tarik @ politikam.com

ÜÇ yılı iki saate sığdırıp, 2014’ün 30 Mart’ından bu yana ne yapıldıysa hepsini anlattı Başkan Edip Uğur.

O üç yıllık mücadelenin her saniyesinde emek, alın teri, mücadele var elbet.

Onca yatırım, onca hizmet, onca plan proje, onca mesarif.

Yani hepsi maketten ibaret değil hizmetlerin.

Maket dedikleri, geleceğin Balıkesir’ine ayrı bir hava katacak vizyon projeler.

Bugün başlayıp yarın bitecek türden değil yani.

Öyle bir sabırsızlık var ki hepimizde.. Dün Büyükşehir oldun, “haydi bugün büyüyelim gari…”

Hemen olsun bitsin her şey.

“Durmadan maket gösteriyorsun Edip Bey…”

“Büyükşehir, maketleri gezdiriyor fuar fuar…”

“Maketten başka ne yaptın?”

O dev dijital ekranda yapılanları göreydin kare kare..

“Haksızlık etmişiz, gerçekten de bir şeyler yapılmış” der miydin?

Sanmam.

Olumsuzluklardan beslenip dedikoduyla nefes alıyorsa adam..

Giydirmeye koşullanmış, çakmadan duramıyorsa..

E görmez zaten ne var ne yok.

 

***

MAKET dedikleri, belki beş, belki on yıl içinde başlanıp bitirilecek vizyon projeler.

Küçük şehir yaşamına alışmış, alışkanlıklarından taviz vermeyenlerin öngörebileceği şeyler değil yani.

Asfalt yaması, kaldırım onarımıyla “iş yaptım” diyen belediyecilik formatının çok ötesinde bir şeyler ortaya konuyor.

İki saatin sonunda sunum tamamlanıp soru faslına geçildiğinde ise..

“Bizim ilçenin bilmem hangi mahallesi ile çarşı arasında otobüs seferi ne zaman başlayacak” diye soruyor gazeteci.

Ya da Büyükşehir’in İvrindi’de yaptığı sokak hayvanları barınağına dair en az on beş dakikalık anlatımın ardından, “sokak hayvanları için ne yapıyorsunuz” türü abuk bir soru patlatıyor arkadaş.

“Bizim mahalledeki ara sokaklar asfaltlanmadı” diye çıkışıyor biri.. “Ara sokaklara yaşadığın ilçenin belediyesi bakıyor” yanıtını yapıştırsan da nafile.

Yani, Büyükşehir’in kalemşorlarından gelen sorular bu minvalde hep.

Salonu dolduran onlarca gazeteci, öyle anlaşılıyor ki, kasaba formatından kurtulamamış.

Büyükşehir formatına henüz uyum sağlayamamış.

Ya da “şimdi azıcık acıtan bir soru sorarız, patron gene sertlenir, madara oluruz” endişesi var.

E doğru, zaman zaman böyle oluyor.

Ama ana mevzuyla hiç alakasız abuk bir sual fırlıyorsa ağızdan, yırtık dondan fırlar gibi..

Kim olsa köpürür, kızar; dilini tutamayıp ağzına geleni söyler.

Özgür basın her ortamda, her şeyi sorar arkadaş.. Eyvallah.

Çoğu kere ‘özgür basın’ bilincinden uzak, müstehzi bir sırıtma eşliğinde, “bak şimdi adamı nasıl dellendireceğim” bahsiyle gelir o abuk sorular.

Bittabi, sorunun muhatabı da bilir ki, soran kişinin derdi tasası başkadır.. Gazetecilik mazetecilik değildir yani.

Neyse.

 

***

BİRKAÇ kez belirtmiştim, tekrarlamaktan zarar gelmez.

Büyükşehir’in geride kalan üç yılında ortaya konan performansın yarısını dahi yakalayamazdı bir başkası.

“Hem iş yaptık, hem teşkilatlanmayı tamamladık” dedi ya Başkan Edip Uğur.

Bir başka Başkan olsaydı iş başında, şu üç yıl hâlâ teşkilatlanmayla geçerdi eminim.

Ayrıca rutine bağlayıp yola devam ederken, araya iki genel seçim girmiş, bir darbe kalkışması sıkıştırılmış, şimdi de bir referandum var önümüzde.

Belediye’yi bırak, meydanlara bak.

Zor iş.. Herkesin harcı değil.

 

***

BAŞKAN Uğur üç yılı anlatırken, dijital ekranda sergilenen tamamlanmış  yatırımların görsellerine işaret edip, “bunlar maket değil gerçek” dedi sürekli.

Belli ki, şu maket lakırdısına takılmış.

Görmeyenler, şu maketleri merak edenler, Büyükşehir hizmet binasının zemin katında camekanlar içinde sergilenen o maketleri gidip incelesin bence.

Hem meraklarını giderirler, hem de günün birinde yaşama geçirilecek o projeleri zihinlerinde canlandırırlar.

Asfalt, kaldırım, refüj, yeşil alan, oyun bahçesi, çöplerin toplanması, cenazelerin gömülmesine endekslenmiş belediyecilik mantığının ötesinde, şu güzel memleketin gelecek vizyonunun nasıl planlandığına da tanıklık edecekler kuşkusuz.

Tamam, eleştirilecek şeyler vardır muhakkak; karşılaştığınız bir haksız uygulama, kabarık bir su faturası, “bizim mahalleye ne verdin de ne istiyorsun” dedirtecek hizmetsizlikler falan.. Ya da bir ihaleyi, bir iş alımını, personel tercihini, uygulamaları, şunları bunları eleştirirsiniz. Elbette eleştireceğiz.

