Ne çok değerimizi yitirdik son aylarda. Hepsi de sessizce ayrıldılar aramızdan, belleklerimizde derin izler, unutulmaz anılar bıraktılar.

Belleğimde unutulmaz anılar bırakan çok değerli bir sanatçımızın ölüm ilanını Cumhuriyet gazetesinde görünce derin bir hüzne kapıldım.

Yurt içinde ve yurt dışında ülkemizin yüz akı olan bir sanatçımızı, Erol Aygün’ü yitirmenin acısı var yüreğimde… Yıllarca Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda kemanıyla dinleyicileri büyüleyen Erol Aygün’ü son yolculuğuna uğurlayamamanın ezikliğini duyuyorum.

Erol Aygün’le dostluğum çok eski yıllara dayanır. 1950’li yıllarda Ankara’da kurulan Helikon Derneği tüm sanatçıların özlemini duyduğu bir yuva idi. Erol Aygün’le ilk dostluğumuz bu sanat yuvasında başladı, yaşamının son günlerine kadar aralıksız devam etti. Erol Aygün, Türkiye’de emekli olduktan sonra Almanya’nın önemli bir kentinde orkestra da sürdürdüğü çalışmalarıyla Alman müzikseverlerin de gönlünü kazanarak ülkemizi başarıyla temsil etti. Erol kemanıyla küçük yaşta kendine özgü bir dünya kurdu, Mozart Beethoven, Bach ve diğer ünlüler onun en büyük dostlarıydı.

Askerliğimizi birlikte yaptık. Ancak yaşam boyunca ortak konumuz hep klasik müzik oldu. Yaşama veda etmeden bir ay önce Ankara’da Tunalı Hilmi Caddesi’nde son beraberliğimizi unutamam.

Değerli yazar Onat Kutlar, “Bir Görüntü Evrenine Yolculuk” başlıklı yazısında şöyle der:

“Bazı dostlarımız vardır, onlarla sadece karşılaştığınızda değil, isimleri aklınızdan geçtiğinde de yüzünüz aydınlanır. Bir gülümseme geçer gözlerinizden… Bu insanların sayıları ne kadara azdır”

Erol Aygün yüzümüzü aydınlatan bir dosttu. Onu saygıyla anıyorum.