Batılıların tarihin derinlilerinden gelen Hıristiyan birliğini kurma hayalinin bir tezahürü olan Avrupa birleşik devletleri(AB), gelişimini tam olarak tamamlayamadan dağılma ya da çöküş sürecine girmiştir.

İngiltere’nin, referandum sonucu birlikten ayrılma kararı, AB’nin de sonun başlangıcına geldiğinin işaretidir. Peşinden Fransa, Hollanda, İspanya vb ülkelerin de bunu takip edebileceği unutulmamalıdır.

AB’nin temel hedefi bütün Avrupa’yı, Avrupa birleşik devletleri adı altında birleştirmekti. Bir başka ifadeyle Hıristiyan(Haclı) birliğini gerçekleştirmekti. Bunu da saklamıyorlardı.

Avrupa birleşik devletleri fikrini ilk defa 17.yüzyılın başlarında Immenuel Kant ve Victor Hugo gibi batılı fikir ve düşünce adamları dile getirmişti. Bu fikirler ancak 20.yüzyılda ete kemiğe bürünebilmiştir.

Avrupa birleşik devletlerinin(AB) her ne kadar Parlamentosu, merkez bankası vb devlet kuruluşları oluşturulmuşsa da işler planlandığı gibi gitmemektedir.

Üye ülkelerin sosyoekonomik farklılıkları bazı sorunların yaşanmasını kaçınılmaz kılmıştır.

Özellikle İngiltere’nin dünya çapında kurduğu hegemonya ve ittifakları kaybetmek istememesi nedeniyle, birlik gerçek anlamda sağlanamamıştır.  

İngiltere’nin Sterlinden vazgeçmemesi ya da Euro’ya geçmemesi Avrupa birliği içinde her zaman bir sorun olarak devam etmekteydi.

AB’yi oluşturan Almanya, Fransa ve İngiltere’den oluşan üçlü ve güçlü sacayağından birisi olan İngiltere’de yapılan referandum neticesinde, AB’den ayrılması demek, geriye kalan iki ayaklı sacayağının ayakta kalamayacağının da bir göstergedir.

 Şunu kabul etmek gerekir. İngiltere olmadan Avrupa birliğinden ya da Avrupa birleşik devletlerinden bahsetmek pek mümkün olmayacaktır.

Her ne kadar Almanya başbakanı Merkel İngiltere olmadan da birliğimiz devam edecek dese de, bu tarih açısından da, coğrafik açıdan da pek mümkün değildir.

Bu durumu Türkiye açısından değerlendirecek olursak, İngiltere’nin AB’den çekilmesi Türkiye çıkarları ve geleceği açısından olumlu olmuştur.

Çünkü Avrupa birliği ya da Avrupa birleşik devletlerinin gerçekleşmesi, Türkiye’nin gelecekteki çıkarları ve bekası açısından büyük tehlikeler içerdiğini belirtmemiz gerekiyor.

Bu durumu yaşadığımız son yıllardaki Türkiye-AB arasında cereyan eden olaylar nedeniyle izaha bile gerek duymuyorum. Çünkü Türk milletinin zaferleri batının yas günleri, Batının zafer günleri Türk milletinin yas günleridir. Zaten Türkiye’nin Müslüman olması nedeniyle asla AB’ye alınmayacağını çeşitli AB yetkilileri defalarca dile getirmişlerdir.

Daha önceki bazı yazılarımızda belirttiğimiz gibi, Avrupa birliğinin gerçekleşmemesi için Türkiye’nin Fatih Sultan Mehmet ve II. Abdulhamid stratejisi uygulaması gerekir.

Fatih Sultan Mehmet Ortodokslarla ittifak kurma üzerine politikalarını inşa etmiş ve batıya karşı bu politikalar sayesinde başarılı olmuştur.

İttihat ve terakki iktidarı ise uyguladığı yanlış Balkan politikaları neticesinde, Balkan halkları Osmanlıya karşı birleşerek Balkan faciası denilen hezimet yaşanmıştı.

Bu başarısızlık üzerine hapiste tutulan II. Abdulhamid’e bir heyet gidip sorarlar. Balkanlarda durumumuz çok kötü. Bütün Balkan halkları Osmanlıya karşı birlik oldular, ne yapalım?

II. Abdulhamid bu soruya karşı şu kısa ve öz soruyla karşılık verir.

 “Peki, bunlar nasıl oldu da bir araya gelebildiler?”

Yine kendine danışmaya gelen Rasim beye Balkan faciasına yönelik söylediği şu sözde çok önemlidir.“Balkan halkları birleşebildiğine göre, galiba siz Kiliseler arasındaki meseleleri hallettiniz” diyerek nasıl bir stratejiyle balkanları elimizde tuttuğunu ifade etmiştir.

Evet, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini uzun vadeli hedefleri gereği sağlıklı yürütmesi yanında, AB’nin dağılmasını sağlayacak ince stratejik politikaları da üretmesi gerekir.

Aynı zamanda en az onlar kadar her yönüyle kendi gelişmesini ve güçlenmesini de sağlaması lazımdır.

 Yoksa binlerce yıldan beri her alanda rakip olan Türk-Batı rekabetinin bu geçmiş tarihini unutup, sarmaş dolaş kuzu sarması olacağımızı düşünmek, geleceği okuyamamak ve görememek anlamına gelmektedir. Bu da Türk milletinin bekasının tehlikeye atılması anlamına gelir.

Neticede 2.ABD’nin(AB) dağılmasının ya da çokmasinin, Türkiye’nin hayrına olacağı konusunda şüphemiz yoktur. Öyle inanıyorum ki 1.ABD’nin de uzak olmayan bir zamanda dağılmasının kaçınılmaz olduğu bilinmelidir.