tarik @ politikam.com

DİYANET İşleri’nin bu yılki Ramazan ayı için belirlediği tema:

“Israf olmasın…”

Olmasın!

Dünyanın dört bir köşesinde açlık, sefalet, savaş, yoksulluk, kıtlık hüküm sürüyor.

Malum, yeni dünya düzeni; bu sefillikten, bu kıtlık kıyametten en çok Müslüman ülkeler, Müslüman halklar etkileniyor.

Müslüman coğrafyasında savaşsız tek bir yer var mı?

Savaşın olduğu yerde ambargo olur, kıtlık olur, sefillik olur, yoksulluk, açlık, ölüm olur.

Oralarda yaşayanların tek derdi, bombalardan, mermilerden korunup sağ kalabilmek ve nicedir lokma görmeyen midelerine bir lokma ekmek indirebilmek.

Sağ kalmak ve ölmeyecek kadar gıdaya sahip olmak.

Milyonlarca insanın bu durumda olduğu bir coğrafyada, Türkiye’nin Ramazan ayı teması ‘ısraf’…

Bu ne demek?

Israfta sınır tanımayan bir yapımız var demek.

Hele de Ramazan ayında!

 

***

RAMAZAN sofralarına dair reklamlar başladı ekranlarda.

Masanın başında topun patlamasını bekleyen hane halkının çevrelediği masalardan envai çeşit yiyecek fışkırıyor.

Çorbalar, et yemekleri, zeytinyağlılar, börekler, çörekler, tatlılar, içecekler, meyvalar falan filan.

Ulen avuç içi kadar miden var işte, nerene yiyeceksin?

Tabi Ramazan geldi mi, normal günlerdeki masa ve yemek düzeni de değişiyor. Normalde bir kap yemekle idare eden yurdum insanı, yarım gün aç kalmanın karşılığında üç dört çeşit yemekle ödüllendiriyor kendini!

Sofradakilerin yarısı çöpe gidiyor.

Oysa karşı evde çorba dahi kaynatamayan bir yoksul aile oturuyor.

Kimin umurunda?

 

***

TEMA ısraf..

Kamusal bir çağrı yani, “ısraf etmeyin” diyor devlet.

En büyük ısrafı kim yapıyor?

Devletin kurumları!

Kişi başı elli lirayı bulan iftar yemekleri meselâ.

Bir seferde binlerce kişinin oturduğu büyük iftar sofraları.

Çorbası, etlisi, pilavı, tatlısı, ayranı, kolası falan.

Meselâ belediyeler, Ramazan dönemlerinde yemek ve organizasyon şirketleriyle anlaşıyor. Çoğu kere doğrudan teminle, Ramazan boyunca düzenlenecek iftar yemekleri için sözleşmeler imzalanıyor.

Şehirlerin meydanlarında, caddelerinde, yüzlerce masa kuruluyor iftar için.

Hergün binlerce davetli bu iftarlarda karnını doyuruyor.

Şehirlerin yoksulları, sefilleri, garibanları, parasızları, işsiz güçsüzleri, evsizleri barksızları değil..  Bürokratlar, seçilmişler, amir memur, onların yakınları, zengin taifesi, kendi olanaklarıyla karınlarını doyurabilecek güce sahip olanlar..

O masalarda genellikle bu yapıdakiler oturuyor.

Garibana dönüp bakan yok.

O kadar da değil tabi, bazen dönüp bakıyorlar.. Otuz günlük Ramazan ayında, kenar mahallelerin yoksullarını göstere göstere Ramazan kolileri dağıtıyorlar.

Fotoğraflar çektirip medyaya servis ediyorlar.

Göstere göstere yani…

Hani, bir elin verdiğini öteki görmeyecek ya..

Hikaye!

 

***

DÜNYANIN parası harcanıyor bu işler için.

Öyle böyle değil.

Paralar harcanıyor, toklar tokları ağırlıyor ya..

Kimin parası?

Vatandaşın parası tabi.

Kendi işinde devletin mumuyla aydınlanmayı bile ‘haram’ faslında gören Hazreti Ömer’in adaleti nerdee..

