Enerji bugünlerin en güncel konularından biri. Türkiye’nin ekonomik olarak büyüyebilmesi için ucuz enerjiye ihtiyacı. Ucuz enerjinin kaynağı ise yenilenebilir enerji kaynaklarında fazlasıyla mevcut.

Altımızda sessiz sedasız yatan zenginliğimiz de yenilenebilir ve temiz bir kaynak olan Jeotermal enerji kaynağı.

Jeotermal dediğimizde hemen aklımıza kaplıcalar ve kaplıca turizmi gelir. Oysa altımızda yatan bu zenginlik kaplıca turizminden çok daha ötesinde bize ekonomik olarak zenginlik sağlayacak bir potansiyele sahip.

Jeotermal enerji öyle bir enerji kaynağı ki, bunun örneğin rüzgar ve güneş gibi kesilme ihtimali yok. Yılda % 98 oranında devamlılığı olan bir enerji kaynağı.

Eğer yer altı su kaynağı 130 derecenin üzerindeyse çok kömürden, doğalgazdan ve petrolden çok daha ucuza elektrik üretebiliyorsunuz. 1007 Megawattlık elektrik enerjisi üretim potansiyeli ile dünyada 4. sıradayız.

Jeotermal enerjiyi kullanarak üretim yapan seralarda tarımsal verimlilik tam 7 kat artıyor.

Jeotermal enerjinin kanıtlanmış bir başka bilimsel özelliği daha var. Yeraltından sıcak suyu çektikçe deprem bölgesindeki deprem enerjisi azalıyor ve dolayısıyla deprem üretme riski de azalıyor.

Kullanılan sıcak tekrar ana kaynağına deşarj olabiliyor. Bu nedenle bu kaynağın tükenme riski yok. En güzel tarafı da elektrik ya da ısınma amaçlı kullanılırken atık üretmiyor. Çevreye sıfır zararı var.

Jeo termal enerji alanında çalışan bilim adamları, biraz daha çaba gösterilirse, 40-50 yıl sonra dünyanın tüm elektrik enerjisi ihtiyacının jeotermal enerjiden karşılanabileceğini iddia ediyorlar.

Tabi, bu zenginliğin bir de dezavantajları var. Konuyla ilgili birçok dezavantaj ya da engel sayılabilir. Ancak bana göre en önemlisi jeotermal enerji santrallerinin kurulacağı alanlarda yer altından gaz sızma riskidir.

Bütün dezavantajlarına rağmen jeotermal enerji, geleceğin en önemli enerji kaynağı olmaya adaydır.

Dünya siyaseti enerji kaynakları üzerine şekilleniyor. Bugünün etnik, dini veya diğer türlü terör olaylarının temelinde gelişmiş batılı kapitalist ülkelerin bugünün ve geleceğin enerji kaynaklarını ve ona çıkan yolların kontrolü yatıyor.

Türkiye, petrole ve doğal gaza bağımlı ekonomik yapısıyla son derece riskli bir enerji politikasına sahip. Güvenli bir gelecek için Türkiye’nin enerji politikasını yerli ve temiz enerji kaynaklarına dönüştürmemiz gerekiyor.

Türkiye’de son yıllarda kömüre giderek artan bir ilgi var. Kömürle çalışan termik santraller kuruluyor. Ama ne yazık ki, kurulan bu termik santrallerin birçoğu ithal kömürle çalışıyor. Çünkü, yerli kömürün kalorisi elektrik elde etmek için son derece düşük.

Oysa toprağımızın altında kömürden başka kömürden daha temiz ve ucuz olan bir başka zenginliğimiz daha var. Jeotermal kaynağımız.

Balıkesir, jeotermal kaynak bakımından son derece zengin kaynaklara sahip. yakın zamanda elektrik üretimi olmasa bile tarımsal üretim için kullanıldığında köylümüz için, çiftçimiz için bulunmaz bir nimet.

Tarımsal kalkınma için jeotermali gündemimizin birinci sırasına oturmamız gerekiyor.

Büyükşehir Belediyesi’nin de tarımsal üretim amaçlı olarak jeotermale daha fazla yatırım yapması gerekiyor.