BEŞTEPE'DE CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN DAVETLİSİYDİK

 24 Kasım 2015 tarihinde saat 18:45 dolaylarında Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesine(Sarayına) vardık. 

Girişteki kontrolden tek tek geçtik. Külliyenin bahçesine varınca karanlık da olsa hatıra fotoğrafları çektik, çektirdik. Bahçeden Külliye’ye büyük bir kapıdan geçtik. Kapıdan geçtikten sonra Resepsiyon salonuna girmeden danışma niteliğinde olan bölüme vardık. Burada sıraya girerek hediye ve mektup getirenlerin hediye ve mektuplarını deftere kaydetmek suretiyle Cumhurbaşkanına iletilmek üzere görevliler teslim aldılar. 

Bizde Sayın Cumhurbaşkanımıza hediye olarak son çıkan “Tarihi Türk İdealleri” kitabımızı götürmüştük. Onu teslim ettik. Ayrıca ilkokulda okuyan yeğenim Zülâl Sarıçay Cumhurbaşkanımıza hitaben bir mektup yazıp benimle göndermişti. Onu da teslim ettik.

Buradan bizi Resepsiyon salonuna yönlendirdiler. Resepsiyon salonuna girdiğimizde gördük ki, salonunun bütün yer ve duvarları yeşil mermerle kaplıydı. Küçük bodur ağaçlarla süslenmişti. Oldukça geniş ve ferahtı. Salona çok sayıda masa konulmuştu. Masaların üzerinde çeşitli çerezler, portakal suyu başta olmak üzere çeşitli meyve suları, kola vb gibi içecekler ve yiyecekler vardı. İsteyen istediği masada yerini aldı. Ara sıra öğretmenler birbiriyle tanışmak ve görüşmek için masalar arasında geliş gidişler oldu. Bu arada Mardin Diller ve Dinler Müzik Korosu’da çeşitli parçalardan oluşan bir müzik demeti sundu.

Garsonlar sık sık masaları gezerek tükenen ya da eksik olan içecek, çerez ve yiyecekleri devamlı takviye ettiler. Garsonlar oldukça kibar ve naziktiler. Dillerinden adeta bal damlıyordu. Bu nazik davranışları için kendilerine daha orada çok çok teşekkür ettik.

Belli bir süre sonra Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın salona teşrif edecekleri anons edildi. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanımız eşleriyle birlikte Kürsüye geldi. Bütün öğretmenlerin öğretmenler gününü kutladı ve özetle şöyle dedi.

  Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı'nın da Resepsiyonda olduğunu belirten Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Hükümetin, öğretmenlerin maaş ve diğer özlük hakları konusunda yeni bir çalışma yaptığının müjdesini öğretmenler ve kamuoyuyla paylaştığını hatırlatarak, bu doğrultuda yeni adımların da atılacağına inandığını söyledi.

"Geçim derdine düşmüş bir öğretmenin eğitim öğretim işini hakkıyla yapmasını beklemek onlardan çok fazla fedakârlık istemek olur. Şu gerçeği de kabul etmek mecburiyetindeyiz. Öğretmenlik sadece ücreti, sadece memuriyet hakları, sadece mesai saatleri için yapılacak bir iş değildir. Öğretmen özellikle eğitim, terbiye işleri bakımından bir rol modeldir ve öğretmenlik bir aşk meselesidir.”

“Öğretmenin sadece öğretmediğini, kendisine verilen ders Kitaplarını Milli Eğitim müfredatını öğrencilerine aktarmadığını, öğretmenin aynı zamanda öğrenciye değer aktardığını…” ifade etti. “İbn-i Sina’yı anlatmak bize zor geliyor, bir Farabi’yi anlatmak bize zor geliyor, bir Mevlana’yı bize zor geliyor, bize Yunus’u konuşmak zor geliyor. Bunlar yani bizimde fizikte, matematikte, tıpta olduğumuzun gerçekleri değil mi?”

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hep tavsiyem şudur; ‘üç kişinin elini öpeceksiniz. Babanın, annenin, bir de öğretmenin.’ İşin aslı budur. Eğitim neticeleri orta ve uzun vadede ortaya çıkan bir süreçtir.”

Eğitim ve kültürde nitelik olarak istenilen ilerlemenin kaydedilemediğini vurgulayan Cumhurbaşkanımız, “Şahsen eğitim ve kültürde nitelik olarak arzu ettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz ilerlemeyi kaydedemediğimize inanıyorum”  dedi.

Konuşmasının devamında Türkiye sınırlarını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesiyle ilgili dünya ve Türkiye kamuoyuna ilk açıklamalarını da biz öğretmenleri kabullerinde yaptı.

Sayın Cumhurbaşkanımız değerlendirmesinde özet olarak şöyle devam etti. "Bayırbucak Türkmenlerinin olduğu bölge DAİŞ terör örgütünün olduğu bölge değildir. Kimse kimseyi kandırmasın. Orada sadece Bayırbucak Türkmenleri vardır, soydaşlarımız vardır, akrabalarımız vardır ve 'DAİŞ terör örgütünü vuruyoruz' diyerek orada Bayırbucak Türkmenleri vurulmaktadır."

 “Sabah saatlerinde dün hava sahamızı ihlal eden milliyeti belirsiz iki uçak Yayladağı-Hatay bölgesinde sınır ihlali yapmamaları konusunda 5 dakika içerisinde 10 kez ikaz edilmiştir.

