Tam da kazdığın kuyuya düşmek diye buna derler. Belçika’nın başkenti Brüksel’de meydana gelen canlı bomba saldırıları, Avrupa’yı şok etti. Nihayet Türkiye için kazdıkları terör kuyularına, Avrupalılar teker teker kendileri düştü ve düşmeye devam ediyor.     

Bu terör saldırılarına hiçbir zaman ve hiçbir nedenle olumlu bakamayız. Lanetle telin ediyoruz. Çünkü Türkiye yüzlerce defa damdan düşmüş bir ülkedir. Bizim gençliğimiz de, olgunluğumuz da terör olayları ve acılarıyla geçmiştir, geçiyor.  Analarımızın gözyaşları maalesef hiç dinmemiştir.

 Türkiye’de meydana gelen terör olayları söz konusu olduğunda, Avrupalı ülkeler adeta zevkten dört köşe oluyorlardı. Tedbir almak ve işbirliği yapmak şöyle dursun, teröristlere orantılı güç kullanılması için durmadan Türkiye’ye güya tavsiyelerde bulunuyorlardı. Adet yerini bulsun diye dil ucuyla şöyle sıradan kınayıveriyorlardı.

Türkiye’nin Teröristleri iade etmeleri konusundaki ısrarlarına rağmen, ülkelerinde barındırıyorlardı. Sebepleri de çok ilginçti. O da “düşünce ve fikir hürriyeti” dolayısıyla işlem yapamayacaklarını ifade etmeleriydi.

Teröristlerin hürriyetine bakarımsınız.

Bir Türk Atasözünde ifade edildiği gibi “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” misali.

Sırası gelmişken güzel bir sözümüzü de burada hatırlayalım.

“Mevla’m görelim neyler

Neylerse güzel eyler.”

Gün oldu harman oldu. Kurup besledikleri ve destekledikleri DAEŞ, EL KAİDE; PKK vb terör örgütleri, Avrupa’yı da bildiğiniz gibi vuruverdi. Geçtiğimiz yıl Fransa’da ve Almanya’da meydana gelen terör olaylarında da görüldü ki, terör kendilerini vurunca teröristlerin ne fikir hürriyetinden, nede düşünce özgürlüğünden bahseden oldu.  

Terör olaylarının meydana geldiği şehirleri ve bölgeleri dünyaya kapatıverdiler. Yetmedi askeri bölge ilan ettiler. Aynı durumu, ABD Ferguson şehrinde meydana gelen büyük çaplı protesto gösterilerinde de uyguladı.

Fakat teröristlere dengeli ya da orantılı güç kullanma konusundan, teröristlerin fikir ve düşünce özgürlüğünden hiç bahsedilmediği gibi kimsenin de aklına gelmedi.

Özellikle Belçika, teröristlerin en rahat hareket ettiği, korunduğu, hatta desteklendiği bir ülkedir. Sabancı suikastının katilleri, PKK ve DHKP’nin yöneticileri, başta Belçika olmak üzere, diğer Avrupa ülkelerinde rahat rahat yaşarlar ve kimse kıllarına dokunamaz. Sebebi fikir ve düşünce özgürlüğü dolayısıyla bir şey yapılamazdı.  Ne de olsa kendilerine herhangi bir zarar vermiyorlardı.

Ne zaman ki 22 Mart 2016 günü Belçika’nın başşehri Brüksel’de, yani Avrupa’nın başkentinde hava alanı ve Metro istasyonunda meydana gelen üç canlı bombalı saldırı oldu. Otuz bir insan hayatını kaybetti. İşte o zaman terör akıllarına geliverdi. 

İşin dikkat çekici tarafı ise, bu saldırılardan sonra Belçika’da teröristlerin ne fikir hürriyeti, ne düşünce hürriyeti, ne de eylem hürriyeti kaldı. Hatta ve hatta ne de orantılı güç kullanma konusu akıllarına geldi. Hemen bütün ülke sınırlarını dünyaya kapatıverdiler. Vatandaşlarına da sokağa çıkmayın, olduğunuz yerde kalın diyerek seyahat hürriyetlerini de kısıtlayarak askerleri sokaklara indiriverdiler.

