Biliyorum başlık bir hayli iddialı oldu. lakin bazen meramınızı anlatmak için iddianızı da ortaya koymanız gerekiyor. Zira siyasette iddialı olmazsanız iktidar olamıyorsunuz. İddialı olmanız için de elinizin güçlü olması lazım.

Türkiye’de yerel yönetimler ve daha özelinde belediyeler, genel iktidarın önemli bir parçasıdır. Ya da şöyle söylersek daha uygun olur; belediyeler, Türkiye’de sağ iktidarların iktidarını devam ettirebilmeleri için her zaman olmazsa olmaz en önemli faktör olmuştur.

3 Kasım 2002’den bugüne 15 yılda AKP iktidarını anlamlandırmaya çalıştığımızda aslında AKP hareketinin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “yerelde ve genelde hizmet bizim işimiz” algısını önce yerelde ve nihayetinde geneldeki iktidarını inşa ettiğini hepimiz gördük ve bire bir yaşadık.

AKP’nin 15 yılda iktidarını bu kadar sağlamlaştırmasında Refah Partisi döneminden itibaren kazandığı belediyeler aracılığıyla hizmet belediyeciliği algısını güçlü tutması ve bunun üzerinden siyaset kurgusunu iyi yapmasının çok ciddi bir payı var.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önce RP İstanbul İl Başkanlığı görevini yürüten ve sadece kendi cenahında güçlü bir konumda olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini Türkiye kamuoyuna tanıtma imkânını bulması 1994 Yerel seçimlerinde %25,2 oyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı seçilmesiyle başlar.

Bu seçim sürecinde gerek Erdoğan’ın anlattıkları gerek çalışmanın içerisindekilerin yansıttıkları, gerekse dışarıdan gözlemler göstermektedir ki; kampanya döneminde kent hayatının olduğu tüm noktalara temas edilmiş ve kentte biriken sorunların mağdurlarına dokunulmuştur. Yine Erdoğan, 1989 yerel seçimlerinde Beyoğlu Belediye Başkan adaylığında şu cümlelerle siyasal iletişim stratejisini açıklamıştır: “İlk yenilik, bizim partimizde kadınların ilk defa Beyoğlu seçimlerinde aktif siyasetin içinde yer almalarıydı. O çok anlamlıydı ve bizimle beraber çok ciddi bir çalışma yaptılar. Beyoğlu’nun İstiklal Caddesi’ndeki tüm meyhanelerine varıncaya kadar girdik, dolaştık.”

Bu yazının amacı tabi ki Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin belediyecilik serüveni değildir. Ancak bunları hatırlatmamın amacı, odaklanılması gereken noktanın elde tutulan belediyeler aracılığıyla kentteki hayata dokunulması gerektiğini vurgulamaktır.

Belediyeler eliyle kentlerin tüm damarlarına sirayet etmek mümkün olacaktır. Şu bilinmektedir ki genel siyasi söylemler, ideolojik tartışmalar her eve girmez ancak belediyelerin hizmetleri her eve girmektedir. Burada kastedilen toplumun apolitik olarak ele alınması değil verili durumun gerçek hayattaki karşılığıdır.

Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde oluşturduğu “danışmanlar kadrosu” ile kentin birikmiş tüm sorunlarını çözme iddiasında bulunmuş ve sosyal yardım belediyeciliğini başlatarak orta ve alt kentli sınıfı hizmetlerinden memnun bir noktaya getirmeye çalışmıştır. 

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi deneyiminin de büyük etkisiyle AKP’nin belediyeleri kullanarak kentlerin tüm kılcal damarlarına kadar ulaştığı, özellikle sosyal yardımlar aracılığıyla toplumsal rızasını pekiştirdiği herkesin kabul ettiği bir gerçektir.

Ancak bizim için mesele mevcut durumu kabullenmekten daha fazlasını yapmaktır. Türkiye’deki tüm belediyeler AKP’li olmadığına göre belediyeleri kullanmak AKP’nin siyasi tekelinde değildir. CHP de elinde bulundurduğu yaklaşık 175 belediye ile kendine siyasi olarak yakın olsun ya da olmasın toplumun tüm kesimlerine “hizmet götürme” fırsatını elinde tutmaktadır.

Benim buradaki iddiam şu; CHP elindeki belediyeleri kullanarak ve daha fazlasını yaparak iktidar olabilir.

