ALTINDAĞ BELEDİYESİNİN  “ALTINKÖY” AÇIK HAVA MÜZESİNİ ZİYARET ETTİK.

25 Kasım 2015 günkü programımızda, sabahtan Ankara Altındağ belediyesinin gerçekleştirdiği projeler olan AltınKöy, Hamamönü, Ulucanlar cezaevi müzesi ziyaretleri ve devlet tiyatrolarının Gençlik parkı yanındaki Kültür Bakanlığının tiyatro binasında Haldun Taner’in “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” oyununu izlemek vardı.

25 Kasım 2015 günü sabah kahvaltısından hemen sonra Altındağ belediyesinin rehberliğinde “Altınköy”’e gittik.

Altındağ belediyesi o bozkırda öyle bir müze köy kurmuş ki, bütün öğretmenler olarak hayran kaldık. 500.000 metre kare alana yapılan köyün, temeli taştan ve betondan, üst yapısı ahşaptan(ağaç) olan öyle evler ve barınaklar kurmuşlar ki, adeta Anadolu köylerinin bir kopyası.

Kısaca Camisiyle, çeşmesiyle, fırınıyla, çamaşırhanesiyle velhasıl-ı kelam tam bir Anadolu köyü.

Bizde ziyaretimiz sırasında çeşmesinde abdest aldık, Camisinde öğle namazı kıldık, köy kahvesinde oturup çay içip sohbet ettik, evlerini tek tek, oda oda gezdik.

İki yamaç arasında kurdukları asma köprüsü de ayrıca “Altınköy” açık hava müzesine daha bir güzellik katmış. Üzerinden geçerken hem sallanıyorsunuz hem de o anları fotoğraflayarak ölümsüzleştiriyorsunuz.

Anadolu’daki köylerde geçmişte ne varsa, ne üretilmiş ve kullanılmışsa hepsini mekânların içinde ve dışında görmeniz mümkün.

Bir tarafa bakıyorsunuz inekler, koyunlar, keçiler, atlar yayılıyor, diğer tarafta piknik yerleri ve masaları, kağnılar, pulluklar, sabanlar, at arabaları, saman çekme gerileri, bulgur çekmek için göce taşları(El değirmeni), su ve yel değirmenleri, demirci dükkân ve ocakları.

Köy kahvesi, köy odası, köy bakkalı, demircisi, ekmek için taş fırını, saç üzerinde katmer ve yufka yapan köylüler, camisi, çeşmesi, evlerin içinde çeyiz sandıkları, yüklükler, yer minderleri ve yastıkları, kilim dokuma tezgâhları, mankenden yerleştirilmiş ev halkı vb. her şey düşünülmüş.

Öğrendiğimize göre bu köyün ziyaretçisi hiç eksik olmuyormuş. Yaz boyunca yerli ve yabancı yüz binlerce insan ziyarete geliyormuş. Yalnız Aralıktan itibaren kış boyunca ziyarete kapanıyormuş. Mart ayında tekrar ziyaretçileriyle buluşuyormuş.

Orada bize belediyeden rehberlik edenler vasıtasıyla başta belediye başkanı Sayın Dr. Veysel Tiryaki’ye ve emeği geçenlere teşekkürlerimizi bildirmelerini istediğimizi ve kendilerini bu hizmetleri için alkışladığımızı iletmelerini söyledik. Gerçekten harika bir “Altınköy” açık hava müzesi olmuş. Darısı Balıkesir belediyelerinin başına diyelim.

 

BALIKESİR’E “BALKÖY” AÇIK HAVA MÜZESİ KURALIM

Altındağ’ın “Altınköyü” açık hava müzesini gezerken aklıma orada hemen şu fikir geldi. Balıkesir’de de “BALKÖY” adında böyle bir köy kurulsa ne kadar güzel olur.

Balıkesir’de “Balköy” açık hava müzesi kurulsa o kadar ziyaretçi çeker ve o kadar ilgi görür ki, bu proje Balıkesir’in tanıtılması, yerli ve yabancı turistlerin çekilmesi ve Balıkesir ekonomisinin canlanmasına da neden olur.