Siyasi anlamda da eleştirebilirsiniz, sıkıntı yok.

Burada Balıkesir için yeni ufuklar açmaya çalışan, bu memleketi dünyaya entegre etme derdine düşmüş bir belediyecilik anlayışını irdeliyoruz. Haksızlıkları eleştirelim, ama Balıkesir’deki bu değişimi de görmezden gelmeyelim.

 

***

BİR DE  borçlanma meselesi var.. “Tamam arkadaş, yatırım yapıyorsun falan da, şu bankalardan çekilen krediler, borçlanarak yapılan işler.. Bunlar ne olacak? Bu borçlar nasıl ödenecek?”

Kimse kimseye ödeyemeyeceğini bildiği borç parayı vermez.

..ve borç isteyen de, ödeyemeyeceği borcun altına girmez.

Borçlanmalara dair suale, “kredisi olmayana kim borç verir” şeklinde bir sualle karşılık verdi Başkan Uğur.

Yani, yüksek limitlerde kredi kullanabilirliği var.

Ayrıca, “borçsuz belediye, hizmet ve yatırım üretmeyen belediyedir” anlayışını da yabana atmamak lazım.

Vaktiyle kimi belediye başkanları, “tek delikli kuruş borcumuz yok” diye böbürleniyordu karşımızda. Ama yaşadığınız şehre dönüp baktığınızda, vasatın çok altında, vizyonsuz, plansız, programsız, rutin hizmetleri bile yerine getiremeyen bir belediyecilik kalıbıyla karşı karşıyaydık.

Başkan Uğur, borçlar konu edilince hep aynı karşılığı veriyor:

“Sen Amerika’nın kaç trilyon dolar dış borcu var biliyor musun?”

Son söylediği rakam, onsekiz trilyon dolar.

“Amerika battı mı, yıkıldı mı” diye soruyor.

Yani, “sen korkma, biz ödeyemeyeceğimiz borcun altına girmeyiz, için rahat olsun” demeye getiriyor.

 

***

ÖZETLE..  Geride kalan üç yılda ortaya konan yatırım ve hizmet performansı, Balıkesir’in geleceği açısından umut vericidir bizce.

 

 

 

******************** 

 

Romalılar mezardan kalkıp görse…

 

BAŞARISIZ  ve spekülasyonlarla dolu bir belediyecilik var Burhaniye’de.

Fikret Akova döneminin vizyonerliğinden eser yok.

Necdet Uysal, önceki yıllarda bir dönem Belediye Başkanlığı deneyimi olan, ancak o deneyimi bugüne taşıyamayan zayıf bir siyasi karakter.

Burhaniye’de belediyecilik adına, kentin gelişimi adına bir şeyler yapılıyorsa, genellikle Büyükşehir Belediyesi’nin izi var. Geri kalanı, Uysal merkezli spekülasyonlardan ibaret.

Neyse.

Büyükşehir Belediye Başkanı Edip Uğur, ilçelerdeki yatırımları anlatırken, Burhaniye’de yapımı devam eden amfi tiyatrodan söz etti. Amfi tiyatroyu Büyükşehir yapıyor. Plan, proje, kaynak, hepsi Büyükşehir’den.

Burhaniye’nin antik dönemlerin izlerini taşıyan çok eski bir yerleşmelik olduğu düşünülürse, o devrin amfi tiyatro modellemesine uygun bir proje ortaya koymak gerekir zaten.

Ayrıca amfi tiyatronun ne olduğu, ne amaca hizmet ettiği, nasıl olması gerektiği bellidir; daha başka ne yapılabilir ki?

Burhaniye için önemli bir yatırım. Sanatsal aktivitelerin sergileneceği bir mekan olacak.

Başkan Uğur üç yılı anlattığı sunumda dedi ki:

“Romalılar mezardan kalkıp gitse daha güzelini yapamazlar…”

Antik uygarlıkların hemen hepsinde amfi tiyatro geleneği var. Adamlar, şehircilik anlayışlarıyla birbiriyle yarışmış sürekli. Hemen her kentin bir amfi tiyatrosu mevcut. Kentler için olmazsa olmaz bir yapı niteliğinde.

Yani, amfi tiyatro Romalılar ve öteki antik uygarlıklardan miras kalan kültürel bir yapı örneği.

Onlarınkinden daha iyisini, daha büyüğünü, daha işlevlisini yapmak mümkün, bugünün olanaklarıyla.

Ama antik dönemlerin formatının ötesinde, bugünün amfi tiyatrolarına ne katılabilir ki, fazladan beton, çimento ve taştan başka?

Ne kadar iyisi olursa olsun, taklittir.

Eskinin amfi tiyatrolarındaki akustik, sahnedekinin sesini herkese duyurabilme özelliği taşıyordu malum.

Bugünün taklit amfi tiyatrolarında mikrofonsuz sesini duyuramazsın. Şekil itibariyle benzer sadece.

Tabi Burhaniye gibi turistik bir ilçe için elbette önemli bir proje. Ama Romalıları karıştırmamak lazım.

Romalı mezardan kalkıp görse, “bu teknoloji bizde olaydı mimari sanatının tozunu attırırdık” diyebilir belki.

..ki, çağlar öncesinin olanaklarıyla, el yordamıyla yaptıkları eserler bugün hala ayakta.

Teknolojik imkanların sınırsızlığıyla yapılanların ekonomik ömrüyse, ortala insan ömrünün yarısı bile değil.