tarik @ politikam.com

"Dizi karakterlerini gerçek hayatın kahramanları olarak görüyoruz ya milletçe.. İşte festivallere, şenliklere falan davet edip boy boy fotoğraf çektiriyoruz.. Zihnimizde devleştiriyor, kahramanlaştırıyor ve o kahraman kimliğiyle özdeşleştiriyoruz ya... Bir başka dizide ya da sinema filminde komik, sünepe, hasta ruhlu, seri katil, terörist, eşcinsel, pezevenk, emek sömürücüsü vahşi semaye vs. karakterlere büründüklerinde ne yapacaksınız? Oyuncuları sevin, sanatı sevin, sanatçıya saygı gösterin ama hepsinin bir senaryodan ibaret olduğunu unutmayın...

Bugün Bamsı karakterine dokunmak için birbirini ezen vatandaş; yarın aynı oyuncu bir dizide kötü bir karakterle karşınıza çıkınca yine böyle dokunmak için birbirinizi ezecek misiniz; fotoğraf çektirmek için yarışacak mısınız?"

 

***

GÜNLER önce Facebook'ta bu paylaşımı yapmıştım.

Neye binaen?

Karesi Belediyesi'nin Atlı Okçuluk Festivali'nde arz-ı endam eyleyen Diriliş Ertuğrul dizisinin oyuncularıyla selfi çekmek için yarışan kıymetli hemşolarımın hali pür melâline binaen.

Sevdiğim filmler, beğendiğim oyuncular, takip ettiğim diziler var elbet.

Ama o filmleri, dizileri falan izlerken.. Kendimi senaryonun bir parçası, oyuncularıysa yaşamımın sanal kahramanlarına dönüştürmüyorum.

Sadece mesaj almak niyetim.

Filmler ve dizilerin bazılarında mesaj kaygısı olur ya, o bakımdan.

Yarın başka bir dizide, filmde farklı bir karakterle karşımıza çıkacağını bile bile, adamı zihnimize Osmanoğulları obasının kahraman savaşçısı olarak kazımak ne ola ki?

Ya da baştan beri ilgiyle izlediğim İsimsizler'in ana karakterlerinden biri Dayı'yı idol bellemek, bıyıkları falan O'nunki gibi aşağıya sarkıtıp milli ve mukaddes üç beş şiirsel cümle eşliğinde 'filozof asker' formatına dönüşmek.. Garip haller.

 

***

YÜZBAŞI CORELLİ'NİN HASTASIYIM NETEKİM...

AMA vaktiyle iki ayrı film için bendenizin de bu formata büründüğünü söyleyebilirim.

Biri Corelli'nin Mandolini'dir.

Nicolas Cage ve Penelope Cruz'un oynadığı efsane film.

İkinci Dünya Harbi'nde Yunanistan'ı işgal eden İtalyan kuvvetleri Ege'de unutulmuş bir Yunan adasını da (Kefalonya) ele geçirir.

İtalyan askerler, sırtlarında tüfekleriyle rap rap ada meydanına giriş yapar. İçlerinden birinin sırtında tüfek yerine mandolin vardır; savaştan önce İtalya'da öğretmenlik yapan romantik bir adam; şimdi yüzbaşı rutbesiyle işgal ordusunun bir komutanıdır: Yüzbaşı Antonio Corelli.

On kez izlemişimdir filmi; izlemek ne ki, içindeyimdir ben de.. Corelli olmuşluğum vardır yani.

Öteki, Hacıvat Karagöz Neden Öldürüldü.

O filmi de en az yirmi kez izledim.. Hep Karagöz'düm!

Haluk Bilginer çıkmış, Karagöz kostümlerini ben giymişim, ben oynuyormuşum gibi yani.

İzleyicinin oyuncular gibi replikleri ezberleme sorumluluğu yok; izlersin biter.

Ben replikleri de, sahneleri de ezberlemişim; o derece.

 

***

SEN GETİRİRSİN DE BEN GETİREMEM Mİ?

NEYSE efendim.. Mevzumuz bunlar değil tabi.

Karesi ve Altıeylül olarak ikiye bölünmüş güzel şehrimin, siz deyin 'rekabet', ben diyeyim 'çekişme' içindeki iki ilçe belediyesinin her kayıt ve şartta birbirinin önüne geçme çabası.

Bu çabaya son zamanda düzenlenen iki ayrı kültürel etkinlik eklendi.

Karesi, Atlı Okçuluk Festivali yaptı.

Altıeylül, Yörük Türkmen Şenliği.

Karesi apaçık 'festival' dedi adına..

Altıeylül, 'şenlik' bile diyemedi; "etkinlik" sınırları içinde kaldı.

Festival de, ne olacak!

Karesi, TRT'de yayınlanan Diriliş Ertuğrul'un yardımcı erkek oyuncularını toplayıp getirdi festivale..

Altıeylül, Kanal D'nin yeni dizisi İsimsizler'in Dayı'sını, Müdür'ünü falan...

Mesaj şu:

"Senin Diriliş Ertuğrul'un varsa.. Benim de İsimsizler'im var..."

Yani, "sen getirirsin de ben getiremem mi..."

 

***

YAKINDA SARKIK BIYIK MODASI BAŞLAYACAK...

Rekabet ve çekişmeyi sanal dizi karakterlerine kadar götürmek de varmış.

"Senin Samsan varsa, benim de Dayım var, n'abeeer..."

Yalnız, Altıeylül daha şanslı; zira İsimsizler bizim buralarda çekiliyor.. Ulaşmak, davet etmek, getirip götürmek daha kolay!..

E bi de Dayı yani; bıyıkları yeter...

Selfi çektirenlerin aynı bıyık tarzına büründüğünü göreceksiniz yakın zamanda...

Harbi ülkücü biraderlerin aşağıya sarkan geleneksel bıyıklarına mana bulurken ademoğlu.. Şimdi sanal karakterin bıyığı üzerinden 'milliyetçi' pozlar takınacak.

 

***

 

ATLI OKÇULUĞUN DEVAMI GİBİ OLMADI MI?

ŞİMDİ 'atlı okçuluk' mevzuuna gelelim.

Karesi, Altın Ok koydu adını; Atlı Okçuluk ve Savaş Sanatları dedi.

Atçılar, okçular meydanda Ortaçağ Anadolusu'ndan fırlamış gelmiş gibi dolaştı.

Altıeylül'ünki Yörük Türkmen Etkinliği.

Gördük ki, o da atlı okçuluk festivalini aratmadı.

Her halükarda geleneksel atlı okçuluk sporuyla meşgul olanlara alan açıldı yani.

Karesi yapmış, atçıyı koşturmuş, okçuyu yarıştırmış.

Altıeylül, yabancı dans topluluklarını falan getirtip şenliğe renk kattıysa da, atlı okçuluk olayına yazılmış; manzara buydu.

Yörük Türkmen deyince, şenlik meydanında Amerikan futbolu oynatacak değiller tabi.

Ama birader Karesi yapmış, seninki onun devamı olmasın.

Bir hafta arayla, ortaçağ kostümleri eşliğinde at üstünde oraya buraya koşuşturan adamları görmek yerine, daha farklı bir şenlik senaryosu izlemek isterdik.

 

***

VER MEHTERİ...

Bi de şu mehter olayımız var.

Nişana, düğüne her yere çağırıp ciciği çıkarılan mehter.

Mehter dediğin olgunun bir duruşu, bir vakarı, bir tarihselliği var.

Her mevzunun içine dahil edip "ver mehteri" dememek lazım.