Yaklaşık otuz yıldır- farklı boyutlarda- Türkiye’nin gündeminde. Son iki yıldır da bir numarada. Daha da kalacak anlaşılan.

Kim bu adam?

Diline doladığı İslâmi referanslı söylemlerle lâik Cumhuriyet’e savaş açan, cihat ilân eden, sapık emellerine ulaşabilmek için dışarıdan para ve siyasi destek alarak kurduğu medya organları ile eğitim kurumlarını, öğrenci yurtlarını ve oralara çektiği gençleri, beyinlerini yıkayarak kullanan, ilkokul mezunu, kullanılan bir maşa ve yobaz.

On iki eylül depreminin oluşturduğu temeller üzerinde yükselerek Türk siyasi şablonuna çöken bir din bezirgânı.

Ortaya çıktığından itibaren siyasilerin şu veya bu şekilde ilgi göstererek şımarttığı, cesaretlendirdiği bir şarlatan.

Bir dönemin Başbakanı’na “hoşgörü ödülü” verecek kadar cesaret bulan ve o ödülü bizzat sunabilen bir cüretkâr, laik Cumhuriyet yasalarına göre yargılanıp mahkûm olduktan sonra yurt dışına kaçabilmiş, kaçırılmış bir adam.

Ancak, bu gerçeklerin insanı daha da kahreden tarafı ise; Cumhuriyet’in laik eğitim sistemi uygun olarak açılmış okullardan diplomalı, devlet kurumlarında üst düzey sorumluluklar verilmiş sivil ve asker kişilerin, bilim adamlarının, siyasetçilerin bu adamın peşine takılmış, emrine girmiş olmaktan rahatsızlık duymamış, gocunmamış olmaları, toplum içinde “fikir adamı”,” makbul siyasetçi” olarak kabul görmüş olmaları!

Bu saatten sonra Feto olsa ne olur, ölse ne olur? Olan laik Cumhuriyet’e oldu zaten. Çok büyük yara aldı…

Fethullah Gülen bir utanç tablosudur ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “ yüz karası”dır.

FETÖ, içinde timsahların dolaştığı çok derin bataklıkta bir sazlıktır, bir sonuçtur. Nedenleri, nasılı sorgulanmaz ve toplum tarafından doğru anlaşılmazsa yenileri ve daha da beterleri gelir.

Cevabı ve çaresi hiç gecikmeden aranması gereken husus; “ Türkiye nasıl bu oyuna geldi, getirildi? Bilerek mi, bilmeyerek mi” olmalıdır.  Her şeye rağmen, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” dememek için  mutlak yapılması gereken budur.  Tarih yazacaktır demek; aymazlıktır, kolaycılıktır.

Bir kez daha doğru çıktı Alman filozof Scophenhauer’in sözü:

“Gerçekler üç aşamada gelir: Önce alay edilir, sonra şiddetle karşı çıkılır, sonunda, ‘böyle olacağı belliydi zaten’ denilir ve kabul edilir”.

Tamamlayalım: “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye”. Düşünmesi bile facia!

Düşünen Adam