İslam dünyasında ve özelde Suriye’de büyük bir oyun oynanıyor. Bu oyun öyle bir oyun ki, bu oyunun asıl hedefi Türkiye’nin önünü ve Ortadoğu’yla ilişkisini keserek, Anadolu’ya hapsetmeye yöneliktir.

Çünkü İslam ülkeleri arasında süper güç olabilecek, İslam ülkelerine ve bütün mazlumlara kol kanat gerebilecek potansiyele sahip tek ve alternatifsiz ülke Türkiye’dir. Onun için ABD, AB, Rusya vb ülkeler bugünden kendilerince, kendi güvenliklerini sağlamak için tedbir almaya çalıştıklarına inanıyorlar.

Ayrıca bu oyunun diğer amacı, Türkiye’yi DAEŞ, PKK, PYD vb terör örgütleri vasıtasıyla ekonomik olarak çökertmenin yanında, iç çatışma çıkartarak Türkiye’nin bölünmesini ya da küçülmesini sağlamaya yöneliktir.

İki ezeli düşman gibi gözüken ABD ve Rusya, bu konuda hiç şüpheniz olmasın anlaşmışlardır.

Uzun zamandır Türkiye’nin, kendilerinin kurup kullandıkları terör örgütü DAEŞ’e destek verdiği algısını oluşturmaya ve Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü PYD(PKK) üzerinden bu planlarını icra etmeye çalışmaktadırlar. Ne acıdır ki ülkemizdeki bir kısım çevrelerde ya gafletten, ya da bilerek buna yardımcı olmaktadır.

DAEŞ ve PYD(PKK) bu iki süper gücün sopası niteliğindedir. Bu sopayla eğer başarabilirlerse ki başaramayacaklardır, Türkiye terbiye edilmeye, hizaya getirilmeye ve Suriye’deki planlarını gerçekleştirmeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Sonra da göreceksiniz DAEŞ de, PYD terör örgütü de bir şekilde ezilerek çöplüğe atılacaktır.

Nasıl bir dostluk ve müttefikliktir ki, ABD kendi dost ve müttefikini! Düşman kabul ettiği Rusya’yla anlaşarak, terör örgütlerini kullanarak ezmeye ve hizaya getirmeye çalışmaktadır.

Ayrıca ABD, Türkiye’ye rağmen terör örgütü PYD’yi dost ve müttefik olarak kabul ederek, onunla işbirliğine girmesi, niyetinin ne olduğu konusunda tereddüde mahal bırakmamaktadır.

Dost ve müttefik! Kabul edilen bir ülkenin, terör örgütlerini kullanarak Türkiye’yi terbiye etmeye kalkışması, ne ahlaka, ne dostluğa, ne müttefikliğe, ne de ciddi bir devletin ve stratejik ortağın güvenirliğine uygun düşer.  

Tekrar söylüyorum. ABD ve Rusya ortak emellerini gerçekleştirmek için terör örgütleri DAEŞ’i ve PYD’yi kullanıyorlar.  İşleri bitince de ikisini de alıp çöpe atacaklardır. Aynen El Kaide’yi kurup kullandıkları ve işleri bitince de çöpe attıkları gibi.

 Allah korusun Osmanlıda olduğu gibi, Türkiye’nin önü bir şekilde tekrar kesilirse, bir daha Ortadoğu’nun ve mazlum milletlerin yüz yıl daha kendilerini toparlamaları mümkün değildir.

Gelişen olaylara baktığımızda ABD ve Rusya’nın emellerini gerçekleştirmek için, Rus uçağının Türkiye sınırlarını kasıtlı ihlal ettirildiği ve düşürttürüldüğü de bir plan dâhilinde olduğu anlaşılıyor.

On, on beş yıldır yazıyor, söylüyoruz. Bakın Türkiye’nin kendi imkânlarıyla nükleer silaha sahip olmaktan başka çaresi yoktur. Bu böyle biline. Eğer Türkiye caydırıcı ve süper güç olmak istiyorsa, nükleer denemelerini bir an önce gerçekleştirmek zorundadır.

Kimse bizim altyapımız yok demesin. Küçük çekmecede yarım asırdan daha fazla zamandan beri var olan bir nükleer araştırma santralimizin olduğunu biliriz.

Ancak buradaki bilim adamları ve araştırmacılar yarım asırdır ne iş yaparlar onu bilmiyoruz. Bildiğimiz şudur ki yarım asırda atom bombası değil nötron ve elektron bombası bile yapılabilirdi. Peki, bunu bu zamana kadar niçin gerçekleştiremedik sorusunu kendimize ciddi manada sormamız gerekir.

Küçücük Kuzey Kore devleti bütün dünyayı karşısına alma pahasına da olsa bunu yapıyor ve hiçbir güç de bunu engelleyemiyorsa, Türkiye’nin ve Türk bilim dünyasının bunu da oturup tekrar tekrar düşünmesi gerekir.

Beş on bin kilometre uzaklardan gelip ülkelerinin güvenliği için Irak’ta, Suriye’de vb ülkelerde tedbir aldıklarını ifade eden ABD ve Rusya, Türkiye’nin kendi güvenliği için sınırlarında alacağı güvenlik tedbirlerini engellemeye çalışıyorsa, burada tek eksiğimizin nükleer güç olmadığımızdan başka açıklaması olamaz.

Eğer Türkiye nükleer güç olsaydı, ne ABD, ne AB, ne de Rusya vb ülkeler Türkiye’den izinsiz ne Suriye’ye, ne Irak’a, ne Ortadoğu’ya, ne Orta Asya’ya, nede Türkiye’nin hinterlant’ının herhangi bir bölgesine adım atabilirdi.

Onun için Türkiye bütün imkânlarını ortaya koyarak nükleer denemelerini en kısa zamanda yapmak mecburiyetinde olduğunu bilmelidir.

Yoksa sizin bölge ve dünya dengeleri üzerinde herhangi bir etkinizin olması mümkün değildir. Onu da yaşadığımız son yıllarda açıkça görüyor ve şahit oluyoruz.

 Laf başı geldiğinde,  Oğuzhan’ın “Hedefimiz güneş ışınlarının yayıldığı her yer” sözünü tekrarlamak ve 16 tane büyük imparatorluk kurduk, dünyaya kaç defa hâkim olduk, kimseden korkmayız, kimseye boyun eğmeyiz lafları havada kalır.

Oğuzhan güneş ışınlarının yayıldığı her yeri hedef göstermiş ama buralara maalesef Oğuz’un torunları değil, Corc’un, Petro’nun, Çin Cun’un, Maykıl’ın, Hans’ın, Fransuva’nın torunları ulaşmış.

Nükleer güç olmakla kalmayıp, yıldızlar arası seyahat yaparak, size tepeden bakıyorlarsa ve siz de Oğuz torunları olarak hâlâ yerde yaya yürüyorsanız, kusura bakmayın sizi kimse takmaz ve dikkate de almaz. 

Özellikle Türk ve İslam dünyasının bir an önce aklını başına alarak, birlik beraberlik içinde hareket etmesinin, ekonomik güç birliği sağlamasının bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir.

Yoksa böyle bölük pörçük olmanın, güç birliği sağlayamamanın kimseye faydası olmadığı gibi emperyalist güçlerin oyuncağı olmaktan kurtulmaları da mümkün değildir.

Unutmayalım bu güç birliği sağlanamazsa, bugün olduğu gibi gelecekte de kardeşi kardeşe kırdırmaya, ülkelerini işgal etmeye ve sömürmeye devam edeceklerdir.