Üç haftadır Cuma günleri ekonomi yazılarıyla karşınızdayım. Siyaseti de yakından takip eder, günlük siyasete kafa yorarım. Günlük siyaseti dışında ülke ve dünya siyasetini de mümkün olduğunca geniş ve objektif bir gözle analiz etmeye çalışırım. Lakin, asıl mesleği maliye ve iktisat alanında bilim adamlığı olan benim için gazete yazılarında topluma en faydalı olacağım alan, pek tabii ki ekonomidir. Bu birinci sebep.

İkinci sebep ise, ekonomide içinde bulunduğumuz son derece tehlikeli viraj ve bilinmeze doğru yol alışımızdır.

Ekonomiye gündelik alış veriş gözüyle bakan vatandaşımız için ekonomik büyüme, fazla önemli veya anlamlı olmayabilir. Ama ekonomik büyüme istisnasız herkes için çok önemlidir. Zira hayatını devam ettirebilmesi veya hayallerini gerçekleştirebilmesi ekonomik büyümeye bağlıdır.

AKP’nin bugün ülkede kurduğu hegemonik iktidarın temelinde 2003-2009 arasında sağladı ekonomik büyüme vardır. AKP, o dönemde ciddi bir ekonomik büyüme sağlayamasaydı muhtemelen bugün iktidarda değildi.

Oysa ekonomik büyüme açısından durum o günlerdeki gibi değil.

O dönemde sağlanan yüksek ekonomik büyümenin, yine o dönemde dünyadaki para bolluğu sayesinde gerçekleştiği iddialarının yanı sıra, bu yüksek büyümeyi akıllı ekonomi politikalarına bağlayanlar da var.

Açıkçası ben 2003-2009 dönemindeki ekonomik büyümeye her iki gözle de bakılması taraftarıyım. Yani, bir taraftan dünyadaki para bolluğu ve yüksek risk iştahı, diğer yandan AKP’nin bütçe disiplinindeki ciddi başarısı gözüyle bakıyorum meseleye.

Oysa bugün ekonomide işler ne yazık ki AKP’nin beklediği veya umut ettiği gibi gitmiyor.

2009 küresel krizinden sonra küresel finans piyasalarında bol para dönemi ve risk iştahı bitti.

Bitti bitmesine ama bizim yabancı sermaye bağımlılığımız, yüksek cari açığımız nedeniyle, devam ediyor.

Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim, Türkiye’nin kısa vadeli borç ödemesi 100 milyar doların üzerinde ve ne yazık ki, borç ödemelerinde garanti olarak kabul edilen Merkez Bankası döviz rezervimiz 80 milyar dolara inmiş durumda. Bu durum, bizim dış şoklara karşı son derece kırılgan olmamıza neden oluyor.

Bu noktadan sonra artık ekonomi yönetiminin sürekli şapkadan tavşan çıkarması gerekiyor. Kredi Garanti Fonu (KGF) ile borçlu KOBİ’lerin kolayca krediye erişebilmesi ilk tavşandı. Bu sayede neredeyse iki ay içinde 180 milyar TL kredi kullandırıldı. Ama bankaların kullandırdığı kredilerin yine bankalardaki mevduatlara oranı % 140’ı bulunca, bankaların elinde kredi olarak kullandıracağı kaynak kalmayacak noktaya geldi.

Şimdi kredi büyümesi için yeni kaynak bulmamız lazım.

Hükümet, yeniden % 5-6 ekonomik büyümeyi yakalama hedefinde. Kredi genişlemesi ile ekonomiye can suyu verdi. Bu noktadan sonra fidanın tutup, yeşermesini köklenip genişlemesini beklememiz lazım değil mi?

Ancak, bütçe disiplini referandum nedeniyle bozulmuş durumda. Yakında enflasyondan kaynaklanan yüksek oranlı memur maaş artışları da devreye girince bütçe açığı belki de son 15 yılın zirvesine çıkacak. Buna enflasyonun artışını da eklediğinizde bana göre kısa vadede( 2-3 yılda) % 5-6 ekonomik büyüme oranlarına ulaşmamız mümkün değil.

Referandum öncesi açıklanan mali teşviklerin hazineye yükünü de düşündüğümüzde bütçe dengesi giderek bozulacak gibi duruyor.

Kredi ile büyümeyi sağlayabilmemiz mümkün değil. Zira son 2 ayda kullandırılan kredilerin piyasalarda beklenen canlılığı yaratmadığı görülüyor. Bu kredilerin yatırıma dönüşmesi beklenirken ne yazık ki büyük kısmı, ya bankalara olan borçların kapatılmasında ya da dolara çevrilerek döviz hesaplarında kullanıldı. Bu durum da ne yazık ki, mevduat ve kredi fazi oranlarının artmasına yol açıyor.

Geçtiğimiz Perşembe günü açıklanan dış ticaret verileri de ne yazık ki, cari açığın yılsonunda 55-60 milyar dolara yaklaşacağını gösteriyor.

Son söz; burada öldük, bitti, mahvolduk diye felaket tellallığı ya da kriz çığırtkanlığı yaptığımı düşünenler olabilir. Lakin, niyetim sadece uyarıda bulunmak. KGF ile kredi genişlemesi ve buna bağlı olarak piyasaların canlanması, başlangıçta doğru bir yaklaşım. Ama bir yandan yüksek cari açık, diğer yandan enflasyon, bütçe açığının artmaya başladığı bir ortamda bu iş ağır hastaya yüksek dozda ağrı kesici vermeye benziyor. Yüksek doz ağrı kesicinin etkisi geçtiğinde, daha fazla yatıştırıcı veya teskin ediciye ihtiyacımız olacak. Bu durum ne yazık ki 1- 2 yıl bile sürecek bir durum değil.