Suriye’de kimyasal silahlar sanki ilk defa kullanılıyor. Batılı güçler, ABD, İngiltere, Fransa ve gizli müttefikleri bir anda ayağa kalktı.

Suriye’ye planlı, anlaşmalı, görüşmeli, haberli saldırı düzenledi. Buna mukabil Suriye’nin hava sahasını kontrol eden Rusya, hava savunma sistemlerini devreye sokmadı ve hiçbir karşılık da vermedi, vermiyor. Neden?

İki yıl önce de Suriye’de Esat yönetimi kendi halkına karşı defalarca kimyasal silah kullandı. Bu zamana kadar bir milyona yakın insan katledildi. Bu cinayetler işlenirken hiç sesi çıkmayan bu emperyalist güçler, ne oldu da birden bire saldırıya geçti.

Dikkat edin. Bu emperyalistler, Saddam’ı bir bayram günü asıyor, Suriye’yi Müslümanların kutsal kabul ettiği bir Miraç kandili gecesi vuruyorlar. Düşündürücü değil mi?

Bir tarafta ABD, diğer tarafta güya Rusya var. İki süper güç karşı karşıya gelmiş havası veriliyor. Lafta birbirlerine uzun menzilli füzeler gönderiyorlar, uçak gemilerini harekete geçiriyorlar, nükleer başlıklı silahlar yükleniyor. Sözde birbirlerini yok edecekler. Yerseniz.

Bir önceki 3.4.2018 tarihinde yayınlanan “Batı-Rusya zıtlaşması” başlıklı yazımızda şöyle bir tespitte bulunmuştuk. “Sanki Rusya, Batı ve ABD arasında danışıklı dövüş yapılıyor gibi bir durum söz konusudur.

Suriye konusunda da hiç şüpheniz olmasın ABD, Batı ve Rusya’nın perde arkasında bir ittifakları söz konusu olma ihtimali de büyüktür…” (http://www.politikam.com/makale/bati-rusya-zitlasmasi-m730.html)

Öyle zannediyorum ki, bu tespitlerimiz bu saldırılarla doğrulanmış oluyor. Görüldüğü üzere ABD ile Rusya aslında birbirlerinin dostlarıdır. Bakmayın siz dünya kamuoyu önünde birbirlerine posta attıklarına. Bunlar dünyadaki hegemonyalarını sürdürebilmeleri için böyle zaman zaman birbirlerine kabadayılık gösterisi yaparak, kontrollerinde olan devletleri ve toplumları konsolide etmektedirler.

Yapılan bu gösteriler daha çok figüran terör örgütleri bahane edilerek yapılmaktadır. Dün EL KAİDE, bugün DAEŞ ve PYD vb örgütler üzerinden sahnelenmektedir.

Bu biraz da Türkiye’deki seçim öncesi propaganda savaşlarına benzemektedir. Nasıl ki Türkiye’de her seçim öncesi parti başkanları birbirlerine demediklerini bırakmaz, kavga ederler, sanki birbirlerine düşmanmış gibi görünürler. Böylece taraftarlarının saflarını sıklaştırır ya da seçmenini konsolide etmeye(pekiştirmeye) çalışırlar. ABD ve Rusya’nınki de aynen buna benzemektedir. Dilerim yanılmış oluruz.

ABD ve Rusya’nın, gerçekten savaşa girmeleri halinde, her ikisinin de lehine olmayacağını bilmeyecek kadar akılsız olmadıkları aşikârdır.

Soğuk savaş dönemini hatırlayın. Yalta konferansıyla dünyayı paylaşarak bloklar oluşturup, ikisi de kendine düşen bölgeleri iliklerine kadar sömürmüşlerdi. İstediklerini iktidara getirdiler, istemediklerini götürdüler.

Şimdi de Suriye üzerinden böyle bir oyun oynandıkları açıktır. Siz buna ister danışıklı dövüş oyunu deyin, ister başka bir isim bulun.

Artık eski paylaşımlar miadını doldurdu. Bir oldubitti durum oluşturarak tekrar bir paylaşım masası ve senaryosu söz konusu olabilir.

Unutmayalım. Rusya Abhazya’yı, Kırım’ı ve Ukrayna’nın doğusunu ilhak etti. Peki, ABD bunun karşısında göstermelik ambargo dışında hangi önlemi aldı. Hiç. Güya Ukrayna’nın arkasındaydı.

Yine aynı şekilde Suriye’de perde arkasındaki anlaşmalarına göre Fırat’ın doğusu ABD’ye, batısı Rusya’ya bırakıldı. Bunu sahadaki uygulamalardan gayet rahat görebiliyoruz.

Son yapılan saldırıların temel hedefi hiç şüpheniz olmasın Türkiye ve İran’dır. Bunu önümüzdeki zamanda göreceğiz. İslam dünyasının en güçlü bu iki büyük devleti bertaraf edilmedikçe, emperyalist güçlerin İslam dünyasındaki istedikleri paylaşımları yapamayacakları anlaşılıyor. Ayrıca bu iki devlet ayakta kaldıkça, İsrail’in geleceğinin tehlikede olduğunu da düşünüyorlar.

Şunu açıkça ifade edebiliriz. Türkiye, ne ABD, ne AB, ne de Rusya tarafından dost olarak kabul edilmemektedir. Bunu bir defa ortaya koyalım.

Dostumuz, stratejik ortağımız gibi laflara kanmamak lazım. Hepsi de tarihten gelen Salip ile Hilal mücadelesinin farkındadırlar. Hilalin tarihi temsilcisi de Türklerin olduğunu, eğer Türkler güçlenirse önünde hiçbir gücün duramayacağını da iyi biliyorlar.

Onun için erkenden önlem almak amacıyla, gerçeği aratmayacak oyunlarla Türkiye’nin bir şekilde önünün kesilmesi gerektiği konusunda hemfikirdirler. Esat sadece perdedir.

Evet, karamsar bir tablo çizdik biliyorum ama maalesef meselenin özü budur. Bu oyunu iyi görmek, ona göre tedbir almak ve tedbirli olmak gerekir.

Kendi gücün dışında başka hiçbir güce ve ittifaka güvenilemeyeceği, son yıllarda yaşanan olaylarla tekrar tekrar gözümüze sokulmaktadır.

Unutmayalım, Türkiye’nin kişi başı milli gelirden aldığı gelir düzeyi otuz bin dolarları bulmadıkça ve en az on bin kilometre menzilli füzeler üretemediği ve nükleer güç olmadığı müddetçe, akla hayale gelmeyen oyunlar sahneye konmaya devam edilecektir.