Ortadoğu’da suların durulmadığı, bölgesel savaşın nasıl sonuçlanacağının belirsizleştiği bu duyarlı dönemde ABD Başkanı Trump’ın Ortadoğu’da ilk ziyaretini Suudi Arabistan’a yapması önemsenmesi gereken bir gelişme olarak yorumlamak gerekiyor.

Suudi Arabistan Kralı Salman tarafından görkemli törenlerle karşılanan Trump’ın 56 İslam ülkesi temsilcisi önünde “radikal İslamcı terörizm” sözcüklerini kullanmadan Suudilerden övgüyle söz etmesi dikkat çekmiş, ardından “Müslüman ülkeler teröre karşı mücadelede öncülük görevini üstlenmelidir” sözleriyle gelecek için beklentilerini açıkça söylemekten çekinmemiştir.

Trump’ın en önemli mesajı İran’a yönelik olmuş, “İran rejimi barış için ortaklık yapmaya karar verene kadar yalnız bırakılmalı, isole edilmeli” diyerek İran’ı hedef ülke olarak tanımlamıştır.

İran’ın yayılmacılığına karşı güç birliği çağrısı yapan Trump’ın bu açıklaması kuşkusuz en çok Suudileri mutlu etmiştir.

İki ülke arasında başta 110 milyar dolarlık silah satışı olmak üzere 380 milyar dolarlık işbirliği anlaşması ile Trump ve yönetimi Suudi Arabistan’dan başarı ile ayrılmıştır.

Suudi Arabistan ziyaretinden sonra 22 Mayıs günü İsrail’de de görkemli bir törenle karşılanan Trump konuşmasında kutsal topraklara gelmekten büyük mutluluk duyduğunu, İsrail ile ABD arasındaki sarsılmaz bağları bir kez daha teyit etmek için bu ziyareti gerçekleştirdiğini belirttikten sonra İran’a yönelik “İran teröristleri ve milisleri eğitmeyi durdurmalıdır” şeklindeki sözlerine İsrail Başkanı Netanyahu alkışlarla karşılık vermiştir.

23 Mayıs günü Kudüs’te konuşma yapan Trump, yine İran’ı hedef olarak göstermiş, İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına izin verilmeyeceğini vurgulamıştır. İsrail, Ortadoğu’da IŞİD’den çok İran’ı tehdit olarak görmektedir. Bu nedenle Trump’ın bu ziyareti iki ülke arasındaki bağların daha da güçlenmesini sağlamıştır.

Bölgemizde ülkemizi yakından ilgilendiren çok önemli gelişmeler olmaktadır. ABD’nin öncülüğünde Ortadoğu’da Sünni-Şii çatışmasının hazırlıkları yapılırken Türkiye’nin bu tehlikeli ortamda diplomasiye ağırlık vererek taraf olmaması ulusal çıkarlarımız açısından tek seçenektir.