Ayrıca Piknik yeri bakımından kıt olan Balıkesir, böylece büyük bir ihtiyacı da karşılamış olacaktır. Öyle zannediyorum ki, böyle bir girişim yerel yönelicilerimiz açısından da kalıcı ve tarihi bir eser olacaktır.

Balıkesir köyleri itibariyle hali hazırda bu tarihi araç, gereç ve aletlerin bulunması, hatta aynıyla üretilmesi bakımından avantajlıdır.

Halen eski araç ve gereçleri üreten ustalardan sağ olanlar mutlaka vardır. Evlerinde çürümeye terk edilmiş envai çeşit alet de mevcuttur. Bunları yok olmadan toplayıp halkın beğenisine sunmak, tarihi araç, gereç, aletler ve ev yapım mimarimizi gelecek nesillere aktarmamız açısından da büyük bir önem arz etmektedir.

Onun için Balıkesir Büyükşehir ve merkez ilçe belediye başkanlarımıza bu konuda büyük bir görev düşmektedir. Umarım böyle önemli bir projeyi gerçekleştirmek için en kısa zamanda adım atarlar ve gerçekleştirirler. Halk olarak bizlerde alkışlarız.

Hiç olmazsa Atatürk parkından ve Değirmen Boğazından başka belli başlı piknik ve gezinti yeri olmayan Balıkesir merkezin, misafirlerimizi gezip dolaştıracak, onlarda memleketlerine gittiklerinde ya da Balıkesir denilince ilk akıllarına gelecek böyle güzel bir yer olarak hatıralarında yerini alacaktır.

Ayrıca Saat kulesinden başlayarak Paşa Camisinin üst taraflarını da içine alan eski Balıkesir bölgesinin aslına uygun ya da eski Türk evlerine uygun şekilde restore edilip buralar trafiğe kapatılarak alış veriş ve gezip dolaşma yerleri olarak düzenlenebilir. Böyle yerlerin Balıkesir’e ayrı bir renk katacağına inanıyorum.

Başta Büyükşehir belediye başkanımız olmak üzere, merkez ilçe belediye başkanlarımıza hatta diğer ilçe belediye başkanlarımıza bu düşüncelerimizi buradan iletmek istiyorum. İnşallah bu konuda kısa vadede adım atılır, halkımızda bu güzelliklerle buluşma fırsatı bulur.

 

ALTINDAĞ HAMAM ÖNÜNÜ GEZDİK

Altınköy ziyaretinden sonra Başkent öğretmen evine geri döndük. Öğle yemeğinden sonra tekrar Altındağ belediyesinin rehberliğinde Hamam önü ve Ulucanlar cezaevi müzesine gittik.

Cebecideki hamam önü denilen yer biz 1970’lerin sonunda Üniversitede okurken mezbelelik bir yerdi. Oralardan gelip geçmek bile cesaret isterdi.

Altındağ belediyesinden bize rehberlik edenler vasıtasıyla Hamam önüne vardığımızda, rüya âleminde gibi hissettik kendimizi. O kadar güzel düzenlenmiş ki hayran kalmamanız mümkün değil.

Belki buraların öncesini bilmeyenler için bu kadar muhteşem gelmeyebilir oralar. Ancak oraların 1980 öncelerini bilen birileri olarak, değişimi muhteşem gördük. O gecekondu tipi evlerin yerlerine taştan yapılan tarihi Türk evleri, alış veriş yerleri olarak düzenlenmiş sokaklar, her türlü yerli üretim ürünlerinin satıldığı dükkânlar, sadece kadınlara mahsus el ürünü göz nurunun sergilendiği küçük çarşılar, bütün öğretmenleri mest etti. Yine orada rehber vasıtasıyla Altındağ belediye başkanına ve emeği geçenleri kutladık, selâm söyledik.

