özelleştirme furyasından askeriye de nasibini aldı yıllar önce.

Şöyle bakıldı herhalde o zaman bu karar verilirken: Asker askerliğini yapsın.

Ayrıca, maliyet hesabına vurunca, özel sektörle yemek işini halletmek daha ucuzdur muhakkak.

Ama, yemekhanede çalışan askere sorduğun hesabı, özel sektörün yemekçisine soramazsın işte.

Kontrol işi de rutine bindiyse…

Özel şirket kafasına göre takılır.

Tıpkı hastanelerin yemek işlerindeki gibi.

 

***

EN son 731 asker yedikleri yemekten zehirlendi Manisa’da.

Öncesi de var.

Bu olay kısa süre içinde üç dört kez tekrarlandı sanırım.

İlkinde bir asker yaşamını yitirmişti hatırlarsanız.

Ne ki, şu son olaya kadar “hayati tehlike riski yok, her şey kontrol altında” açıklamaları yapılıyordu.

Bu kere “n’oluyoruz lan, birileri bizimle oynuyor mu” sorusu akıllara geldi.

Yani, bu tür zehirlenme vakaları her zaman her yerde görülebilir ama, Manisa’daki askeri birliklerde peş peşe yaşanması, akla ‘sabotaj’ ihtimalini getiriyor haliyle.

Nitekim o ihtimal üzerine de soruşturma başlatmışlar.

 

***

YEMEK şirketiyle yapılan sözleşme feshedilmiş.. 22 kişi gözaltına alınmış, sorgulanacaklarmış.. Şirketin Ankara ayağı da incelemeye alınmış.

 

***

ZEHİRLENMELERİN sudan kaynaklanabileceği konuşulmuştu. Su ile ilgisi yokmuş.

Sonra açıkladılar; “salmonella bakterisi neden oldu” diye.

Salmonella yazın Google’da; ne olduğunu öğrenin.

Kümes hayvanları, kuşlar, yumurta, kırmızı et, pastorize edilmemiş süt, peynir, çiğ sebze ve meyveler, hatta baharatlar yoluyla bile bulaşabiliyormuş.

Bağırsak sistemine yerleşiyor, 12 ila 72 saat süren kuluçka döneminden sonra, karın ağrıları, bulantı, kusma, ateş, mide krampları, gözlerde tahriş, baş dönmesi, halsizlik başlıyor.

Hiç bir şey yemediği halde rahatsızlanıp hastaneye kaldırılan askerler de var.

Masadaki tuzluktan bile bulaşmış olabilir.

Şirketle ilişiği kesip çok yönlü bir soruşturma açmanın dışında, sıkı bir dezenfekte – temizlik çalışması da yapılmalı.

 

***

AMA hepsinden önemlisi.. Yemek işini asker kendi bünyesine almak zorunda.

Bugün Manisa, yarın bir başka askeri birlik.. Yemekten kaynaklanan zehirlenmelerin olmayacağının garantisi yok.

Asker, kendi bünyesinde hijyenik ortamı sağlayabilir.

Dışarıda, müdahalesiz bir mutfakta imal edilip askere yedirilen yemeğin hangi koşullarda yapıldığını kim denetliyor?

Diğer kamu kurumları da, “en uygun fiyatı veren” şirketlere yemek işlerini ihale edip gerisine karışmama olayını gözden geçirsin bence.

Ama hepsinden önemlisi asker.

Binlerce vatan evladı.. Anasının babasının kuzusu hepsi.

Vatani görev için oradalar, devlete emanetler.

Her şeyi hesap kitap, kâr zarar olarak görmek yanlış.

 

***

ZEHİRLENME olayları için Meclis araştırması istenmiş; ancak iktidar vekillerinin oylarıyla reddedilmiş.

Neden reddediyorsunuz?

Bu işin iktidarı muhalefeti yok; “lokal bir olay” diye de bakılamaz.

Binlerce Mehmetçik’in hayatı mevzubahis.

“Psikolojik” bir şey değil yani.

Öyle demişti ya Manisa Valisi:

“Psikolojik… Midelerini üşütmüş olabilirler…”