tarik @ politikam.com

“BALIKESİR’in emlak değeri yükseliyor…”

Bu sözü çok sık duyuyoruz son zamanlarda.

Niye yükseliyor?

Yeni imar alanları yaratılıyor, sanayi alanları oluşturuluyor, kırk elli yıl sonrasının planları yapılıyor, yatırımcı Balıkesir’e göz kırpıyor, gayrimenkul şirketleri öpücük gönderiyor, inşaat sektörü hareketleniyor, beş yıldızlı oteller falan geliyor.

Ne güzel.

 

***

KARESİ Belediyesi’nden bir açıklama geldi meselâ.

2014’den 2017 Şubat ayına kadar iki bin yüz onbeş yapı ruhsatı verilmiş Karesi’de.

Yine bu süre zarfında bin adet yeni yapı ruhsatı vermişler.

Bininci ruhsat sahibiyle Karesi Belediye Başkanı Yücel Yılmaz fotoğraf çektirmiş.

Diyor ki Yılmaz: “Merkez Bankası’nın araştırmasına göre emlak değeri en çok yükselen il Balıkesir.”

Gerçi Nisan ayı sonuna kadar, yani 1/1000’lik planlar onaylanana kadar inşaat ruhsatı vermeyecekler.

Ama şu geçen zamanda il merkezi itibariyle bayağı çok ruhsat verilmiş yani.

Ne güzel.

 

***

VİZYON projeleri var Balıkesir’in. Çamlık mezbelelikten kurtarılıyor meselâ.. Vatandaşın çoktan unuttuğu Çamlık, o proje yaşama geçtiğinde Balıkesir’in cazibe merkezi olacak.

Avlu Balıkesir bitti bitiyor.. Bölge Hastanesi yakında tamamlanır.. Hilton bugün yarın temel atacak.

10 Burda AVM, Balıkesir’in yeni alışveriş ve ticaret noktası olacak.

OSB’yi unutmamak lazım.. Yatırımcılar geliyor, bölgeyi inceliyor, avantajları görüyor, yatırıma karar veriyor.. İmzalar atılıyor, anlaşmalar yapılıyor.

Bir de 1/5000’lik planlar ekseninde yeni sanayi ve imar alanları açılıyor.

Bittabi tüm bunların toplamı, Balıkesir için kazanç kabul ediliyor.

Ne güzel.

 

***

BALIKESİR’in kasaba formatından kurtulup gerçekten ‘büyükşehir’ olma yolunda attığı önemli adımlar bunlar.

 

***

PEKİ kime yarıyor?

Hepimize yarıyor bir şekilde.. Yani, ucundan kenarından bu memlekette yaşayan herkesi ilgilendiriyor bu gelişmeler.

Ama en çok kime yarıyor?

Zengine yarıyor. Parası olana yarıyor. Ensesi kalına yarıyor.

Toprak sahiplerine ve bu gelişmeleri ranta tahvil etmek isteyenlere yarıyor.

Dededen kalma iki dönüm taşlı tarla, mirasçının yedi ceddine yetecek değere yükseliyor meselâ.

Bu minvalde, emlak değerleri üç beş katına çıkıyor.

 

***

GENELDE Akdeniz insanında mevcut bir psikolojik durumdur; ev, araba, yazlık…

Şehirde başını sokacak üç artı bir daire.. Sayfiyede denize bir kilometre uzakta da olsa bir yazlık..

Ayağını yerden kesecek orta halli bir otomobil.

Senden iyisi yok.

Yunanistan’a gidin, orası da öyle.. Balkanlar’da öyle.

Magrib’e gidin; kesin orası da öyledir.. Akdenizlilik.

Mare Nostrum diyorlar; ‘Bizim deniz’ anlamında.

Bizim denizin ruhu bu.

İyotundan, tuzundan olsa gerek.

Neyse.

 

***

BALIKESİR’de de çok yaygın bir durum. Zaten genel anlamda memur ve emekli yerleşmeliği buralar.

Adam otuz sene çalışmış devlet memuriyetinde.. Emekli olmuş.. Buraya yerleşiyor.