Ayrıca İstiklâl marşımızın yazıldığı mekân olan ve milli şairimiz M.Akif Ersoyun ikamet ettiği Taceddin Dergâhını ziyaret ettik. Taceddin Dergâhı da ruhuna uygun şekilde gayet güzel düzenlenmiş ve oldukça bakımlı.

Bu arada Taceddin Dergâhı bahçesinde kabri olan rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun mezarını da ziyaret ederek ruhuna Fatihalar okuduk, hayır dualarda bulunduk.

ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİNİ ZİYARET ETTİK.

Hamam önünü ziyaret ettikten sonra topluca yürüyerek 1970 ve 1980’lerin meşhur cezaevi olan Ulucanlar ceza evine gittik. Ulucanlar cezaevi bugün müze haline getirilmiş.

Cezaevi sorumlusu bir bayan bize rehberlik etti. O zamanlar cezaevinde Hilton denilen yerden tek kişilik hücrelere kadar bütün bölümleri ve idam edilenlerin idam sehpalarını görüp inceledik.

Mahkûmlardan kalan eşyaları cam fanuslar içinde sergilemişler. Buraları hem gezdik hem fotoğraflar çektik. Cezaevinin fiziki şartlarını gördükten sonra, Cezaevine düşenlere “Allah kurtarsın” dedikleri kadar var. O dar koridorlar, hücreler, güneşin ve ışığın girmediği dehliz gibi mahkûm odaları tüylerinizi diken diken etmeye yetiyor maalesef.

Cezaevinin koridorlarına girdiğinizde mahkûmların sembolik olarak seslendirilmiş sloganlarıyla karşılaşıyorsunuz. Bu arada mahkûmların çığlıkları arasında ilerliyor ve duvarlara yazdıkları yazıları görüyor ve okumaya çalışıyorsunuz. Her koğuşta yatakların ayakuçlarına ya da başuçlarına o yatakta kimlerin yattığı fotoğrafıyla birlikte kısa özgeçmişleri yazılıp asılmış.

Ecevit’ten tutunda, Necip Fazıl Kısa küreğe, oradan Yaşar Kemalden Muhsin Yazıcıoğlu’na, Deniz Gezmiş’ten arkadaşlarına, yaşı küçük olduğu için yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’den, Meşhur Osman Bölükbaşı’na, Nazım Hikmet’e, günümüz şairlerinden Ahmet Tevfik Ozan’dan ve yazar Oral Çalışlara kadar bilinen ve tanınan birçok insanın yolu maalesef buradan geçmiş.

Yatakların üzerine mahkûmları sembolize eden mankenler koymuşlar. Kimi tespih çekiyor, kimi kitap okuyor. Kimi saz çalıyor.

Bu manzarayı görünce ister istemez kendi kendinize şöyle diyorsunuz. “Allah buralara kimseyi düşürmesin.”

Ulucanlar cezaevini ziyaret ettikten sonra akşam karanlığı çökmüştü. Otobüslerimize binerek konakladığımız Başkent öğretmenevinin yolunu tuttuk.

ANKARA DEVLET TİYATROSUNA GİTTİK

Akşam yemeğini Başkent öğretmenevinde yedikten sonra otobüslerle Gençlik parkının yanındaki Devlet tiyatrosunun yolunu tuttuk.

Otobüste yetkililer tiyatro biletlerimizi dağıttılar. Saat 20:00’da başlayacak olan tiyatroya 19:30 sıralarında vardık. Biraz giriş salonunda bekledikten sonra kapılar açılarak içeri alındık. Tiyatroda Haldun Taner’in “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” oyunu vardı. Oyun Saat tam 8:00’da başladı

2 perde halinde oynanan oyun yaklaşık iki buçuk saat sürdü.  Oyun güzel ve eğlenceliydi.  İki buçuk saat süren oyun, yorgun olmamıza rağmen oldukça ilgimizi geçti diyebilirim. Böylece 4 günlük programımızın 3.gününü de güzel bir şekilde tamamlamış olduk.

Programımıza göre dördüncü ve son günümüz Gölbaşı Belediyesinin ev sahipliğinde Gölbaşı İlçesinde geçirecektik.

DEVAM EDECEK