KREDİ GARANTİ FONU ile ilgili görsel sonucu

Kredi Garanti Fonu, 2016 yılında hükümetin kredi bulmakta zorluk çeken KOBİ ve ihracatçı şirketlere yönelik olarak getirdiği bir finansal düzenleme. Kredi almak için yeterli teminatı olmayan, kısa vadeli borç krizine girmiş şirketlere devletin bir nevi el uzatıp düştükleri bataktan kurtarmak için hazinenin kredilerin geri ödenmesi için garanti vermesine dayanır.

Yani, kredinin ödenmesi için garantiyi devlet verirken parayı ise bankalar veriyor. Bu sayede, ödeme güçlüğü çeken ya da faaliyetlerini borçları nedeniyle çevirmekte zorlanan KOBİ’lere adeta oksijen desteği sağladı.

KGF uygulaması 20 Mart 2017 tarihinde başladı. Hükümet, KGF vasıtasıyla vereceği kredi garantisi tutarını yıllık 250 milyar TL ile sınırladı. KGF’nin yürürlüğe girdiği 20 Mart ile 20 Nisan arasında 186 şirket toplamda 122 milyar TL kefalet ile 137 milyar TL kredi kullandırılmış.

Hazine kullandırılan kredilerin % 75 ile % 100’üne kadar kefalet verebiliyor.

Kullandırılan kredilerin % 55’i yeni kredi olurken, % 43’ü ilave kredi olarak kullandırılmış. % 2’si ise, mevcut kredilere kefalet olarak verilmiş.

Burada aklımıza gelen ilk soru, acaba batık kredilerin ne kadarı hazine garantisine sokulmuş? Acaba, siyasi baskılarla alınmış olup, daha sonra yat, kat veya lüks araç alınmış ve daha sonra ödenmemiş kredilere hazine garanti mi sağlıyor? Sorusu aklımızı kurcalamıyor değil açıkçası.

KGF verilerine göre, verilen kredi kefaletinin ancak % 2’si önceki kredilere teminat olarak verilmiş.

Büyük ihtimalle, bunlar ödenmeyen batık krediler. Tabi, bu kredilerin ne kadarının amacı içinde kullanıldığını, çeken şirketin gerçekten üretim faaliyetleri ile mi yoksa har vurup harman savurmaktan mı bu kredileri ödeyemez duruma düştüğünü bilmiyoruz.

Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta başka. Krediler çok hızlı artarken, bu kredilerin kaynağı durumunda olan biz bireylerin bankalardaki mevduat tutarlarındaki artış oldukça sınırlı. Dolayısıyla, burada akla gelen soru, acaba bankalar bu kadar yüksek kredi artışını mevduatlardan finanse edemezlerse nereden edecekler?

Bankaların tulumbasındaki su bittiyse, bankalar tulumbaya nereden su bulacaklar?

İşin bir başka ilginç ve tehlikeli boyutu, mevduatlara verilen faiz oranı, yıllık % 14- % 14.5 seviyesine ulaşmış durumda. Ama KGF ile kullandırılan kredilerde yıllık faiz maliyeti % 13 düzeyinde. Bankalar, mevduatlara faiz ödeme zamanı geldiğinde aradaki eksi faizi nasıl finanse edecekler?

Bir başka soru daha, KGF ile teminatlandırılan kredilerin batması halinde ne olacak?

KGF ile ilgili daha birçok soru sıralanabilir. Ama işin daha kötü tarafı, çok yaygın bir kredi batığı durumunda bu zarar sonuçta hazineye yansıyacak.

Ekonomik büyüme oldukça sıkıntılı bir durumda. Türkiye Ekonomisi, stagflasyon dediğimiz enflasyon ile durgunluğun bir arada yaşandığı ikili bir açmaza sürüklenmiş durumda.

Hal böyle olunca, hem durgunluk hem enflasyon hem de büyümüş bir batık kredi sorunu, beraberinde ne yazık ki faiz oranlarının giderek yükselmesine neden olacaktır.

Sonuç olarak Kredi Garanti Fonu, bu durgunluk içinde şirketlerin borç çevirme sorununa sadece pansuman olmuş gibi duruyor. Orta vadede, KOBİ’lerin ve ihracatçı şirketlerin borç çevirme sorununun, yaygın iflas sorununa dönmemesi için acilen siyasette ve ekonomide yapısal sorunlarımızın pansuman edilmesi yerine ciddi bir tedaviye ihtiyacı var.

Bu konuda son bir önemli bilgi daha vereyim.

KGF aracılığı ile kredi alanların önemli bir kısmı, aldığı krediyi ya TL mevduat olarak ya da Döviz mevduatı olarak yine bankada tutuyor. Bankalarda TL mevduatı olanlar da TL’yi dolara çevirip yine bankada tutuyor. Bunun sonucunda piyasada TL sıkışıklığı olduğu için mecburen faiz oranları da yükseliyor. Dövize sürekli artan talep sayesinde dolar sürekli yüksek bir değerde kalıyor. Bu durum, geçen hafta yazığım gibi, enflasyonu da körüklüyor.

Bu gidişle KGF gibi iyi niyetle getirilmiş bir uygulama bir süre sonra tüm ekonominin oksijensiz kalmasına neden olabilir. Aman dikkat!