Avrupa Birliği, 29 Kasım 2015 günü Brüksel’de “Yeni açılım süreci” ni başlatırken basınımızda yer alan haberlere göre taraflar arasında gerçekleşmekte olan “bahar havası” Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere yeni bir ivme kazandıracak.

“Bahar Havası” nın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kuşkusuz tarafların ileriye dönük atacakları adımlar belirleyecektir. Mülteci krizine ivedi çözüm arayışı içinde görünen kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen AB, sığınmacılara karşılık ne zaman ödeneceği henüz bilinmeyen 3 milyar Avro’yu Türkiye’ye vermeyi kabul etmiştir. Türkiye, AB’nin istekleri doğrultusunda hareket ettiği takdirde AB, üyelik sürecinin hızlandırılması ve vizesiz Avrupa yolundaki adımların atılması doğrultusunda gerekli çabayı harcayacağını bildirmekle yetinmiştir. Buna göre AB, Türkiye ile üyelik müzakerelerinde 14 Aralık 2015’te ekonomiyle ilgili 17. başlığı açabileceğini, 2016’nın ilk çeyreğinde diğerleriyle ilgili olarak aynı yöntemi sürdürebileceğini açıklamıştır. Ancak müzakerelerin ilerlemesi Kıbrıs Rum Kesimi’nin vetosunun kalkmasına bağlıdır. Türkiye’nin AB ile sürdürdüğü ilişkilerde ülkemiz lehine olumlu bir politika izlemediği bilinen Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’nın 3 milyar Avro’nun Türkiye’ye taahhütlerini yerine getirdikçe aşamalı olarak verilmesini istemesi dikkat çekicidir.

Tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları konuların çoğunun birbirleriyle bağlantılı olduğu, bunların arasında Türkiye için yaşamsal önemde olan Kıbrıs sorununun çözümünün önemli bir etken olacağı anlaşılmaktadır.

Brüksel’de gerçekleşen Zirve’yi “tarihi bir gün” ya da “bahar havası” şeklinde tanımlamak için zaman erkendir.