Çalışırken bir ev, bir araba alıyor. Emekli ikramiyesiyle banka kredisini denkleştirip temeli kırk metrekareye oturan mütevazı bir yazlık sahibi oluyor.

Bugüne kadar bu böyleydi.

Bundan sonrası sakat.

Neden?

Balıkesir’de emlak değerleri arttıkça, orta ve alt gelir seviyesindeki insanların mal mülk sahibi olma olasılığı azalıyor.

Garibanın, yoksulun, gurebanın ev bark sahibi olma şansı zaten sıfırdı, gelecekte de sıfır.

Sayısal’da altıyı tutturursa mucize eseri, o zaman keyif keka.

Mucize tabi.

 

***

LÜKS diye yutturdukları bilmem kaçıncı sınıf malzemeden mamul bir apartıman dairesine üç yüz – beş yüz bin lira fiyat çekilen bir memlekette, karı koca asgari ücretle çalışan bir çiftin “başımızı sokacak bir evimiz olsun” deme şansı kaldı mı şimdi?

Aldığın parayı hiç harcamasan, sabah akşam soğan ekmekle beslenip başka harcama yapmasan, maaşa hiç dokunmadan bankaya yatırsan, otuz sene sonra belki bir dairecik alabilirsin.

Haa; banka kredisiyle hallederim diye düşünüyorsan, o maaşla kredi vermezler zaten.

 

***

HER açıdan değerlenen Balıkesir, emlak açısından da değerleniyor ya..

Bir de garibanın gözünden değerlendirmek lazım diye düşündüm; ondan yazdım bunları.

Fakirler ölmesin yani.

 

 

************************ 

 

O doktor üç vakte kadar

kesin başhekim olur!

 

GEÇEN gece Atatürk Devlet Hastanesi acilindeyiz.

Bizim hanım zaten yüksek tansiyon hastası.. Bir de aşırı öksürük, ateş, halsizlik.

Gecenin üçünde hastane koridorlarını arşınlıyoruz.

Kaydımızı yaptırıp sarı okları takip ederek muayene odasına geçiyoruz.

Yerde çizili sarı oklar görünmez olmuş gerçi…

Girişten itibaren acil servisin bütününde yoğun bir kirlilik hakim. Yerler leş.. Döşemeler ekonomik ömrünü tamamlamış. Duvarlar kirli.. Nereye dokunsanız mikrop kapacaksınız, o derece.

Acildeki yataklar bitap halde..

“Nasıl olsa yeni hastane bitince burası yıkılacak” moduna girmiş yönetim; kendi haline bırakmışlar..

Gittiği yere kadar.

Ya acildeki nöbetçi hekim?

Hastayla ten teması kurmuyor.. Oradaki bir erkek görevli (muhtemelen sağlık memuru) tansiyon ölçüyor.. Doktor bey hastaya değil elindeki kağıtlara bakıyor; onlara bir şeyler yazıyor. Kağıtlar hastadan daha mühim!

Kesinlikle dokunmak yok.. “Neyin var” diye bile sormuyor.. Tansiyon yüksek çıktığı için dilaltı verip dinlenme odasına gönderiyor bizi; “öksürüyoruz, ateşleniyoruz, titriyoruz” deme şansımız kalmıyor.

Sakalının şekline bakarak, üç vakte kadar ya oraya, ya başka bir yere başhekim olması muhtemel bu doktor arkadaş, tansiyon biraz düşünce “gidebilirsiniz” diyor bize.. Yine yüzümüze bakmak yok, elindeki kağıtlara bir şeyler dolduruyor.

Kahrolsun bürokrasi!

“Bizim öksürük, ateş ne olacak” diye sorunca..

“Göğüs Hastalıkları Hastanesi aciline gidin” diye adres gösteriyor.

Atatürk Devlet’te öksürük, ateş işlerine bakılmıyor yani.

Hastaneden çıkarken düşündüm:

Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri muhterem, Allah göstermesin acillik olsa bir gece..

Yönettiği hastanenin acilini tercih eder mi?

Merakıma mucip oldu, sorayım dedim.