Hani teröristlerin fikir, düşünce ve eylem hürriyeti vardı?

Hani teröristlere orantılı güç! kullanılması gerekiyordu?

Hani şu seyahat hürriyetine ne oldu?

Tabi ki Bürükseldeki bu terör olayları, Avrupa içinde, Belçika içinde bir turnusol oldu.

Peki, bütün bunlar sadece Türkiye’de meydana gelen terörist saldırılarında mı söz konusuydu yoksa?

Nasıl olsa terör saldırıları Türkiye’de oluyor ve Türk’lere zarar veriyor. Dolayısıyla Türkiye’de meydana gelen terör olayları vesilesiyle kendilerine Türkiye’yi eleştirme fırsatı doğuruyor düşüncesindeydiler. Onun için görmezden gelinip teröristler açıktan maalesef destekleniyordu.

Türkiye’de meydana gelen canlı kanlı terör patlamalarında, sesi soluğu çıkmayan Avrupa ülkeleri ve ABD, Brüksel’deki saldırılar sonrası dünyayı ayağa kaldırdılar. Bayrakları yarıya indirdiler. Hemen bir araya gelip terörü kınadılar ve ortak mücadele kararı aldılar. Ne kadar da güzel yaptılar. Ancak bunu Türkiye’deki canlı bomba saldırılarında da göstermeleri gerekirdi. Ne yazık ki oralı olmadılar. Böylece iki yüzlülükleri açık seçik ortaya çıkıverdi.

Peki, Bürüksel saldırısından sonra ne oldu?

Ne insan hakları, ne demokratik haklar, ne fikir, düşünce ve eylem özgürlükleri, ne de seyahat hürriyeti söz konusu oldu. Demek ki hepsi Türkiye gibi ülkeleri kontrol altında tutmak için birer bahaneymiş.

Televizyonlarda bir baba-kız yürürken başına gelenleri esefle izledik. Babanın sırt çantasından şüphelenerek kurşuna dizdiler. Buda yetmedi affedersiniz bir köpek ölüsü gibi tutup yaralı insanı yerlerde sürüklediler.

Peki, o bacağından tutarak sürüklediğiniz insan değil miydi?

Terörist bile olsa orantılı güç! kullanmak gerekmiyor muydu?

Hiçbir kişi sırtında çantayla gezemeyecek mi sizin hür! Ülkenizde?

Ülkenizde olan terör eylemlerinde, bırakın aklınıza fikir, düşünce, seyahat hürriyetlerinin gelmesini, hiçbir insanı kural bile gelmedi.

Biz yine Avrupa ülkelerine şu Atasözlerimizle seslenelim. Ey Avrupa “Beterin beteri vardır”, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.”

Kendinize yapılmasını istemediğinizi, Türkiye’ye de, başkasına da yapılmasını istememek, insanlık ve medeniyet ölçülerindendir. Bırakın artık dünyayı terörize etmeyi ve insanlığın mahvına sebep olan sömürü düzeninizi.

Koynunuzda koruyup, kollayıp, beslediğiniz o terör akreplerinin, bir gün kuyruğuna bastığınızda sizi de sokabileceğini görmüş olmalısınız.  Umarım ders alırsınız.

Son söz olarak şöyle diyelim.

EY AVRUPA;

Terörü elinizde koz sanmayın

Teröristin sözüne kanmayın

Gün olup kuyruğuna basınca

Sizde terör acısıyla yanmayın

***

Ağaçtan maşa olmaz

Terörden fayda umulmaz

Edinirseniz teröristi dost

Ülkenizde rahat uyunmaz

***

Türkiye’yi vuran kanlı terör

Size de bulaşır bu tümör

Kaygınız insanlık olmazsa  

Terörizme olur ülkeniz donör

***

Siz bilirsiniz hatırlatması bizden

Teröre cephe alıp, almamak sizden

Bırakın terör belasını kullanmayı 

Kaçacaktır huzurunuz bu yüzden