Antalya, Mersin, Adana, Bursa, Eskişehir, Çanakkale, Hatay, Aydın ve sayıları daha da fazla olan kentlerde de yine merkez ilçelerde CHP’ye ait olan belediyeler bulunmakta. Türkiye geneli olarak düşünüldüğünde hem nüfus hem de ekonomik olarak CHP’li belediyelerin tuttuğu alanın hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğu görülüyor. Asıl mesele parti programını ve siyasetini belediye hizmetlerine şırınga ederek hem topluma CHP’yi göstermek, hem de “Belediyecilik sosyal demokratların, solcuların işidir” dedirtmek.

Toplumda yapılan bir güzel ve anlamlı bir iş eğer “bu CHP’li bir belediyenin hizmetidir” şeklinde bir algı oluşuyorsa, bu durum artık ülkede siyasal iklimin değişmeye başladığını gösterir.

Sadece hizmet belediyeciliği ya da sadece sosyal yardım yapaylığında belediyecilik sosyal demokrat belediyecilik anlayışını yansıtmamaktadır. Genel politikanın toplumcu belediyecilik formunda şekillenmesi ve tüm politikaların bu çerçevede kurgulanması bir gerekliliktir.
Çöp toplamak, kaldırım yapmak, altyapı hizmetleri vermek vb. hizmetler klasik anlamda belediyelerin zaten kamu görevidir. Salt bu hizmetleri vererek topluma dokunmak ve onu siyasi olarak etkilemek mümkün değildir. Bu hizmetlerden farklı olarak insanların düşünce dünyasına etki edebilmek, gündelik hayatlarında var olabilmek hayati bir noktadır.

Bu noktada belediyelerin toplum merkezleri, eğitim kuruluşları, kreşler ve kütüphaneler gibi kamusal alanları en etkin biçimde kullanması ve bir hedef doğrultusunda işletmesi gerekmektedir. Eskişehir Büyükşehir Belediye başkanı Yılmaz BÜYÜKERŞEN ve Çankaya Belediye Başkanı Alper TAŞDELEN, bu konuda rutin belediyecilik hizmetlerinin dışına çıkan, toplumun önünden giden lider devlet adamı niteliğindeler.

Çankaya’da yapılan kültür merkezleri, öğrenci yurtları ve kent hayatı ile kurulan etkileşimin olumlu geri dönüşü Çankaya Belediyesi kadar CHP açısından da büyük kazanımlar getirecektir. Hiç kuşkusuz örnekleri saymakla bitmeyecek bütün CHP’li belediyeler bu farkındalıkla çalışmakta daha doğrusu çalışmak durumundadır. Belediyelerin kazandığı her olumlu puan partinin de hanesine yazılmaktadır, bu unutulmamalıdır.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun her belediye başkanından özellikle yoksul mahallelerde mutlaka kreş yapılmasını istemesi önemli bir noktadır ve incelenmesi gerekmektedir.

Kadının iş hayatından, toplumsal hayattan dışlandığı mevcut koşullarda, kadınların üzerinden bu kuşatmayı aşmak için CHP’li belediyelerin üzerinde büyük bir sorumluluk bulunmakta.

Bunun tek yolu sadece kreş değil elbette, kadın=anne=ev hanımı denklemini kırmak için CHP’li belediyeler kadınlara iş fırsatı sunacak projeler geliştirmeli, diğer insanlarla etkileşim kuracakları ve eve kapanmayacakları alanlar yaratmalıdır.

Daha önce de yazmıştım, belediyeler yerelde en önemli istihdam kaynağıdır. Belediyeler sadece kendileri işveren sıfatı ile değil, sanayi ile ve genel olarak tüm kent ekonomisi ile kuracağı sağlam ilişkiler sayesinde kentin işsizlik sorununu çözmede büyük katkı yapabilir.

Yakın çevremden ve gözlemlerimden işittiğim kadarıyla, Balıkesir’de olası bir belediye başkanlığı değişiminde özellikle taşeron işçilerin işsiz kalma korkusu var. Bu durum taşeron işçiler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. İşte tam da bu noktada solcu ya da sosyal demokrat bir belediyenin nasıl davranması gerektiği konusunda bir sınav var.

Bu sınav solcu ve CHP’li belediyeler için çok ciddi bir sınav. Çünkü işsizlik insanların yaşarken karşılaşabileceği, sağlık sorunundan sonra, en ciddi problemdir.

Solcu bir belediye, insanların işiyle gücüyle uğraşmaz. Sen şucusun, onun için işine son veriyorum demez, diyemez. İşten çıkarttıklarının yerine kendi görüşümden olanları getireceğim demez, diyemez.

İnsanlara eşit ve adil davranır. Belediyenin kaynaklarını ve hizmetlerini kentte yaşayan her insana eşit bir şekilde götürmeye çalışır.

Son söz; Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var, Balıkesir’de yeni bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç var, o da solcu, adaletli ve insancıl bir belediyecilik.