Bizimkilerin haram helâl düşünmeden bol keseden yaptığı iftar – sahur harcamaları nerdee…

Böyle bir ısraf ortamında, tutulan oruçların, yapılan ibadetlerin kabulünü reddini Allah bilir.

 

***

BİR başka boyutu daha var ısrafın.

Zamandan ısraf!

Ramazan geldi mi, rehavet formatına bürünür herkes.

Mesai geç başlar.. İşler güçler yarım kalır.. Aradığınız kişiye ulaşılamaz.

Vatandaşın imza işi varsa devlet dairesinde.. İmzacı bulunmaz!

Yani, milletin işi görülmez.

O işleri görecek olanlar oruç tuttukları için kafa iznindedir; kafalarına göre takılırlar genellikle.

Ramazan geldi mi, devlette zaman durur!

 

***

E bir de seçim dönemi şimdi.. Ramazan sofraları siyasiler için  bulunmaz propaganda fırsatı olacak.

Bir taşla kaç vuracaklar…

Topla ahaliyi iftar sofrasına, yedir içir, sonra gelsin propaganda…

 

***

MADEM Diyanet İşleri ‘ısraf olmasın’ diyor.

O halde bu pahalı toplu iftarlar, sahurlar falan da olmasın.

Sonuçta o masalarda hep aynı yüzleri görüyorsunuz.. Yoksulu, kimsesizi, çaresizi göremezsiniz pek.

Diyeceğim o ki, bu Ramazan için kaynak ayırıyorsa kurumlar, kuruluşlar falan, hayırlı işlerde sarfetsinler.. Kravatlıların doldurduğu ısraf masalarından uzak dursunlar.

Gösterişli toplu iftarlarla, ‘eğlence’ adı altında yapılan düzeysiz organizasyonlara, çadırlı madırlı işlere tevessül etmesinler.

Bittabi, Ramazan ayına siyaset bulaştırmasınlar!

 

 

****** 

 

Gündüz vakti

havai fişek…

 

ORMAN ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Balıkesir’deydi Perşembe günü.

Üç yüz yetmiş sekiz milyon lira maliyetli otuz beş adet tesisin temelini attı, açılışını yaptı.

Balıkesir için kazanç bunlar.. Son yıllarda özellikle su yatırımları konusunda Balıkesir’in önemli yatırımlar aldığını söyleyebiliriz, sakıncası yok.

Devlet, Balıkesir’i ihmal etmiyor yani.. Ne güzel.

Ama eziyet ediyor…

Bakan gelecek diye iki gün öncesinden şehir içi trafikte yeni düzenlemelere gidiliyor meselâ.

Merkeze giriş çıkış engelleniyor.

Valilik binasının önüne platform kuruluyor..  Yollar bariyerlerle kapatılıyor.

Ağır işleyen şehir trafiği, Bakan gelecek diye işlemez hale geliyor.

Sonra Bakan Bey geliyor, Valilik önünde ahaliye sesleniyor, yatırımları anlatıyor, ağaç fidanları falan dağıtıyor, sertifikalar veriyor.. Ardından havai fişekler patlıyor!

Gündüz vakti…

Gece olsa, patlayan fişeklerin saçtığı desenli ışıklarla neşeleneceğiz.

Gündüz vakti, sadece patlama sesi.. Işık yok!

Yazık değil mi paracıklara?

Tören düzenini şehrin orta yerine kuracağınıza, köprülü kavşağın temelini attığınız Adliye binası önünde kuraydınız keşke.

Orada da ayrı bir tören düzeni kuruldu tabi.

Hepsi bir arada orada yapılsaydı olmaz mıydı?

Olurdu elbet.

İki ayrı noktada, iki ayrı tören düzeni.

Platformlar, koltuklar, sandalyeler, ses düzenleri, balonlu süslemeler…

Fişekler, konfetiler…

Hem trafik akışına engel.. Hem iki kere masraf.

Bittabi, bakan geliyor diye devletin tüm birimleri seferber.

Zaten tören alanlarını dolduranlar da onlar; vatandaş yok pek.

Hani ‘ısraf’ teması işleniyor ya bu Ramazan..

O bakımdan yani.