İngiltere’nin ateşlediği ve bütün batı ülkelerini ve ABD’yi de içine alan Rusya aleyhtarlığı tutum, genişleyerek devam ediyor. Karşılıklı diplomatlar sınır dışı edilip ülkelerine gönderiliyor.

Çift taraflı çalıştığı iddia edilen, bir Rus ajanıyla kızının, sinir gazıyla Londra’da zehirlenmesi olayı, Batı-Rus ilişkilerini germeye yetti.

Her ne kadar İngiltere’nin elinde kesin deliller bulunmasa da, ilişkileri bozma eğiliminin altında başka hedeflerin yattığı ortadadır.

İngiltere’nin tarihi müttefiki ABD ve AB ülkelerini ve NATO’yu da yanına alarak saldırıya geçmesi, bu olayın sadece casus krizi olmadığının açık göstergesidir.

Peki, bunun arka palanında ne olabilir?

Bir; Son yıllarda Rusya’nın hızlı gelişmesi ve batının bundan endişe duymasıdır.

İki; Batının ve NATO’nun bir üyesi olan Türkiye’nin Rusya’yla iş tutması ve batıyı devre dışı bırakmasıdır.

Üç; Rusya’nın doğu Ak denizi Suriye üzerinden tutması söz konusudur.

Dört; Ortadoğu Petrol ve doğal gaz kaynaklarını kontrol altına alma ihtimalidir.

Beş; Ortadoğu halklarının hamisi olma korkusudur.

Rusya lehine olan bu gelişmeler Batıyı ve ABD’yi iyice endişelendirmektedir.

Fakat şu da unutulmamalıdır. Her ne kadar batının ve ABD’nin hedefi Rusya gibi görünse de, asıl hedefin Türkiye olma ihtimali de akıldan çıkarılmamalıdır.

Türkiye’nin bir NATO ülkesi ve Batının müttefiki olmasına rağmen, Rusya’yla Suriye konusunda işbirliği yapması, bir başka ifadeyle Batıyı ve ABD’yi devre dışı bırakması, Batının ve ABD’nin kabullenebilecekleri bir durum değildir.

Her ne kadar müttefikleri olan Türkiye’ye karşı açıktan saldırıda bulunmasalar da, Türkiye’yi Rusya üzerinden vurmaya çalıştıkları aşikârdır.

Birde olaya şöyle bakalım. Eğer Rusya, Suriye’de Türkiye’yle işbirliğine gitmeseydi, Batı ve ABD Rusya’ya karşı bir casusluk olayı üzerinden böyle çok kapsamlı bir saldırı başlatırlar mıydı? Hiç sanmıyorum.

Şunu da unutmamak lazımdır. Batı ve ABD ne zaman Rusya’ya karşı bir ambargo veya diplomatik saldırı başlatsa, bu saldırılar her zaman Rusya’nın menfaatine olmuştur.

Nasıl mı?

Şöyle.

Ukrayna-Rusya çatışmasını hatırlayalım. Batı ve ABD, Ukrayna–Rusya krizinde, Ukrayna’nın güya yanında yer almıştır. Peki, netice, Rusya hem Kırım’ı, hem de Ukrayna’nın doğusunu ilhak etmiştir.

Yine Rusya-Gürcistan krizinde de aynı şeyler olmuştur. Batı ve ABD güya Gürcistan’ı destekliyorlardı. Buna rağmen Rusya ne yaptı,  Gürcistan’dan Abhazya’yı koparıverdi.

Sanki Rusya, Batı ve ABD arasında danışıklı dövüş yapılıyor gibi bir durum söz konusudur.

Suriye konusunda da hiç şüpheniz olmasın ABD, Batı ve Rusya’nın perde arkasında bir ittifakları söz konusu olma ihtimali de büyüktür. Bilindiği gibi ABD ile Rusya’nın Suriye’deki zımni ittifakları bunun en güzel örneğidir.

Bu ittifakın önümüzdeki günlerde Türkiye’ye karşı büyük tuzaklar kurabilecekleri de unutulmamalıdır.

Çünkü hepsinin Türklere karşı tarihten gelen bir husumetlerinin var olduğunu biliyoruz.  Bunun da zaman zaman su yüzüne çıktığını da görüyoruz. En ufak bir menfaat çatışmasında, hemen Türkiye’nin karşısında nasıl da saf tutuverdiklerini unutmayalım.

Eee ne denmiştir? Küfür tektir.

Fakat müttefiklerimiz! Batı ve ABD’nin Türkiye’yi Rusya’yla bazı konularda işbirliği yapmak zorunda bıraktığı da su götürmez bir gerçektir

Özellikle terör konusunda Batı ve ABD, her zaman terörün yanında yer almışlardır. Bugün de açıktan açığa bu tavırlarını sürdürmektedirler. Tabiî ki Rusya da onlardan farklı davranmamıştır. Hâlbuki terörü desteklemek bir insanlık suçudur. Ama onlar bu suçu açık açık işlemektedirler.

Evet, Türkiye’nin işi kolay değildir. Ancak beş bin yıllık devlet tecrübesine sahip olan Türkiye, bunların altından kalkabilecek bir tarihi geçmişe sahiptir.

Yeter ki Türkiye, tarihi devlet hafızamızı hatırlayıp, o hafıza kayıtlarında kayıtlı bulunan çözüm ve karşı koyma yöntemlerini bulup uygulamaya koyabilsin.

Unutmayalım “Su uyur düşman uyumaz.”