tarik @ politikam.com

FUTBOL konuşulan yerde canım sıkılır...

Her erkeğin futbolu sevmek zorunda olduğu bir ortamda benim için utanç verici bir durum ama; bu böyle...

Otomobillerin konuşulduğu ortamda dikkat kesilirim...

Konuşmak ne ki; her erkek otomobiliyle adeta sevişir!

Mevzu otomobilse, gerisi teferruat olur araba muhabbetlerinin derinleştiği masalarda.

 

***

ÇOĞU kadın için otomobil ulaşım aracının ötesine geçmezken..

Çoğu erkek için otomobil..

Kadından öte bir varlığa dönüşür!

 

***

ESKİDEN gizli gizli severdim otomobilleri.

Ehliyetim yoktu.. Kırkından sonra sürücülüğe terfi ettim.

"Hem ehliyetin yok, hem araba kullanmayı bilmiyorsun, hem otomobilleri konuşuyorsun" demesinler diye..

Gizli gizli...

Soranları, "nasıl olsa bizim hanım kullanıyor" mazeretiyle savuştururdum.

Kırkından sonra bir şey dank etti işte.

Şimdi, radara bile yakalanıyorum; o derece yani!

 

***

"OTOMOBİLİN en sevdiğin yanı neresi" diye sorarsanız..

Kokusu derim!

Sıfır kokusu diye bir şey var. Henüz insan teri, sigara dumanı, yağ, kir, pas, leke değmemiş.

Pırıl pırıl.

Üç yaşındaki arabamda bu koku durur hâlâ...

Temiz adamım vesselam!

Sigara içmedim hiç.. Yayayken günde iki paket.. Direksiyondayken no smoking.

Geçende biri tam arabaya binecekken sigara yaktı; "höyt" diye seslenmişim; "sigara yasak..."

 

***

SONRA göğüsler gelir...

Göğüs dediğin hem göz zevkini okşayacak, hem ergonomik, hem de estetik olacak.

Ahşap desenli kaplamalar falan kullanıyorlar meselâ; hastasıyım.

Geri dönüşüm malzemeden mamul plastik yoğunluklu bölümler olmayacak.

Dokununca, küt küt bakalit sesi gelmeyecek.

 

***

KEMİKLİSİNİ severim tasarımın.. Yuvarlak hatlı olmayacak.. Kaportada sert çizgiler, bakışlar biraz maço olacak.

Bazıları böyle ne bileyim çekik çekik, karikatür gibi bakıyor; otomobil dediğin sert olacak.

 

***

YENİ yetme çağımda ilk okuduğum romanlardan biriydi Tekerlekler.. Arthur Hailey'in bestselleri.

Macera, tutku, aşk, entrika, otomobil endüstrisi falan.

Muhteşem bir romandır.

Murat 124'le Anadol'lu yılların çocuğuyuz biz.. Tatile gelen Almancının seksen model Peugeot 305'ini görünce etrafında dolanıp santim santim incelerdik.

 

***

BAZEN ortalıktan kaybolurum.. Yeni modelleri incelemeye giderim plazalara.

Bazen ikinci elcilere takılırım; ne bombalar var ellerinde?

"Öğle yemeğine çıkıyorum" ayağına galerilere giderim...

Hiç biri olmadı, ikinci el otomobil sitelerine bakınırım.

Günüm günüme uymaz.. "Şu arabayı değiştirsem" dediğim günlerden birinde, çift kabin kamyonetlere dalarım.. Ertesi gün, diesel, otomotik sedanlara yolculuk yaparım. "İkinci elde para etmez" dedikleri SUV'ları incelerim; ikinci el tacirlerine inat!

Belki de tedavi gerektiren bir durum, bilemiyorum.

 

***

CUMARTESİ öğleden sonra..

Toyota Plaza Altan'da İkinci El Şenliği var..

'Xchange by Toyota' falan diye olaya enterasanlık katıyorlar.

Arkadaşları topladım, gittik.. Şenlik menlik yok.

Bahçede sekiz on ikinci el otomobil; bir de xchange flaması dikmişler, o kadar.

Farklı bir model, en azından takasta sizi kâra geçirecek bir araç arıyorsunuz; yok.

"N'apalım; sıfırlara bakalım" dedik.

İçeriye girip 2016'ları incelemeye başladık.

O sıra patronlardan Hakan Altan'a ilişti gözümüz.. Uzaktan bir merhaba çaktık ama, tanımadı.

