tarik @ politikam.com

AKADEMİSYENLERİN deklarasyonuyla ilgili en baba analiz tarihçi Murat Bardakçı'dan:

"Eseri olmayan akademisyen bildiri kaleme alır!"

Ya da birilerinin yazdığı bildiriye imza atar...

 

***

GERÇİ içlerinde eseri olan da vardır.. Profesör, doçent, doktor titri taşıyorlar neticede. Kendi alanlarında kitap yazmış, makale döşenmiş, uluslararası dergilerde falan yazıları yayımlanmış olan da vardır. O akademik ünvanlar kolay kazanılmıyor, üretmek gerekiyor.

Ne ki, yıllar süren zor yolculuklardan sonra kazanılan o ünvanlar, küçücük bir hamleyle yerle yeksan oluyor.

"Aydın sorumluluğu" adına altına imza attıkları bir bildiri, belki de bir ömür başlarını ağrıtacak yeni bir süreci doğuruyor.

 

***

SONUÇTA akademisyen dediğin de bu ülkenin yurttaşı.. Herkes gibi onun da ülkenin zorlu koşullarına dair iki kelam etmesi, halkı adına dertlenmesi normal.

Kendi dünya görüşü ekseninden olayları yorumlayıp, "ben böyle düşünüyorum" deme hakkı da var herkes gibi.

Ama birader, öyle bir deklarasyona imza atıyorsun ki, bu devlet katliamcı, katil, vahşi, işkencesi, ölüm makinası gösteriliyor; kırk yıldır ülkeyi kana bulayan terörist 'masum çocuk' gibi gösteriliyor!

E o zaman 'terör örgütünün propagandası yapmak' ithamıyla savcılıkta ifade vermen, 'teröre yardım ve yataklık' suçlamasıyla yargılanman, hatta hüküm giymen de mümkün.

Neyin altına imza attığını bileceksin.

Sırf aykırı olmak adına, devleti örseleyip uluslararası arenada diz çökertmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürdüğünü göreceksin.

 

***

TAŞIDIĞIN akademik titri, kartvizitinde isminin önüne yazıp 'önemli kişi' olduğunu düşünüyorsun ya..

..ve fakat mesai arkadaşlarınla öğrencilerinden başka tanıyanın, bilenin yok.

Bin küsur imzalı deklarasyona attığın imza ile tanınıyorsun artık.

Kartvizitte yeni bir yer aç: 'Sanık'...

 

***

"BU suça ortak olmayacağız" diyorsun.

Suç ne, suçlu kim?

Suç, terör suçu... Suçlu, terörist!

Sen onu bırakıp, devleti oturtuyorsun sanık sandalyesine.

Devletin ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırdığını söylüyorsun.

PKK'nın şehirlere, kasabalara, evlere, okullara, caddelere, sokaklara, işyerlerine attığı tahrip gücü yüksek bombaları hiç hesaba katmıyorsun.

"Kalaşnikofları nereden buluyorlar" diye sormuyorsun.

'Kasıtlı ve planlı kıyım' diyorsun.

Devlet katliam yapıyor sana göre.

Bir adım daha ileri gidip 'soykırım' da diyebilirsin..

Beklenir.

 

***

İNSAN hakları ihlalleri yapılıyormuş, sokağa çıkma yasakları, bölge halklarına karşı katliam ve bilinçli sürgün falan...

Maaşını ödeyip sosyal güvenceni sağlayan devlet sana 'bilim insanı, aydın' muamelesi yapıyor..

Sen devlete başkaldıran teröristi savunuyorsun; var mı böyle bir şey?

 

***

DEVLETİ, hükümeti, uygulananan politikaları eleştirebilirsin.. "Şurada yanlış yapılıyor, doğrusu budur" diyebilirsin.

Eleştirmek herkesin hakkı. Aydın sorumluluğunun da gereğidir zaten.

Ama şimdi bu deklarasyon o minvalde değil.

Sana göre devlet katliam yapıyor, öldürüp yakıyor, bombalıyor, çoluk çocuk demeden ezip geçiyor!..

Ya terörist ne yapıyor?

Vatan savunması mı?

 

***

NEDEN tek cümleyle de olsa, yarım ağızla da olsa, "terör örgütü silah bıraksın, teslim olsun, artık kan akıtmasın" diyemiyorsun?

Ağzını doldura doldura "bu katliamın suç ortağı olmayacağız" derken, terör örgütünün ortağı olmaktan gocunmuyorsun?

Onun ağzıyla konuşuyorsun.

 

***

NEYMİŞ, Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritası oluşmalıymış.. Müzakere görüşmelerinde bağımsız gözlemci olmak istiyorlarmış.

Müzakere dediğin hatayı bir kez yaptı bu devlet.. Barış süreci falan dedi, aydın geçinenlerden oluşan akil adamlar grupları falan kurdu.

Sonuç?

Güneydoğu'da terör daha da azdı.

Neyin müzakeresi?

Terörle müzakere olmaz.. Mücadele vardır.

 

***

BİR DE ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin raporlama yapmasını talep ediyorsun.

O ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcileri biliriz az çok.

'Bağımsız' dediğin sadece lafta kalır; taraflıdır yani.. Taraf olarak gelir.

 

***

Bu deklarasyon da taraflıdır zaten.