tarik @ politikam.com

"DEMOKRASİ nöbetleri AK Parti ve Tayyip Erdoğan'ın mitingine dönüştü" bahanesiyle alanlara çıkmayan CHP'liler..

15 Temmuz kalkışmasından günler sonra Taksim'de topladı milleti.

CHP'lisi de vardı, AK Partilisi de.

İyi oldu, güzel oldu, anlamlı oldu.

Parti propagandası yoktu.. Vatan, millet, demokrasi, bağımsızlık, ulusal bütünlük, darbe ve terör karşıtlığı ekseninde bir buluşmaydı.

Fakat, CHP'nin manifestosu okunduğunda bir şey herkesin dikkatini çekti.

Manifesto'nun on maddesinin hiç bir yerinde FETÖ, PDY ifadeleri geçmiyordu.

Darbe girişimini kim yaptı?

Halkın üzerine bomba, mermi yağdıran jetler, tanklar hangi merkezden yönetildi?

Vatani görevini yapan masum çocukları milletin üzerine süren omzu kalabalıklar hangi örgütten talimat alıyordu?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, konuşmasının bir yerinde şöyle dedi:

"Varsa eğer, bu darbe girişiminin arkasındaki dış güçleri de lanetliyoruz..."

Varsa eğer!..

FETÖ diyemiyorsun..

Paralel Devlet Yapılanması diyemiyorsun..

"Varsa eğer" diyebiliyorsun..

"Amerika" diyemiyorsun!

 

***

Tamam; 17-25 Aralık olaylarına kadar FETÖ denilen örgüt 'cemaat, hizmet, himmet' falan diye adlandırılıyor, saygı gösteriliyor, kimileyin övgüyle söz ediliyordu.

Bugünün iktidarı da dahil olmak üzere bu yapıyı kırk küsur senedir iş başına gelen tüm siyasi iktidarlar besledi, destekledi, büyüttü.

Demokrasiye kastedebilecekleri kimin aklına gelirdi?

Muhalefet cephesi de aslında başta FETÖ olmak üzere, dini yapılar ve gruplardan alacağı desteğin hesabını yaptı hep.

"Arkamda cemaatin desteği var, cemaat bana oy verecek" diye seçim propagandası yapan belediye başkan adayları bile oldu meselâ CHP'nin.

Salt CHP değil..

MHP içinde de cemaat yapısından gelecek desteğin ince hesabını yapanlar yok muydu?

Milletvekili listesinin en başında olabilmek için cemaat imamlarının kapıları aşındırılmadı mı?

 

***

BUGÜNE bakınca.. Darbe girişimi karşısında tüm siyasi partilerin demokrasiden yana tavır almaları önemli.. Hepsini alkışlıyoruz.

Ne ki, FETÖ'ye 'FETÖ' diyebilmek lazım.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki FETÖ'cülere darbe yaptıracak kadar gözünü kan bürümüş bir örgütün varlığını kabul etmek, ismini dillendirmek, arkasındaki güçleri bilmek, adını söylemek lazım.

 

 

 

 

*****************

 

 

Sedat Pekel sahaya çıkmasaydı

Dursun Mirza nöbete gelir miydi?

 

DEMOKRASİ nöbetlerinin AK Parti propagandasına dönüştüğü savıyla alana çıkmayan CHP'lilerin yanlışını bir anlamda yüzlerine haykırmış oldu, Sedat Pekel.

Pekel, Bandırma'nın eski Belediye Başkanı.

CHP'li.. Demokrat.. Çağdaş.. Atatürkçü.. Laik bir abimiz.

Ayrıca, bir dönem Milletvekilliği yapmışlığı da var.

CHP'nin Balıkesir'deki duayenlerinden yani.

Partilileri demokrasi nöbetlerine katılmıyordu Bandırma'da.

Cumhuriyet Meydanı'na indi; halkın arasına girdi.

Çıktı kürsüye.. Darbelere, darbecilere karşı olduğunu haykırdı.

Alanda toplananlar, Sedat Pekel'i alkışladı.

Pekel, bir CHP'li olarak "bu işler bizi bozar, AK Partililerle ne işimiz olur" deyip evde otursaydı.. Ya da millet alanda darbecileri lanetlerken, Sedat abimiz Bandırma Şehir Kulübü'nde aslan sütünü yudumlamaya devam etseydi...

Siyasi farklılığı bir yana koyup, "bugün el ele verip ülkeye sahip çıkma zamanı" mantığıyla hareket etmeyi yeğledi. Doğru olanı yaptı.

Demokrasi nöbetlerinin on birinci gününde bu kez Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza'yı gördük alanda.

Tabi o da Büyükşehir Belediye Başkanı ve efradının Bandırma'ya gitmesiyle bağlantılı.

Gerçi daha önce Büyükşehir'in Bandırma'daki bir programına katılmamayı tercih etmiş; Büyükşehir Belediyesi'nin Başkanı, yöneticileri, müdürleri, amirleri, personeli ilçeye gelmişken, Başkan Mirza Belediye'deki odasında oturmayı tercih etmişti.

Nöbet konusunda da aynı tavrı sergileyebilirdi.

Neyse ki alana çıktı, bayrak salladı, halkı selamladı, konuştu.

İyi de yaptı.

Milletin hoşuna gitti.

Ne dedi?

"Biz siyasiler farklı düşünüyor olabiliriz; ama söz konusu vatan olunca tek yumruk olmayı biliriz..."

On birinci günde söylemiş olsa da, iyi gelişme; tebrik ederiz.

Darısı diğer CHP'lilerin başına.

 

 

Bir musibet

bin nasihat

 

DEMEK Kİ neymiş..

Her Onuncu Yıl Marşı'nı söyleyene..

29 Ekim resepsiyonlarında "Atam da içerdi" deyip şerefe kadeh kaldırana..

Anıtları put gören yobazların aksine, milli ve resmi günlerde Atatürk anıtları önünde saygı duruşunda bulunana..

Her fırsatta laiklikten, çağdaşlıktan, demokrasiden, tam bağımsızlıktan dem vurana..

Körü körüne saygı duyup inanmak, bağlanmak, peşinde yürümek doğru değilmiş.

Her omzu kalabalığı 'Atatürk'ün askeri' gibi görmenin yanlış olduğunu öğrendik vesileyle!

Bizim saygı duyduğumuz, koruduğumuz bu değerleri 'araç' olarak kullanabiliyorlarmış.

Bir musibet, bin nasihatten evlâ imiş gerçekten.