Askeri makamlarımızın yaptığı ikazlar üzerine bu uçaklardan biri tekrar Suriye’ye dönerken, diğeri sınır ihlalini sürdürmeye devam etmiştir. Bunun üzerine bölgede devriye görevi yapan F-16’larımız Türk hava sahasında sınır ihlali yapan uçağa ateş açmışlardır. İsabet alarak Suriye tarafına düşen uçağın bazı parçaları da sınırlarımız içine isabet etmiş bu sebeple iki vatandaşımız yaralanmıştır.

Düşen daha sonradan Rus yapımı olduğu bilinen uçağın Rusya federasyonuna ait olduğu, bu ülke makamlarının açıklamalarından sonra anlaşılmıştır.

Olayın arkasından Türkiye olarak BM güvenlik konseyi üyeleri ve NATO bünyesinde gerekil bilgilendirmeleri yaptık.”

Bunun üzerine 81 ilden gelen ve Türkiye’nin özeti olan bütün öğretmenler, Cumhurbaşkanının bu sözlerini topluca alkışladık. Alkışladık çünkü bu sözler halkımızın hissiyatına tercüman olmuştur. Ekim ayından beri Rus uçakları ne işi varsa 2000 kilometreden gelip, komşumuz Suriye sınırları içinde konuşlanıp, Türkiye sınırlarını pervasızca devamlı ihlal ediyor, Bayırbucak Türkmen bölgelerini acımasızca bombalıyordu. Adeta sınırlarımızı yolgeçen hanına çeviriyor, kriz doğuruyor, bizi erkekseniz vurun havasını estiriyorlardı.

Rusya bir nevi Türkiye’ye gözdağı veriyor, ben istediğimi yapar, sizin ise bize karşı koymaya gücünüz yetmez diyordu. Türkiye ise bu ihlallere bu güne kadar etkili bir cevap veremiyordu maalesef.

Bu durum biz öğretmenler ve halkımızın kanına dokunuyor, içten içe Türkiye bu kadar mı zayıf ki bu ihlallere ses çıkaramıyor psikolojisi yayılıyordu.

İşte Resepsiyonda bulunan Türkiye’nin özeti olan geleceğimizin mimarları fark oluşturan öğretmenler, Rus uçağının düşürülmesiyle sonuçlanan bu olaya Türkiye’nin verdiği haklı ve yerinde olan bu gerekli cevabı alkışladık. Açık söylüyorum bugünde aynı şeyler olsa yine alkışlarız.  Yalnız şunun iyi bilinmesi gerekir. Biz orada savaşı alkışlamadık. Savaş istemek ya da savaşı alkışlamak aklımızın köşesinden bile geçmemiştir.

Basında bazı haber ve köşe yazılarında, bizim bu tavrımızı anlayamayan, savaşı alkışladılar gibi zoraki yorum yapanlar, milli duygulardan bihaber olanlar, batı karşısında ömrü boyunca küçüklük Kompleksi yaşamış olanlar, büyük hedeflerden yoksun olanlar, Türk milletinin dertleriyle dertlenmeyenler ve onu küçümseyenler tarafından anlaşılamayacağını da elbette biliyoruz.

Bu vesileyle yazılı ve görsel medyada Türk öğretmenlerine savaşı alkışladılar diyerek hakaret edenleri ve dil uzatanları kınıyor, olay üzerinde tekrar aklıselim ile düşünmelerini salık veriyoruz.

 Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuşmasından sonra öğretmenlerle tanışmak için bütün masaları dolaşacağı ve kimsenin masalarından ayrılmaması gerektiği konusunda anons yapıldı.

Tam Cumhurbaşkanımız ikinci masadayken tekrar bir anons duyuldu. Cumhurbaşkanımızın dış ülke yetkilileriyle acil görüşmeleri dolayısıyla Resepsiyondan ayrılmak dorumunda kaldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanımız ilk masalarda bulunan öğretmenlerle birkaç fotoğraf çekildikten sonra salondan ayrıldı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızla yakından tanışma, aynı masa etrafında hasbıhal etme, istek ve dileklerimizi iletme imkânımızda maalesef böylece gerçekleşemedi.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin zemin katındaki bazı alanları gezip görme imkânı bulduk.  Fakat benim gördüğüm kadarıyla Külliye’nin mimari açıdan o kadar da muhteşem olmadığıdır.

Teknik bir insan olarak Saray’a baktığımda, Selçuklu ve Osmanlı mimari tarzından esintiler olsa da, ne Osmanlı, ne de Selçuklu saraylarının sanat ve estetik güzelliğini göremedim.

Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Osmanlı ve Selçuklu eserlerindeki o görkemli giriş kapıları, direkler ve tavan estetiğinden oldukça uzak bir yapı arz ediyordu. Salona üst kattan çift taraflı inen merdivenlerin görüntüsü biraz hoş olmuş olsa da, tarihi mimarımız açısından değerlendirdiğimizde, yine de Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin yanında oldukça sönük kalmıştır.

Gece saat 21:00 dolaylarında Cumhurbaşkanlığı külliyesinden ayrılarak, otobüslerle Başkent öğretmenevine geri döndük.

Böylece 24 Kasım 2015 öğretmenler günü kutlamalarının en yoğun geçtiği günü de noktalamış olduk.

Dönüşte birçok öğretmen arkadaşımızın yorgunluktan biçare düştüğünü gördüm. Fakat bu yoğun tempoya rağmen yorulduğumun farkına bile varmadım. Bizden genç olan arkadaşlara takılarak, ne varsa eski topraklarda var. Nedir bu haliniz. Genç adam yorulur mu arkadaşlar diyerek genç öğretmenlere takılmadan da edemedik.

DEVAM EDECEK