Dünya ekonomisi 2008-2009 finansal krizinin etkilerinden yeni yeni kurtulmaya ve toparlanmaya başlamışken, acaba bizde durum nedir, dünya ekonomisi ile birlikte mi hareket ediyoruz, yoksa dünya ekonomisinden negatif ya da pozitif mi ayrıştık sorularının cevabını vermeye çalışacağım.

Yukarıdaki grafikte dünya geneli, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler olmak üzere üç grubun 2000 yılından bu yana ekonomik büyüme performansları görülüyor. 2000 yılından bu yana dünya ekonomisi 2 defa dip yapmış. Bunlar 2001 ve 2008-2009 dönemleri.

Bugüne baktığımızda hem dünya genelinde, hem de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde toparlanma vaziyeti görülüyor. Bu toparlanmanın önümüzdeki yıllarda yukarıya doğru mu ivmeleneceği, yoksa buradan aşağıya mı gidileceği konusu tam belirgin değil.

Neden değil?

Esas cevaplanması gereken soru bu.

2008-2009 finansal krizinden ülkeler, daha doğrusu dünya ekonomisi bir bütün olarak, merkez bankalarının aşırı genişlemeci para politikaları sayesinde çıkabildiler. Amiyane tabirle, hastayı ayağa kaldırmak için en ağırından ağrı kesicilerle tedavi ettiler. Oysa, ekonomik sistem bir bütün olarak ağır hasta durumda. O günden bugüne ekonominin yapısal sorunlarından hiçbiri çözülebilmiş değil. Tersine ağır sorunlar giderek ağırlaşıyor. İşin acı tarafı da, her krizden ülkeler daha ağır borç yüküyle çıkabiliyorlar. Bugün ülkelerin borç yükü düzeyi, 2008-2009 krizine oranla % 40’ın üzerinde artmış durumda.

Bugün FED (ABD Merkez Bankası) ve ECB (AB Merkez Bankası) dünya ekonomisindeki bu toparlanma eğilimi nedeniyle artık para politikasını daha sıkı hale getirmek için uygun koşulları beklediklerini açıklıyorlar.

Yani bunun anlamı şudur; Biz merkez bankaları olarak krizden çıkış için üzerimize düşeni yaptık, hastaya morfini bastık, ağrıyı kestik, hasta artık günlük hayatına devam edebiliyor. Hastaya daha fazla morfin verirsek hastayı kaybetme olasılığımız çok yüksek. Onun için artık ben morfin vermek istemiyorum. Yani faizleri düşük tutmak istemiyorum. Piyasalara artık ucuz para dağıtmak istemiyorum. Bunun için bilançomu küçülteceğim, faizleri de yavaş yavaş arttırmak istiyorum diyor.

Ancak, küresel piyasalar ucuz para bolluğuna o kadar alışmışlar ki, merkez bankalarının faiz artışı kararları karşısında ciddi sıkıntılar yaşanacak bu kesin.

Ama görünen o ki, merkez bankaları faiz artışı ve bilanço küçültme işini yavaştan almaya bir süre daha devam edecek. Yani morfini hemen kesmeyecek. Zira, morfini hemen keserse bu kadar ağır borçlu durumdaki ülke ekonomileri 2008-2009 krizinden bile daha kötü bir sonuçla karşılaşma olasılığı bir hayli fazla.

Gelelim Türkiye Ekonomisine.

Yukarıdaki grafikten de görüldüğü gibi biz de tıpkı dünya geneli gibi 2000 yılından sonra iki kere dip yapmışız. 2009 yılındaki dibi gördüğümüzde, bu krizin bizi teğet geçmediği alenen görünüyor.

2009’dan sonra ise dünya genelinden farklı olarak son 7 yılda oldukça inişli ve çıkışlı bir seyir izlemişiz.

2017 başından itibaren KGF aracılığıyla çok yüksek boyutlardaki kredi genişlemesi sonucu büyüme oranımız artışa geçmiş durumda. Bu yükseliş trendi ne kadar devam eder diye soracak olursanız, ortada çok garip bir durum var.

TÜİK rakamları ve hesaplama yöntemlerinde çok ciddi sorunlar var. TÜİK’in kısa dönemli iş istatistikleri, harcama verileri ve sanayi verileri,Türkiye Ekonomisindeki toparlanmanın arka planında oldukça sıkıntı olduğunu gösteriyor. Örneğin, Haziran ayı sanayi üretimi beklenen artışı sağlayamamış, hatta azalmış. Harcama kısmına baktığımızda yine Haziran 2017’de tüketim harcamaları bir önce4ki aya göre sadece % 0,6 oranında artmış. Yani millet karnını doyurup, arabasına benzin almasa ekonominin çarkları duracak neredeyse.

Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin AYDIN, ekonomi gazetecileriyle yaptığı bir basın toplantısında “Bankacılık sektörü ilk yedi ayda güçlü yanını kullandı ve büyümeye destek verdi. Sektörde inişten daha hızlı bir çıkış yakaladık, yasal limitlerimizi sonuna kadar kullandık, elde avuçta ne varsa hepsini krediye verdik. Altı ayda çok hızlı koştuk, şimdi biraz soluklanacağız ama asla durmayacağız” dedi.

Bunun anlamı, biz bankalar olarak verebileceğimiz kadar krediyi verdik, bizde para bitti.

Bundan sonrası için ekonomik büyüme oranları muhtemelen % 5 veya biraz daha üzerinde gelecektir. Lakin, 2018’in mart veya nisan sonrası için aynı büyüme oranları devam ettirebilmek pek olası değil. Bunun için hükümetin şapkadan yeni bir tavşan çıkarması gerekecek. O tavşan çıkarsa ne ala…