Yaklaştık.. "Buyurun, ne vardı" diye sordu!

Biz O'nu otuz yıldır tanıyoruz; O bizi otuz yıldır tanımıyormuş meğer...

"Sen Bursa'ya gitmemiş miydin, yeniden Balıkesir'e mi geldin" diye sorunca..

Afalladık haliyle...

Beni, eski bir veteriner arkadaşına benzetmiş; iyi mi...

Yüzlerce kez aynı ortamlarda biraraya gelmişiz, konuşmuşuz, zaman zaman Toyota'ya gidip arabalara falan bakmışız.. Aynı masalarda yemiş içmişliğimiz de var..

Adam bizi tanımadı!

Yeniden kendimizi tanıtmak zorunda kaldık...

Hani sadece bizeyse bu, sorun yok.. Gelen giden herkese "çıkaramadım" diyorsa, sıkıntılı...

Dedik; "şenlik var diye geldik, hani davul zurna, hani pilav kazanları?.."

Düğünün kız evi tarafı gibiydi Toyota'nın xchange günleri...

Ha bu arada, çift kabin kamyoneti var Toyota'nın.. Hilux... Ona bakındık biraz.

Hilux diye okumayacaksınız.. "Haylaks" diyeceksiniz.

Daha avrupai oluyo öyle.

 

***

NEYSE efendim; madem haftasonu, madem otomobil konuşuyoruz.. Plazaları gezelim dedik yine.

Volkswagen'e uğradık; Yağcı'ya.

Henüz içeri girmeden, kapıda ikinci el bir Citroen DS4 ilişti gözümüze.. Kırmızı, cillop gibi.

"İkinci elde tutmuyor" diye Balıkesirli arabacı milletinin tercih etmediği bir Citroen modeli.

DS5'i daha muhteşem tabi.

Biraz bakındık.. Üstünde fiyat, model, özellikler falan yazmıyor.

Bakınırken, ikinci el elemanı geldi, kapıyı açıp cama yapıştırdı etiketi.

Biz hâlâ bakıyoruz.

Bizi görmemiş, hayaletmişiz gibi davrandı.. Uzaktan kumandayla arabayı kilitleyip gitti adam!

Müşteriyiz biz neticede.. Bakıyoruz.

O da zaten "bunlar bakıcı, alıcı değil" diye düşündü ki pas vermedi.

E bakmadan alınmaz ki!

"Birader, aç şunu da bi bakalım" diye seslendik.. Açtı, bakındık.

Bizimkini fiyatlandıracağız ya, "şu karşıdaki arabayla takas yapar mıyız" diye sorduk..

"Zor araba" dedi!

Zormuş bizimki.

Onunki kolay...

Galerici milleti böyledir hep.. Sizinki ikinci elde tutmuyordur, zordur, alıcısı yoktur, değersizdir...

Onlarınki dünyanın en iyisi.. Üstüne ikinci el yok; o derece!..

 

***

SONRA.. Mitsubishi, Fiat falan dolaştık az biraz.

Fiat'ın 500x modeli de fena değil; bakalım dedik.. Sipariş üzerine getiriyorlarmış...

Siparişi vereceksin, ödemeyi yapacaksın, sonra arabayı görüp dokunacaksın.

Töresel evlilik muhabbeti gibi... Evleneceğin kızı, nikahının kıyıldığı gün görüyorsun!

Ya da o kız, evleneceği adamı nikah kıyıldıktan sonra görüyor...

Böyle bir şey.

 

***

YÜZLERCE kere rastladığımız bir durum.. Yine aynı şey oldu.. Yanılmadık.

Arabacı milletinin tok satıcı esnafı bizi yanıltmadı.

"Buyurun, hoşgeldiniz, nasıl bir model bakıyorsunuz" demelerini bekliyorsunuz..

Demiyorlar!

Diyeni de, size direkt 'bakıcı' mualemesi yaptığı için ilgisiz kalmayı tercih ediyor.

O yüzden rahmetli Talat abimizin yerini hiç kimse dolduramıyor!

Fiat'ın satış müdürüydü bir zamanlar.. Kanserden gitti genç yaşta. O'nun gibisini görmedik Balıkesir'in plazalarında.

2004'de Ford CMax'e talip olduk; neredeyse aldık arabayı.. Adam bizi vazgeçirip Doblo sattıydı.

Binek araba nire, ticari nire...

O derece yani.

Talat abimizi de rahmetle anmış olalım vesileyle.