ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk yurtdışı gezisini Suudi Arabistan’a yapması, bu ziyaret sırasında Suudi Arabistan’la başta 110 milyar dolarlık silah satışı olmak üzere 380 milyar dolarlık işbirliği anlaşması imzalanmasından sonra İran’ı hedef alan açıklaması önemsenmesi gereken gelişmelerdir. Trump, Suudileri de memnun eden açıklamasında İran yayılmacılığına karşı güç birliği yapmayı önermiş ve şöyle konuşmuştur:

“İran rejimi barış için ortaklık yapmaya karar verene kadar yalnız bırakılmalı, isole edilmelidir.”

ABD Başkanının bu açıklamasından sonra Katar’ın Suudi Arabistan ve Mısır’ın öncülüğünde yedi Arap ülkesi tarafından ablukaya alınması dikkat çekici bir gelişme olarak yorumlanabilir. Ancak asıl dikkat çekici olan krizin nedeninin Katar’ın ABD’ye olan 19 trilyon dolar borcunun henüz ödenmediğine ilişkin dış basında yer alan yorumlardır.

Yapılan tüm bu yorumlara karşın Katar krizinin kökeninde Suudi Arabistan ile İran arasında devam eden husumetle birlikte bölge üzerinde Katar’ın üstünlük kurmaya yönelik rekabetin giderek belirginleşmesidir.

Suudi Arabistan gerek siyasi ve gerek ekonomik nedenlerle İran ile Katar arasındaki işbirliğinin gelişmesini hiçbir zaman istememiştir.

Katar krizinin ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri ise ABD Başkanı Trump’ın ötedenberi uygulamaya çalıştığı İran’ı kuşatma ve yıldırma politikasıdır. Nitekim Trump gerek Riyad’da ve gerek İsrail’de yaptığı açıklamalarda bu politikasını açıkça söylemekten çekinmemiş, Kudüs konuşmasında yine İran’a çatarak, “İran teröristleri ve milisleri eğitmeyi durdurmalıdır” sözleriyle Ortadoğu’da IŞİD’den çok İran’ı tehdit olarak gördüğünü vurgulamıştır.

Ortadoğu’da bölgesel savaşların nasıl sonuçlanacağının giderek belirsizleştiği bu duyarlı dönemde emperyal güçlerin bölgemizde bilinen oyunlarını devam ettireceklerinden kuşku duyulmamalıdır.