ABD Başkanı Trump’ın Riyad’daki görkemli “kılıç dansının” ve Suudi Arabistan’la imzalanan 110 milyar dolarlık silah anlaşmasının ardından Katar krizinin ortaya çıkması Ortadoğu’da ve Körfez’de tüm dengeleri alt üst etmiş, Türkiye’nin de zor bir durumda kalmasına yol açmıştır.

Bu gelişmelerden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Katar’a her türlü desteği vereceğiz” açıklamasını yapmış, ardından Başbakan Binali Yıldırım Katar’a yönelik siyasi ve ekonomik ablukayı “sorumsuzca verilmiş bir karar” olarak nitelemiştir. (Hürriyet, 10 Haziran 2017)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 7 Haziran 2017 günü kabul edilen iki askeri anlaşma çerçevesinde (“Türkiye ile Katar arasında Katar topraklarında Türk kuvvetlerinin konuşlandırılmasına ilişkin anlaşma” ve “Türkiye ile Katar arasında Jandarma eğitimi ve öğrenimine ilişkin işbirliği protokolü”) Katar’ın başkenti Doha’daki üsse önce Türk jandarmasının konuşlanması, ardından savaş uçaklarıyla gemilerin gönderilmesi öngörülmektedir. (Sözcü, 11 Haziran 2017)

Katar Dışişleri Bakanı El Sani, Türk askerinin Katar’da konuşlandırılmasının tüm bölgenin güvenliğine katkıda bulunacağını belirttikten sonra, atılan bu adımın önemli olduğunu vurgulamıştır.

Tüm bu gelişmelerden sonra Katar’ın yanında yer alan Türkiye Ortadoğu’da artık taraf bir ülke konumundadır. Türkiye Katar krizini diplomatik yollarla çözmelidir. Ülkemizin Katar krizinde uzlaşmacı bir tutum ve denge politikası izlemesi ulusal çıkarlarımız açısından ve geleneksel dış politikamız açısından da uygun bir yöntem olacaktır.